The first 200 lines.
Evet, efendim?
Ciddi misin? Ebeyi ara!
Güzel. Annen alıyor seni, değil mi? İyi.
Ben...
Evet ama...
Çeviri: Utku Akar İyi seyirler.
Kristian?
Vaktin var mı? Ne haber?
Üç aydır bizimlesin.
Çok sıkı çalışıyorsun ve bu pek görülen bir durum değildir.
Aramıza hoş geldin.
- Teşekkür ederim. - Pazartesi görüşürüz.
Teşekkür ederim.
- Selam bebeğim. - Selam.
- Ne kadar güzel kokuyor. - Çok güzel olmuşsun.
Neyi kutluyoruz? Başarmışsın!
Harika!
Seninle gurur duyuyorum.
- Tebrik ederim. - Sağ ol. Yemek az sonra hazır.
Süper.
Merhaba.
Bekleyin. Tommy diye birisini tanıyor musun?
Merhaba Kristian.
Ne işin var burada?
Kuzey Jutland'i ziyaret etmeyi çok istiyordum.
Hayır, birer kadeh...
...şarap içip sohbet ederiz diye düşünmüştüm?
- Adresimi nereden buldun? - Hiç kolay olmadı.
Aynı nedenden dolayı ben de Facebook'tayım. Ben ve Facebook? Hiç uyuşmuyor.
Merhaba.
- Kız arkadaşın mı? - Güle güle Tommy.
Peter hastanede.
Gelip sana bunu söylemek istedim.
Buraya bir daha gelme.
- Selam canım. - Selam Trine.
Merhaba anne.
- Evde durumlar nasıl? - İyi.
İyi, sağ ol.
Elias'ı diğer çocukların saçını çekmemesi konusunda uyarmak zorunda kaldık.
- Hayır Elias! - Bunu ilk kez yapmıyor.
Hayır, bu konuyu konuşmuştuk. Bunu yapmamalısın bir tanem.
Trine, Elias'ın yeterince dikkatini verememesi konusunda endişeliyim.
- Çocuğun var mı? - Evet, iki tane.
- Hiç yanlış bir şey yapmıyorlar mı? - Tabii ki yapıyorlar.
Ancak hatalarından ders çıkarıyorlar çünkü eşimle onlara bunu öğretiyoruz.
Aferin size.
- Teşekkürler. - Yardım alsanız daha iyi olabilir belki de.
- Sorun yok, güle güle, de haydi. - Güle güle.
Haydi bakalım.
Kristian, birkaç tane daha kasaya ihtiyacımız var.
Kristian?
Dur! Kristian!
Neyin var böyle?
Günaydın.
Pekâlâ, bu çok basit.
Varoluşçuluk ile temel esasçılık arasındaki fark...
...birisinde kendi kaderini kendin belirlersin...
...diğerinde ise kaderin Tanrı tarafından önceden belirlenmiştir.
Oldukça geleneksel ve daha yenilikçi bir görüş. Anlaşıldı mı?
Tobias?
Telefonunda acayip önemli şeyler oluyor sanırım?
Hayır, bugünün ödeviyle alakalı.
O zaman neden buraya gelip bizlere bunu anlatmıyorsun?
Ciddi olamazsınız.
Haydi bakalım. Sahne senin.
Cenevre Sözleşmesi'ni hiç duydun mu?
Eğlenmek için kendilerini ateşe veren kısa boylu insanlarla dolu yüksek koridorlar.
Burada, yarı sarhoş olmadığımız sürece tamamen aklı başındayızdır...
...ve bir kadeh içmediysen av başarıyla sonuçlanmış demektir.
Fakat küller ayakkabılarımızı griye boyarken...
...ve içtiğimiz şişedeki içki seyreldikçe... Ben sessiz kalıyorum.
Bir kelime ettiğimi bir düşünsene.
Bir kelime ettiğimi ve beni duyduğunu bir düşünsene.
Beni duyduğunu ve cevap verdiğini bir düşünsene.
Cevap verdiğini bir düşünsene.
Bu kadar.
- O kadar kötü değildi. - Hep beni seçiyor.
- Senin yapabildiğini biliyor çünkü. - Toby, bu akşam kaçta?
8:45.
- Ya kimse gelmezse? - Glen geliyor.
Glen...
- Elbette gelecekler. - Ya gelmezlerse?
Özel parti, içkiyle dolu. Gelecekler, rahat ol.
Bunu bilemezsin. Facebook'ta katılacaklarını paylaşmaları gelecekleri...
Ne olmuş yani? Bize bira, ekşi krema ve soğanlı cips...
...B.I.G ve "Hepsi Bir Rüyaydı" şarkısı lazım!
Olmaz!
Q, yalnız değiliz. Lütfen dur. Çok tuhaf hareketler bunlar.
İnsanlar bakıyor. Bunu beni gıcık etmek için yapıyorsun ve başarıyorsun.
- Harika bir şiir. - Leo!
- Çok iyi olduğunu söyledim. - Öyleydi tabii.
