The first 200 lines.
TWIN PEAKS'E HOŞ GELDİNİZ NÜFUS: 51.201
Balığa gidiyorum.
Yalnız sis düdüğü ötüyor.
Ah be.
Lucy.
Lucy, ben Pete Martell. Lucy, telefonu Harry'ye ver.
Şerif, imalathaneden Pete Martell arıyor.
Kırmızı koltuğun yanındaki masada duran telefona aktarıyorum.
Duvara dayalı olan kırmızı koltuk.
Üstünde lamba olan küçük masa.
Köşeden taşıdığımız lamba.
Siyah telefon, kahverengi olan değil.
Günaydın Pete. Ben Harry.
Ölmüş.
Naylona sarılmış.
Bir dakika, bir dakika dur Pete.
Nerede?
Orada bekle sen. Geliyorum.
Doktor Hayward'a ulaş.
Packard İmalathanesi'nde benimle buluşmasını söyle,
barajın hemen altındaki rıhtımda.
O Andy'yi de uyandır, kıçını kaldırıp gelsin.
- Ne oldu? - Bir ceset bulunmuş.
Lucy, benden haber gelene kadar bundan kimseye bahsetme.
TWIN PEAKS ŞERİF DEPARTMANI
Burada.
Önce adli tıpçılar mı gelsin?
Hayır, suda kalmış.
Fotoğraf çeksek iyi olur.
- Kim peki? - Andy, fotoğraflar.
- Pardon. - Sonra da çeviririz.
Tabii, tamam.
Ah, Andy.
Yapma Andy.
Geçen yıl Bay Blodgett'in ahırında da aynısı oldu.
- Kamerayı bana ver Andy. - Özür dilerim.
Her seferinde olacak mı bu ya?
Özür dilerim.
- Çok özür dilerim. - Tamam. Tamam.
Adli tabibin kamyonetinden
sedyeyi getirir misin?
- Tamam. - Tamam.
Özür dilerim.
Harry, çevirelim.
Olamaz, Laura.
Laura Palmer.
Laura.
Laura, tatlım. Bir daha söylemeyeceğim.
Söyleyeceğim tabii.
Laura.
Laura.
Aman be.
Laura, hemen dedim.
Laura.
Laura.
Laura, tatlım, aşağıda mısın?
- Alo. - Bett, ben Sarah.
Laura'yı uyandırmaya gittim ama odasında yok.
- Bobby'yle mi? - Olabilir.
Her sabah koşuya çıkıyor, sonra da futbol antremanına gidiyor.
Öğrenebilir misin? Bobby'ye ulaşabilir misin? Ben de okulu ararım.
Bir saniye, sahanın numarası olacaktı bende.
Teşekkürler. Teşekkürler Bett.
Acaba Leland'le mi çıktı?
Erken saatte toplantısı vardı.
Onunladır o zaman. Ya da Bobby'ledir.
Doğru. Oteli arayayım, teşekkürler.
Hayır, Bobby bugün antrenmana gelmedi.
Şimdi düşününce, aslında
bu hafta her gün geç kaldı Bayan Palmer.
Geçen hafta da.
Belki önceki hafta da.
- İmzalamaya hazırlar mı? - Henüz Packard arazisine
erişimimiz olmadığından bahsetmeyecek misin?
Özür dilerim.
Packard Kereste İmalathanesi'nin bir yıl içinde
iflas edeceğine dair sağlam istihbaratımız var.
Sudan ucuza satın alacağız.
Onlar da üstüne soğuk su içer.
Şimdi
gidelim de
o hainleri yerlerinde yakalayalım.
Ah, Benjamin...
Temiz, sımsıcak bir ortam, aynı sizinki gibi.
Bu ülkenin sunabileceği
en iyi fırsatlarla yarışabilecek bir yaşam kalitesi.
İşte
Ghostwood Country Club and Estates tam olarak böyle olacak.
Sven'le ilk konuştuğumda
doğal olarak buradaki hava kalitesi konusunda endişeliydi.
Sven, müsaadenle
bu sabah koşudan döndükten sonra söylediğin şeyi aktaracağım:
"Ciğerlerim bayram etti."
