The first 200 lines.
Reacher'da daha önce…
Bana kimse yardım edemez.
Dedektif Tamara Green.
İhbar aldık. Soru sormak istiyorlar.
Devlete dert olan şey ne?
- Ne arıyorsunuz? - Flaş bellek.
Patronunuz kim sizin?
Ben Lila.
Babamı bulmaya söz verdi ve buldu.
Önemli biriymiş.
Meclis Üyesi John Sampson.
Anna'nın Pentagon'dan çaldığı bilgiyle şantaj yapacaksın.
- Jacob? Yeğenin nasıl tepki verdi? - Henüz ulaşamadım.
Kız kardeşin gizli bir belgeyi çalmış. Nereye?
John Sampson'la ilgili bilgi bulmaya.
- Tamam, gidelim. - Geliyor musun?
Yanlışı affetmeme konusunda iyiyimdir.
İndirin şunu.
Partiye hoş geldin.
Ne zamandır baygınım?
Bilmem. Birkaç saat önce uyandığımızda sen de buradaydın.
Beni sakinleştiriciyle vurdular.
İki kez.
Siz nasıl yakalandınız?
Hop. Bizi izliyorlar. Muhtemelen dinliyorlar da.
Nasıl geldiğinizi biliyorlar zaten.
Söyleseniz sorun olmaz.
Eve gittim. Tabancamı kasaya koyar koymaz…
Biri evimde saklanıyordu kesin. Bana kloroform koklattı.
Ve buradayım.
New York'ta seninle buluşmak için otobüs durağına gidiyordum,
göğsümde bir yanma hissettim,
bir baktım ki dart vardı.
Sonra kendimi ağaçlardaki yapraklara bakarken buldum
ve burada uyandım.
- Sadece beni bağlamışlar. - Evet.
Hiç aynaya baktın mı?
Tiplerini göremedik.
Kim bunlar, fikrin var mı?
Belki dün sana saldıran kişilerdir.
CIA.
Onlar mı söyledi?
Gerek yok ki.
Haklarımızı okumadılar,
Vatanseverlik Yasası'ndan bahsetmediler, suç üretmediler.
Yani tutuklamaya güçleri yok.
Ama bizi bayıltmakta, kaçırmakta sonra da
kokuya ve doğal ışık eksikliğine bakılırsa
bir bodruma kilitlemekte sakınca görmemişler.
Hangi teşkilat bu tarife tam uyuyor?
CIA'in işi ABD topraklarında değil sanıyordum.
Bu delilik. Sokaktaki evsizi kaçırmak ayrı bir şey.
Alınma. Ama polisleri kaçırmak ne?
Bunların anlamı ne?
Boku yedik.
O ne?
Kafanı temizlemek için ilaç.
Temiz zaten.
Ben söyleneni yapıyorum.
O iğneyi gözüne saplatmanı mı söylüyorlar?
Bana batırmaya çalışırsan öyle olacak.
Bu gayet uyanık görünüyor.
İğneyi boş ver Doktor.
Boynun nasıl?
Başın nasıl?
Sakinleştirici kafası kötü olurmuş.
- Onları takın da göreyim. - Takacaksın.
Ama kolay yolla mı takacaksın? zor yolla mı?
Dozu artırdık.
Zorluk çıkaracak mısın
yoksa kolayca bitirip gidelim mi Bay Reacher?
Sadece Reacher.
Jack Reacher.
PASAPORT
Göbek adı yok. Ebeveynlerin uğraşmamış.
"Jack" nasıl bir isim? Jack dediğin lakaptır.
Kendi adını söyle de kıyaslayalım.
Tamam, sen Wynken'sin, o Blynken, o da Nod.
Hollanda ninnisinden.
Seni uyuttuğumuz için mi?
Ben bu odadan çıkmadan önce
hepinizi uyutacağım için.
Ekibimiz verilere baktı
ve bunun içinde sadece bir öğrencinin vasat çizimleri var.
Neden?
- Çizimlere kendini vermiyordur. - Onun belleği neden sende?
- Lazımdı. - Ne için?
Anna Merrick'in intiharından önce aldığın
belleği kopyalamak için bir flaş bellek lazımdı.
Asıl bellek nerede?
Neden bahsettiğini bilmiyorum.
Kadınla konuşan tek kişi sensin
ve bellek onda değildi.
Bizi aptal mı sanıyorsun?
Evet.
Parktaki kadın kim?
Flaş belleği açıp içindekileri görmene izin veren kişi.
Nerede o?
