As primeiras 200 linhas.
MERDİVEN BOŞLUĞU BODRUM
ÖLÇEK
RAHATINIZ VE GÜVENLİĞİNİZ ÖNEMLİDİR. ELİNİZİ YIKAYINIZ.
Askerlerin sana sadık.
İnfaz edileceğin için endişeliler.
İnfaz edilecek olsam Isaac bizzat gelirdi.
Sınırda Scar'larla aramızda çatışma çıkmış.
Anlaşma bozulabilir. Şu an onunla uğraşıyor.
Yine savaş çıkarsa tüm askerlere ihtiyacımız olacak.
O yüzden kendi adamlarını neden öldürdüğünü merak ediyor.
Leon da dâhil.
Leon mu?
Leon.
Tanrım.
Ne oldu?
- Birliğimin görevi hastaneyi... - Emniyete almaktı.
Emri biliyorum, ben verdim Elise. Ne oldu?
Zeminden altıncı kata kadar temizledik.
Birkaç dağınık Enfekte'yle başa çıkmak zor olmadı.
Sadece bodrum katları kalmıştı.
B1, B2, B3.
En kötüsünü bekliyorduk.
Sevdikleri bir ortamdı ve eskilerin dediğine göre
2003'te ilk Cordyceps hastaları oraya getirilmişti.
Üstelik de erişim sorunumuz vardı.
Merdivenler burada,
burada ve burada çökmüştü.
Tüm asansör kabinleri yer seviyesinin hemen altında sıkışmıştı.
Bodruma tek giriş çıkış yolu burası.
Bu merdivenlerdi.
Bu yüzden dün B1'e bir ekip gönderdim.
- Ne oldu? - Hiçbir şey.
Kat bomboştu, fare bile yoktu.
Bugün de aynısını umarak
B2'ye başka bir ekip gönderdim. Başlarına Leon'u koydum...
...çünkü o en iyi adamım.
Sonra telsizden haber verdi.
Duvarlarda ve zeminde Cordyceps varmış.
Yani Enfekteler de olmalıydı ama zaten o yüzden gitmişlerdi.
Devam etmelerini söyledim.
Beş dakika sonra yine telsizden ulaştı.
Bu sefer o...
Nefes alırken zorlanıyordu.
Konuşamıyordu.
Belki de
ısırılmamıştır dedim.
Isırıldın mı diye sordum...
...ve "Havada" dedi.
"Havada" dedi.
"Bizi hapsedin."
Havalandırmada olsaydı
hepimiz haftalar önce enfekte olurduk.
Bu yüzden diğer ekibimi yolladım ve B2'ye giden tek kapıyla
B1'e giden tek kapıyı kilitledik.
Ve Leon'un dediğini yaptık.
Onları hapsettik.
Başka hiçbir şey çıkmadı mı?
Başka hiç kimse hastalanmadı mı?
Tamam.
Hastaneyi kaybetmeyi göze alamayız.
Kesinlikle bilmesi gereken kişilere bilgi vereceğim, o kadar.
Bana göre durumu kalıcı bir şekilde
ve kahramanca çözdün Çavuş Park.
Sana borçlandık.
Oğlun için çok üzgünüm.
SEATTLE İKİNCİ GÜN
14. ekip, 13'üncü caddeyle Bradford'a, batıya ilerliyor. Bir buçuk kilometre.
Bir buçuk kilometre. Tamam.
İntikal ediyoruz.
İntikal ediyoruz.
İşte!
- Ne? - Işıklar.
Güzel.
Büyük bir jeneratörleri var. Doğal gaz bebeğim.
- Çözebildin mi? - Az kaldı.
Hastaneye güvenle gidebileceğimiz bir yol bulacak mısın?
Yardım edeyim mi?
Hayır.
Neden? Aptalım diye mi?
Ben öyle demezdim.
Öyle mi, ne derdin?
Okul odaklı olmayan.
Siktir git, okudum ben. Yardım edeyim.
Nirengi yapıyorum.
- Nedir, bilir misin? - Evet.
Üçgenlerle.
Oldukça standart.
Askerî hareketlerinin yönüne göre üslerine nirengi yapıyorum.
Açıları tahmin ediyorum.
Bir iletkiyle çok daha doğru olurdu.
Ben iletki getirdim aslında.
- Öyle mi? - Hayır.
Nedir bilmem ve işim olmaz.
Şimdi seni rahat bırakıp burayı keşfe çıkacağım
çünkü çok zekisin ve bunu çözüyorsun.
Ellie?
Evet?
Çözdün mü?
Sanırım, evet.
Güzel.
Batıya doğru güvenli bir yol izleyip bu noktaya geleceğiz.
Dur, sana göstereyim.
Kuzeye ve güneye devriyeye çıkıyorlar, böyle.
