The first 200 lines.
SPOOKY IN LOVE
3. BÖLÜM
Ne cüretle bana şantaj yaparsın?
Geçen sezon benim tasarımlarımı kopyaladığında sesimi çıkarmamıştım.
Ama haenyeo dalgıcı elbisemi kopyalamanı beklemiyordum.
O, ninemi düşünerek yaptığım özel bir elbise.
Bana bak.
Senin gibi bir hiçin tasarımını neden kopyalayayım?
İstediğin kadar konuş.
Sana kim inanır?
İnanıp inanmadıklarını göreceksin.
Güvenlik kamerası, tasarımlarımı
kopyaladığının delillerini kaydetmiş.
Hazırlıklı geldin, öyle mi?
Ver şu telefonu.
Tasarımda adıma yer ver.
Ver şu telefonu!
-Tasarımımı kullandığını itiraf et! -Telefonu ver dedim!
Da-mi!
Bir şey söylemeyecek misin?
Ne demek istiyorsun?
Tesadüf değildi, değil mi?
Dağda ilk karşılaşmamız,
taksicinin bagaja atılan cesedi ve son olarak Jang Eun-ju.
Pek mümkün görünmüyor ama diyelim ki hepsi tesadüftü.
Ama bu da tesadüf olabilir mi?
Ne demek istiyorsun?
Sen olsaydın…
Daha sonra konuşalım.
Şimdi kapalı bir yere girip ısın.
Deminki olay için…
Teşekkür ederim.
Bu tür şeylere alışkınım
ama bu korkmadığım anlamına gelmiyor.
Lütfen bununla sen ilgilen.
Benden daha iyi yaparsın.
Yemin ederim ki bu bir tuzak.
Bir hata olmalı!
-Fotoğraf çekmeyin. -Bir karışıklık oldu!
-Fotoğraf çekmeyin. -Bayan Kim!
-Bayan Jung! -Kanıtınız…
-Bayan Kim. -Efendim?
Bunu kimin yaptığını bul.
-Tazminat isteyeceğim. -Peki.
Dikkat edin.
Hadi çıkalım. Dikkatli olun.
-Teşekkür ederim. Adımınıza dikkat edin. -Büyükanne?
Burada kalacaksınız.
Lobide biraz dinlenin. Size anahtarları getireceğiz.
Sonra gidilecek yerleri göstereceğiz.
-Girelim mi? -Merhaba.
Büyükanne, Jeju'da mısın?
Jeju'da ne işim var? Tapınaktayım.
-Sen Jeju'da mısın? -Evet.
Burada olmadığından emin misin?
Ne saçmalıyorsun?
Bu arada bugün büyük su kitlelerinden uzak dur.
Tamam.
Of, bu kadın medyum falan mı?
Havalimanına ulaştın mı?
Evet, ulaşmak üzereyim.
Araba göndermene gerek yoktu.
Talihsiz olayı duydum.
Teşekkür etmek için yemek ısmarlayabilirsin.
Tabii.
Yakında Seul'de olacağım. Unutma.
Bunu yapacak bahçıvanlar var. Niye sen yapıyorsun?
Meseleyi duydum.
Halledildi.
Bu arada seni biri mi ziyaret etti?
Çok çabuk büyüyorlar.
Zamanında yolmazsan bütün bahçeyi yabani otlar kaplar.
Hey.
Da-mi defnedilene kadar yanında kalmalısın.
İkimiz birden izin kullanamayız, o yüzden ben döndüm.
Ama gerçekten çok üzgünüm.
Tamam, görüşürüz.
Rahatlıkla bana tutunabilirdi
ama sanki tutunmamak için her şeyi yaptı.
Deminki olay için… Teşekkür ederim.
Bu tür şeylere alışkınım
ama bu korkmadığım anlamına gelmiyor.
Bana ne için teşekkür etti?
Garip bir kadın.
Min-hwan'ın teklifini reddetmişsin.
Evet.
Geçen sefer bahsettiğim stratejiyi ayrıntılandıracağım.
Benim için tekrar bak. Yürütebileceğimden eminim.
Onu yeniden görmek nasıl geldi?
Yani…
Beni Jeju Adası'na Min-hwan için mi gönderdin?
Evet. Konusu açılmışken…
Onu çok beğeniyorum. Sen?
Romantik olarak mı?
Benim için sadece bir okul arkadaşı.
Geçen sefer söylemiştim, değil mi?
Hakkında süregelen söylentiyi susturmak için
en iyi çözüm, evlilik.
-Büyükanne. -Bu söylenti devam edemez.