Tahmin edeyim. Kaynaklarının çoğunu bana harcadın
çünkü kadın kolay olur sandın.
Beni bayılttıktan sonra ona döndün ama çoktan gitmişti.
Çömezin tekini yolladın, kız da onu atlattı.
Peşinden gitmesi gereken sen miydin Blynken?
Hazırlıksız yakalanınca eli ayağına dolaşacak
hıyar tipi var sende.
- Elini ayağını dolaştırayım mı senin? - Denesene.
Şimdi değil.
Tamam, anladık. Sert adamsın.
Dosyanı okuduk.
Ama arkadaşların?
Onlar arkadaşım değil. Bugün tanıştım.
Sizi kaçırmadan önce Merrick'le
bellek elinizde koşturuyor,
Dedektifle konuşuyordun.
Suç ortağı olduklarını varsaymaktan başka seçeneğimiz yok.
Onları karıştırmadan
iş birliği yaparsın diye seninle konuşalım dedik
ama belli ki umurunda değiller.
Burada olduğunuzu kimse bilmiyor.
ABD topraklarındaki düşman askerlersiniz.
Ne istersek yapabiliriz.
Belki sen buna katlanabilirsin.
Bir süreliğine.
Ama onlar dayanabilir mi?
- Götürün şunu. Kadını getirin. - Tamam.
Ne tamam?
Sorularınızı cevaplayacağım.
Daha güzel.
Tekrar deneyelim mi?
Anna Merrick'in trende sana verdiği bellek nerede?
Söylemiştim.
Büyük patırtı koptu, şimdi ses yok.
Siktir!
Alo?
Vay be!
Senin canına okuyorlar sanıyorduk!
Nereye gidiyorsun?
Bizi bırakıp gitti mi?
- Tut şunu. - Tamam.
- Telefonun anlamı düşündüğüm şey mi? - Destek gelmek üzere.
Belki yanlış numaradır.
Şimdi de cep telefonlarını arıyorlar.
Birden fazla kişi geliyor. Silahlarını aldın mı?
Yoktu. Kasaya kilitlemiş olabilirler.
- Kelepçeler yeter sandılar. - Yanıldılar.
Tamam, dene şimdi.
Cüzdanlarınız diğer odada,
- masada. - Tamam.
Tanrım.
Mesaj bırakırlar.
- Vaktimiz daralıyor! - Biraz daha.
Buradan geçmen gerekecek.
Galiba sıkıştım.
Koşun! Aşağıya!
Kapıyı kapat.
Hadi, çabuk.
Daha gelen mi var?
Ara sokağa.
Binin!
CIA'den değilim! Arabamın üstünde kediler var!
Hadi!
Sen kimsin?
Russell Plum. Serbest gazeteciyim.
- Dikkat et! - Siktir.
Dün seni sedyeyle götürülürken gördüm,
sonra da ikinizi taşıdılar.
- O binayı haftalardır izliyorum. - Niye?
CIA üssü olduğunu tahmin ettim ve haklı çıktım.
Kaçtığınızı görüp yardıma geldim.
- Neden peki? - Makalem için.
Orada olanları ortaya çıkaracağız.
Ne oluyor orada?
Adama cevap ver!
Ben mi? Bilmiyorum ki.
Kız kardeşin ne halta bulaştı da CIA beni kaçırdı?
Bilmiyorum. Anna, Pentagon'da çalışıyordu.
Flaş bellekte olan şey kesin orduyla alakalı.
Emin olmamız lazım.
Nasıl öğreneceğiz?
Yardım edebilecek biri var. Washington'a gitmemiz lazım.
Washington'a mı? Camdan dışarı bir baksana.
Washington'dayız zaten.
Ne oluyor?
Dünyanın en gizli teşkilatını araştırıyorum.
Önlem alıyorum.
"Kalem kılıçtan keskindir."
Kılıcı kullanana bağlı o.
Sadece kalem lazım. Görürsünüz.
- Bunlar ne böyle? - Araştırmam.
Yıllardır CIA'i araştırıyorum.
Neden?
Çünkü halkın bilmesi gereken
şüpheli işlere bulaştılar.
Manson'ı eğittiler, Kennedy cinayetini gizlediler
ve beni Washington Post'tan kovdurttular.
Bunları kanıtlamam lazım.
Post'ta mı yazıyordun?
Post, sonra Examiner,
sonra Washington City Paper, sonra da birkaç ücretsiz dergi.
Hiçbiri gerçeği istemiyordu.
No comments yet. Be the first to leave one.