Dengeli yayılmışlar, tüm bölgeyi gözlemliyorlar.
Ama burayla burası arasında bir boşluk var.
Bu haritada şu uzun binayı görüyor musun?
- Evet. - Yani, oradan geçip devam edeceğiz.
- O uzun bina ne? - Bilmiyorum.
Ama yerleşim yerinden uzak,
belki depo falandır.
Görmezden gelemeyecekleri kadar büyük bir şey.
Neden devriye gezmiyorlar?
Enfekte.
Muhtemelen.
Oradan geçebilirsek devriyelerinin arkasına çıkarız.
Hastane oradan 400 metre uzakta.
Nora birinci katta, kuzey kanadının uzak ucunda olmalı.
Bekle, bunu nasıl biliyorsun?
Susmuyorlar. Her şeyi duyuyorum.
Aptallar.
Savaşın ortasındayken yerlerini yayınlıyorlar.
Evet, ben de onu düşünüyordum.
Şu savaştıkları "Scar'lar" var ya?
Yay ve ok kullandıklarını biliyoruz.
Ve tarikat gibiler, en azından çok dindarlar.
- Amişleri duymuş muydun? - Amişler mi? Hayır.
2003'teki bir tarikat,
daha çok Pensilvanya'da.
Ama 1800'lerde gibi yaşamayı seçmişler.
Belki öyle yaşıyorlar.
Elektrik ve teknoloji olmadan
çünkü bu salaklar dinlenmediklerinden
eminmiş gibi telsizle konuşuyor.
Kayıp telsizi de umursamadılar.
Güzel. Fazla eminler, bu lehimize.
Doğru.
Ama gözü kara hareket ediyoruz, o yüzden durum eşit sayılır.
Şimdi çıkarsak
o büyük şeye vardığımızda hava kararmış olur, değil mi?
Hadi gözü kara olalım.
Güvenli olduğuna emin misin?
Bana güvenmiyor musun?
Sana güveniyorum ama Seattle'a değil.
Ben de ama havayı yumuşatalım
çünkü yine heyecanlanırsam kusacağım.
Tamam, şuna ne dersin?
İsmini ne koyacaksın?
Kız olursa Ellie.
Erkek olursa Elijah.
- Gerçekten mi? - Hayır.
Neden? Güzel bir isim.
Bu da ne?
ONUN SEVGİSİNİ HİSSET BAŞINI HİSSET OROSPU
Tanrım.
Burada olmamalıyız. Gelmemeliydik.
Seni getirmemeliydim. Bebek bekliyorsun.
Ne yapıyorum ben?
Dina? Geri dönmek ister misin?
Seni geri götüreyim. Bunu yapmana gerek yok.
Çok aptalım.
Biliyor musun, bana öldürdüğüm ilk kişiyi hiç sormadın.
Tamam, kim?
Ben küçükken Santa Fe'nin kuzeyindeki bir ormanda, bir kulübede yaşıyorduk.
Etrafımızda tek tük aileler vardı.
Ama genelde kendi başımızaydık.
Annem ve kız kardeşimden öyle sıkılırdım ki
dışarıda oynayayım diye yalvarırdım.
Ama annem korkardı ve beni tek başıma dışarı bırakmazdı.
Sonra bir gün öylece çıktım.
Silahım varken kim bana bulaşırdı ki?
Hikâyenin sonunu zaten biliyorsun
çünkü artık Santa Fe'nin kuzeyindeki bir kulübede yaşamıyorum
ve artık bir annem ya da kız kardeşim yok.
Ama herkesin geçmişi berbat
ve o hikâyelerin hepsini duyduğumuza göre
sence bunda ne oluyor?
Bilmem ki. Yağmacılar?
Sadece bir kişi.
Sonra?
Eve döndün.
Ölmüşlerdi, adam yoktu.
Yaklaştın. Hâlâ oradaydı.
Çığlıklarını duydum
ve geri koştum
ama çok yavaştım çünkü sekiz yaşındaydım.
Beni duyunca arkasını döndü ve şaşırmış gibiydi.
Onu vurduğumdaysa daha da şaşırmış gibiydi.
Siktir, çok üzgünüm.
Bilmiyordum ama...
- Jackson'a nasıl geldin? - Önemli değil.
Önemli olan sadece bu.
Joel ne yaptı da o şekilde öldürdüler bilmiyorum
ama bunu hak etmiyordu.
Düşünüyorum da ya gizlice dışarı çıkmasaydım?
Ya annem ve kız kardeşim gözümün önünde dövülerek öldürülseydi?
Ya o orospu çocuğu beni izlemeye zorlasaydı?
Önce biz onun ailesine zarar vermiş olsak fark eder miydi?
Hayır.
Hayır.
Onu öldürmeseydim, eğer kaçıp gitseydi
No comments yet. Be the first to leave one.