Tek sorun otel değil. Ailemizin itibarı ne olacak?
Söylentilere bir evlilikle son ver.
Hadi ama, biz Joseon Hanedanı değiliz.
Beni evlenmeye zorlayamazsın.
Evliliğin
sadece bir evlilik olmayacak.
Ya halefiyet sırası Dong-jun ve Ha-ri'ye geçerse?
Babaları biyolojik oğlum olmadığı için dezavantajlı durumdalar
ama senin de bildiğin gibi
halefiyet tamamen kan bağıyla ilgili değildir.
Min-hwan'ın yardımıyla yabancı bir otel zinciriyle anlaşabilirsin
ve bu süreçte doğal olarak yakınlaşıp…
Hiç öyle bir niyetim yok.
Benim de
beklemek gibi bir niyetim yok.
Hakkındaki söylentilere son vermek için doğru zaman.
İki ay içinde evlen.
Evlenmezsen
Reina'nın lisansı konusunu yeniden masaya getiririm.
Siena Salonu'nu da.
Tamam ama bari şimdilik nişanla yetin.
Bozulan benim nişanımdı.
Son tarih değişmeyecek. İki ay.
Koca olarak Min-hwan'ı seçersen sevinirim.
Ama dediğin gibi, Joseon Hanedanı değiliz.
Yine de en azından ailemize uygun biri olmalı.
Peki. İşe dönelim.
Götür.
Artık Seung-jae'yi unutup yeni taliplerle
buluşacaksın, tamam mı?
İstediğin her şeyi aldık.
Peki.
Büyükannem böyle büyük bir mağaza açmayı düşünmez mi?
Reina Mağazası.
Onu başarıyla mahvedeceğimden eminim.
Bize yeni bir sanat galerisi açmasını sağlamak bile zor.
Mağaza fikrini unut.
Yeo-ri henüz fark etmedi, değil mi?
Otellerdeki eserleri.
Cheon Ha-ri?
Min-hwan, sen misin?
Vay be, görüşmeyeli çok oldu.
Aman Tanrım. Bak şu tesadüfe.
Görüşmeyeli nasılsın?
Gayet iyiyim.
Kore'ye ne zaman döndün?
Aslında fazla olmadı.
Çoktandır görüşmedik. Yemek yiyelim mi?
Bir hediye almaya geldim, yemek için vaktim yok.
Yakında güzel bir yemek ısmarlarım.
Size de Bayan Ok.
Girin.
Başkan Baek.
Min-hwan.
Görüşmeyeli çok oldu.
Min-hwan.
-Bu size. -Öyle mi?
Tanrım.
Çok güzel.
Bana bir şey almana gerek yoktu.
Sadece telefonda konuşmuştuk, yüz yüze görüşmek güzel.
-Gerçekten öyle. -Otursana.
Hiç değişmemişsiniz. Hatta daha da enerjik görünüyorsunuz.
Şakayı bırak. Artık yaşlı bir kadınım.
Yeo-ri'yle anlaşmaya varamamışsınız.
Sonucu bildiğiniz hâlde onu gönderdiniz.
Yardımınız için teşekkür ederim.
Tanrım.
Yeo-ri'yle yemeğe çıkalım mı?
Çok isterim.
Nasıl bir yere gitmek istersin?
Siz nereyi isterseniz.
Pek önemsemiyorum.
Merhaba efendim.
Bayan Cheon odasında mı?
Az önce eve gitti.
Arayayım mı?
Gerek yok.
Mesaiden sonra ben arasam bile açmaz.
Onu çok şımarttım.
Yazık oldu.
Artık daha sonra beraber yemek yeriz.
Hayır. Böylesi daha da iyi.
Baş başa sohbet ederiz.
Değil mi?
Rahat bir ortamda iyi bir yemek yiyelim.
Güzel olur.
Yani Min-hwan ve Ji-hwan ikiz değil mi?
Sesini alçalt.
Ablam duyarsa beni öldürür.
Şöyle oldu: Ablam kısır olduğunu öğrendi
ve ABD'de bir bebek evlat edindi.
Ama Kore'ye dönmeden hemen önce
-mucizevi şekilde hamile kaldı. -Tanrım.
Bu yüzden dönüşünü erteledi
ve Ji-hwan'ı doğurduktan sonra döndü.
Orada çok kalmasına şaşırmıştım.
Demek Min-hwan evlatlıkmış.
-Kesinlikle. -Demek o yüzden…
Min-hwan'ı o yüzden mi yurt dışına göndermek istiyorlar?
Orada ne yapıyorsun?
No comments yet. Be the first to leave one.