لومړۍ 200 کرښې.
Yine buna adım atmadan önce...
...eski Jonas yıllarında işlerin yürüyüş şekli konusunda
tartışabileceğimiz çok şey var.
Hatta üçümüzün işlerin nasıl yürümesi gerektiğine dair...
...düşünceleri konusunda.
Ve her an her şeyi kaybedebileceğimiz...
...korkusu.
Bunu doğru şekilde yapmak için...
...herkesin rahat hissettiğinden emin olmalı
ve her şeyden önce kardeş olmaya odaklanmalıyız.
Selam.
Selam.
- Bu iyiydi. - Selam!
Ne haber?
Muhtemelen pembe gözlükle bakmayı da bırakmalıyız.
Her şeyi açık açık konuşmalıyız.
Evet.
Bazı şeyler yürümeyecek işte.
Ne gibi?
Bilmiyorum. O kadarını çözemedim.
Sadece provalarda "Bu böyle olacak." demek yerine
her şey ortada olsun diyorum.
Evet de tam olarak ne diyorsun? Anlamıyorum.
Set listesi yapmak...
- Bunu ben yapacağım diyorsun. - Evet.
- Evet, işte onu soruyorum. - Tamam, özür dilerim.
Biraz... Yorgunum. Uğraşıyorum.
Bence yüzleşmekten çekiniyorsun.
- Yani sorun değil ama... - Hayır, yok öyle bir şey.
Çekinmiyorum. Hem de hiç.
Başlayın.
Dövüşün!
SYDNEY, AVUSTRALYA HAZİRAN, 2018
Biri geçen gün...
..."Şu hayatta biriyle veya bir konuda...
...yarım kalmış işin olsa
ve ölmeden önce halletme şansı bulsan, bu ne olurdu?" diye sordu.
- Merhaba. - Ne haber?
Ne var ne yok?
- Seni seviyorum. - Ben de seni.
- Seni özledim. - Avustralya'ya hoş geldin.
Bir kahve bir de mimosa içtim mi hazır olurum.
Tamam, peki. Seni kendine getirelim.
Birlikte vakit geçirmeyeli neredeyse altı yıl olmuştu.
Sadece üçümüz.
Kardeş olarak.
Yok artık!
Seni Amerika'dan nasıl çıkardılar? Bayağı etkilendim.
Biliyorum, etkileyici.
Seni görmek güzel.
- Gerçekten şaşırdın. - Tam bir sürpriz oldu.
- Evet. - Şaşırdım.
Resitalden sonra uçağa atladım.
Birlikte ilerleyebilmek adına
geçmişimizi gözden geçirmeliydik.
Avustralya'ya hoş geldin, Kev.
Avustralya'nın olayı bu.
- Harika. - Hoş geldin.
- Gelebildiğime sevindim. - Şerefe.
Burada olmayı seviyor musun, Joe?
Belli olmuyor mu?
Buraya ikinci evim diyebildiğim için şanslıyım.
Nasıl olduğunu hep merak ediyorum.
Neyin?
Hepsinin. Bizim.
Bizim yaşadıklarımıza benzer şeyler yaşayan...
...benzer durumdaki kaç kişinin aynı odada olmaya dahi
katlanamadığını biliyor musunuz?
Yani bizim... Jersey'den çıkamamamız
- gerekirdi. - Evet.
Anlatabiliyor muyum?
Jonas ailesinin...
Hazır mısınız?
Jonas ailesinin evine hoş geldiniz. İşte hayatımız.
DALLAS, TEKSAS 16 EYLÜL 1992
Bakın kimler geliyor.
Merhaba!
Baştan beri kardeşlerim ve ben
hep çok yakındık.
Gel baba. Bebek var.
Her şeyi birlikte yapmaya bayılırdık.
Güreş...
...arka bahçe sporları.
Tüm tatiller.
Çoğu zaman mahallede koşuştururduk.
Çevremde akrabalarla büyümedim.
Annemlerin arkadaşları,
tanıdıkları, müzisyenler, şarkıcılar vardı.
Onların dışında...
Biz bizeydik.
Ailecek sıkı fıkıydık ve birbirimizin en yakın arkadaşlarıydık.
O notayı koruyun! Devam!
Küçük yaştan itibaren, Von Trapp ailesi gibiydi.
Ne yapıyorsun? Çık dışarı.
Müzik hep vardı.
Vay canına, gitar çalıyorsun.
Öyle çalmayı nereden öğrendin, Nicholas?
Evimizde "Masada şarkı söylenmez." diye bir şey yoktu.
Masada şarkı söylemek teşvik edilirdi.
Burası, torunumun sahnesi.
Çok yetenekli bir genç. Bir piyanosu var.
Gitarı var. Şu gitara bakın.
Peki kendisi nerede?
Nick üç yaşındaydı ve koridorda yürüyordu.