Leo, bu akşamki partine gelmek istemiyor.
- Yazdın mı? - Tabii ki yazdı.
Q, beni bırakır mısın? Sigara almam lazım.
Benimle yürür müsün?
Tabii.
Elias, bir öpücük ver bakalım.
İşte böyle. Görüşürüz canım.
Anne?
Saat beşte çıkmam gerektiğini hatırlıyorsun, değil mi?
- Burayla nasıl başa çıkacağız peki? - Ödevimizin son günü yarın.
- Anne, çalışma grubum... - Tamam, biz hallederiz.
- Anne... - Tamam dedim, değil mi?
İyi.
- Üç numaradan iki tane, sekiz numaradan bir tane hazır mı? - Evet, şurada.
- Anne, birazdan eve gidecek miyiz? - Evet canım, birazdan.
Mads.
- İyi misin? - Evet.
Biraz şoktayım işte.
Nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemiyorum.
Hayır...
- Belki de bir hafta izne çıkmalısın. - Neden?
Stine ve bebekle biraz kafanı dağıtmak için.
Hayır, sen merak etme.
- Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver, tamam mı? - Tabii, sorduğun için sağ ol.
Kristian, sen misin?
- Majbrit? - Seni görmek çok güzel.
Peter'le sen mi ilgileniyorsun?
Evet, çok karmaşık.
- Neyi var? - Prostat kanseri.
Ne kadar kötü?
Hanne ya da Trine ile konuşsan daha iyi olur.
Qr, doktor.
Sürekli seni soruyor.
Kendine iyi bak, olur mu?
Kristian.
Öldüm mü?
Burada olduğuna göre öldüm demektir.
Merhaba Peter.
Aslanım.
Neden daha önce aramadınız?
Aramalıydık.
Uzun zaman önce.
Hanne ile Trine nasıl?
Nasıl idare ediyorlar?
Trine...
Ne kadar süre buradasın?
Birkaç saat sonra trenle döneceğim.
Kristian.
Kalmak zorundasın.
Kalamam.
Sana ihtiyaçları var Kristian.
Her şey alt üst oldu. Artık devam edemem. Buna gücüm yok.
- Ne yapmamı istiyorsun? - Eve dön.
Onlara bir şans ver.
- Bana verdikleri gibi bir şans mı? - Onlar geride kaldı Kristian.
Olan oldu zaten.
Neye sırtını döndüğünden haberin yok.
- Merhaba. - Merhaba.
Ne işin var burada?
Tommy, Peter'dan bahsetti.
Peki.
Ne zaman... Ya da ne kadar buradasın?
Trenim iki saat sonra kalkacak.
Pekâlâ.
Gitmem gerek.
- Trine? - Kendine iyi bak Kristian.
Gözlerime inanamıyorum.
Bir şekilde sana ulaşabildim yani öyle mi?
Kapıdaki kadın kimdi?
Anne.
Nişanlım.
Yok daha neler!
Tebrikler. O zaman yakında düğün var, öyle mi?
Sana iyi davranıyor mu?
Beni istasyona bırakır mısın?
Daha yeni geldin. Peter'ı ziyaret ettin mi?
İlk önce onu görmeye gittim.
Bu kadar hızlı bir şekilde dönmene bir şey demedi mi?
- Ya Trine? - O da hastaneydi.
- Konuşma fırsatın oldu mu? - Pek sayılmaz.
- Bana hâlâ öfkelisin. - Bunu konuşmamıza gerek yok.
- Bana ihtiyacın vardı. - Sen bunu düşünme.
Sana neden...
...yardım edemediğimi bilmiyorum.
Annen öldükten sonra, Kristian ben...
O benim her şeyimdi.
Hanne ne durumda peki?
Peter'in Hanne'ye ilk takıldığı zamanı sana anlatmış mıydım?
Anlattım mı?
Balodaydık. Peter beni içeri soktu...
...çünkü içerideki en güzel kızı, Hanne'yi elde etmek için yardıma ihtiyacı vardı.
En sonunda Peter Hanne'yi dedenin tüm bahar...
...üzerinde çalıştığı o Riva yatına götürmeyi başardı.
Bir süre sonra işler kızışmaya başladı.
Çünkü direğin oradan gelen o "tak tak" seslerini duyuyorsun.
Gürültü dedeni uyandırdı...
...ve bir anda pijaması, terliği ve elinde tabancasıyla kapıda belirdi.
"Ne oluyor lan burada?" diye bağırdı.
Peter panikledi, donu ayaklarında, götü açık bir vaziyette...
...yattan atlayıp koşmaya başladı.
Zavallı Hanne...
Çok güçlü bir şekilde bağırıyordu. "Lütfen, onu öldürme! Onu vurma!"
"Onu seviyorum. Onu seviyorum! Onu vurma!"
Yüce Tanrım.
Sanırım en iyi anılarımdan biri budur.
Peter ile Hanne.
Evet.
Şerefe evlat.
Gelmek ister misin?
No comments yet. Be the first to leave one.