Yine eşiniz arıyor. Acilmiş.
Müsaadenizle beyler. Hemen döneceğim.
Çabuk ol, tamam mı?
Evet...
Twin Peaks'te
sağlık ve sanayi el ele ilerler.
- Dahili telefona aktaracağım sizi. - Tamam, teşekkürler.
Sarah, ne oldu?
- Laura seninle mi? - Hayır, niye ki?
Bu sabah seninle çıkmadı mı?
Hayır, ne? Tatlım, ne oldu?
Niye soruyorsun?
Evde değil. Sabah odasına değildi.
Muhtemelen Bobby'yle birliktedir.
Bobby'ye ulaşamıyorum.
Tamam işte.
Endişelenmeye gerek yok. Muhtemelen beraberlerdir.
Not filan bırakırdı normalde. Neden bırakmadı?
- Bana haber verirdi. - Tatlım, sakin ol lüten.
Pardon. Leland Palmer'ı arıyorum.
Şurada, telefonla konuşuyor.
Şerif Truman.
Ne? Kim? Ne dedin?
Olamaz.
Olamaz.
Olamaz. Laura.
Hayır.
Laura. Leland, ne oluyor? Söyle lütfen.
Leland...
Laura'ya bir şey mi oldu?
Maalesef evet.
Leland.
Söyle.
Ah, bebeğim.
Hayır! Olamaz!
- Hayır. - İyi misin?
Leland, kontratlar için hazırız.
Leland.
Ne oldu?
Kızım öldü.
Olamaz!
Neden geciktin Heidi? Sabah sosisi fazla mı kaçırdın?
Arabam çalışmadı.
İhtiyarı canlandırmak vakit mi aldı?
Almanlar dakik olur sanıyordum.
Sen anca yataktaki dakikaları sayarsın Bobby.
Çıkıyor musun Shelly?
Evet, eve gidiyorum.
Antrenmana gideceğim. İstersen seni de bırakayım.
Çok iyi olur, teşekkürler.
Bu şarkı size kızlar.
Peki.
Norma.
Seni rüyamda göreceğim.
Belki önce ben seni görürüm.
Yaramazlık yapma.
Bence bizden haberi var.
- Norma'nın mı? - Evet.
Hayır. Mümkün değil. Bence sana kendisi halleniyor.
Fransa'da içki vakti.
Hadi kovboy, ateşini harla.
Evet. Dersten önce enerji verir.
Enerjini benden alıyorsun sanıyordum.
Bebeğim, sen daha çok üç kademeli füze gibisin.
Cep füzesi.
Şimdi hangi kademedeyiz peki?
Seninkinin dönmediğine emin misin?
Evet, dün gece beni Butte'dan aradı.
Çok uzaklarda yani, tırında telefon yok.
Yani endişelenmeyi bırak da işe koyul futbol yıldızı.
Butte.
Geri git.
Seni sonra ararım.
Leland, başın sağ olsun.
Daha 17 yaşındaydı.
Lee, bunu yaşamanı istemem.
Hayır, onu görmem lazım.
Kızıma ne yaptıklarını görmem lazım.
Peki.
Bebeğim.
Yavrum benim.
- Olamaz, olamaz. - Hadi gidelim.
Ben...
Olamaz.
- Laura'yı gördün mü? - Daha görmedim.
- Tam piknik havası. - Evet.
Bobby Briggs, seni arıyorlar.
- Kim? - Şerif.
Okuldayım ya işte.
Selam Snake.
Selam, bir şeyler oluyor.
- Nerede? - Şaka mı yapıyorum sence?
Ne, endişeleneyim mi?
Bobby, ofisten çağırıyorlar.
- Kim çağırıyor? - Hemen gel küçük bey.
Dikkatli ol.
- Terry Franklin. - Burada.
- Martha Grimes. - Burada.
- Donna Hayward. - Burada.
- Audrey Horne. - Burada.
- James Hurley. - Hey.
Pardon. 106 numaralı sınıf mı?
Burada Bobby Briggs diye biri var mı?
Hayır, 107'de olması lazım.
Sizinle biraz konuşabilir miyiz?
Tabii ki.
Şey, şimdi...
No comments yet. Be the first to leave one.