Sahneye çık Nicholas!
Ve yanlış bir nota söyledi.
BABALARI
Ve sonra...
Geri gitti, en başa döndü.
Yürümeye başladı...
Ve gülümsedi.
Yürümeye devam etti.
Karıma dönüp,
"Şunu gördün mü?" dedim.
Hemen odasına gittik.
Ninnileri çıkardık,
hepsini attık.
Stevie Wonder'ın Definitive Collection'ını koyduk.
Annemle New Jersey'de bir kuaförde olduğumu hatırlıyorum.
Altı yaşlarındaydım.
Şarkı söyleyerek vakit öldürüyordum.
Annemin yanındaki kadın eğilip,
"Oğlum şimdi Broadway'de Sefiller'de oynuyor.
Sizin oğlunuz da yapabilir." dedi.
Nick bana bakıp, "Anne, Broadway'e çıkacağım." dedi.
1 EYLÜL 2003
ANNELERİ
Sonra bize oynayacağı gösterileri sıraladı.
"Kim bu çocuk?" dedim.
Bir Noel Şarkısı'nın seçmelerine katıldığımda
ve çalışmaya başladığımda...
BİR NOEL ŞARKISI
...ilk defa bir yere aitmiş gibi hissettim.
BİR NOEL ŞARKISI
Bunu deneyen bir bakıma ilk o oldu
ve öyle bir öz güveni vardı ki çıkıp insanların önünde
şarkı söyleyebiliyordu. Ona çok doğal geliyordu bu.
Şarkı söylemeyi, dans etmeyi, oyunculuğu seven çocuklarla olmaktan hoşlanıyordum.
O güne dek tanıştığım herkesten farklı
ve kibar olan o yetişkinlerden de.
SEFİLLER
Sanırım ona biraz gıpta ediyordum...
Biraz kıskanıyordum.
Kardeşler olarak hep bir rekabet vardı.
Yani bu gayet doğaldı.
Kimin trambolinde en fazla taklayı atacağından
kimin en tiz veya en bas sesle söyleyebileceğine kadar.
O yüzden Nick'i sahnede, tüm ilgiyi üstüne toplarken görmek...
Aileme, seçmelere katılmak istediğimi söylediğimi hatırlıyorum.
Joseph! Ne yapıyorsun?
Aniden komik birine dönüşüyordu.
Sürekli.
Ne? Dur. Bekle! Dur.
Joe, tam bir şaklabandı.
Oğlum! Harika! Evet! Aman Tanrım!
Oyuncu olmak, komedyen olmak istiyordum.
Bodrumda stand-up komedi yapıyordum.
Karşınızda Joseph Jonas.
Uydurma bir talk şov yaptığımı hatırlıyorum.
Nickelodeon'daki All That programına çıkmak istiyordu.
Katıldığım ilk gösteri Oliver'dı. Bir Off-Broadway yapımıydı.
Şarkıcı ve şovmen olarak beni çok geliştirdi.
Sahneye çıkmak ve tepkileri duymak
harika bir histi. Ait olduğum yer orasıydı.
Motor.
"76 Trombon".
Çocukken hep tuhaf okul dışı aktivitelere katılırdım.
Jimnastik, sırıkla yüksek atlama, sihir.
Aferin!
Bunlar oğlanlar için havalı şeyler değildi.
Ayrıca hiç paramız yoktu.
Elde ne varsa onu giyiyorduk.
Hedef tahtası oldum.
Çocuklar o yaşta çok zalim oluyor.
Bana eş cinsel derlerdi, ibne derlerdi.
Bok kafa derlerdi.
Yıkılırdım. Okuldan eve dönüp ağlaya ağlaya
annemlere anlatırdım.
Sanırım asıl zoruma giden
uyum sağladığım bir yer bulamamaktı.
Sevdiğim şeyler olmasına karşın
hiçbir zaman biriyle gerçek bir bağ kurduğumu hissetmedim.
Ama başka çıkışlar buldum.
E-Brain CD'sini koyup sekiz farklı menüden seçim yapabilirsiniz!
Kevin reklamlarda oynamaya başladı.
Hemen teklifler gelmeye başladı.
Yetenekleri sayesinde
kapıların açıldığı çılgın bir dönemdi.
Joe ve Nick, Broadway'de sahne alıyor, Kevin reklam çekiyordu.
New York'a 45 dakika mesafede oturuyorduk.
Annem Frankie'yi doğurmuştu ve çoğu zaman beni şehre o götürüyordu.
Arabada geçen onca saat.
Haftanın yedi günü.
Çok fazlaydı.
Hele yeni doğmuş bir bebekle.
Bazen babam vardiya yapardı.
Bir gece eve dönerken,
"Şarkı yazmayı dene." dedi.
Böylece Broadway gösterilerinden eve dönerken
şarkı yazmaya başladık.
No comments yet. Be the first to leave one.