The first 200 lines.
THE APARTMENT JOB
KAYIP 17,8 MİLYARI BULDUK!
- Park Hae-kang! - Park Hae-kang!
Şimdi fedakârlığınız ve iş birliğinizle
geri aldığımız True Value bakım fonunu gösteriyorum.
Evet. İşte fonunuz…
- Çabuk. - Ne yapıyor?
Hadi!
- Ne yapıyor bu? - Ne oldu?
Dalga geçmeyi bırak da göster bize.
Bay Park, unuttun mu? Ben Kertenkele'yim.
Kuyruk koparmak benim için çocuk oyuncağı.
Parayı ben alıyorum.
Ne?
Bunlar da ne?
Eminim, para buradaydı.
Yakınlaştır biraz.
Kertenkele bu.
Yanında da Lee Chung-won'un köpeği,
Bay Kim mi ne, o tip.
Yani Kertenkele Lee Chung-won'la mı birlik oldu?
- Tanrım. - Bizi sırtımızdan nasıl bıçaklayabildi?
Aklını kaçırmış olmalı.
Lee Chung-won bana geçen sefer defter için 500 milyon teklif etmişti.
Belki ona da bir teklif yapmıştır.
Evet.
Bana da Oman'da kocaman bir çatı katı dairesi teklif etmişti.
Bana niye bir şey teklif etmedi?
Üzüldüğün şey bu mu şu anda?
Paramız gitti!
- Tabii ki üzgünüm. - Patron.
Kertenkele'nin sinyali.
Neredeymiş o pislik? Gidip dalalım şuna.
Durun bir dakika.
Size de tuhaf gelmedi mi?
Lee Chung-won ile kaçtıysa telefonu neden açık olsun?
Adam saklanma ustası.
Konumunu niye açık etsin?
Doğru. İlk önce telefondan kurtulurdu.
- Ama konumu sabit. - Öyle mi?
O zaman kaçmıyor. Bizi çağırıyor.
Bizi mi çağırıyor?
Nasıl yani?
Beni çağırıyor.
Kertenkele'yi yem yapıyor.
Niye bile bile lades diyorsun?
Bu bir tuzak.
Tuzak olduğunu biliyorum
ama ailemizden biri orada.
Lütfen, merhamet edin!
Size bir şey söyleyeceğim!
Efendim!
Efendim.
Geberip gitsem de söylemem gereken bir şey var.
Doğruyu söylemek gerekirse
sol bacağıma fena kramp girdi.
Çok fena kasıldı.
En azından şöyle bir rahatlatsam?
Burnuna tükürük sür.
Denedim. İşe yaramıyor.
Her şeyi denedim, hiçbir şey fayda etmiyor!
Durun!
Bende kapalı alan korkusu var.
Ciddiyim. Yükseklik korkumu yendim.
- Bu korku çıktı. - Çok gürültü var.
Ciddiyim. Gerçekten!
İş insanı dediğin sözünü tutar!
Sadece parayı aktaracağımı söylemiştin!
30 adamım Park Hae-kang'ın dairesinin önünde hazır bekliyor.
Her an içeri dalmaya hazırlar.
Hepsi birbirinden cani, leş herifler.
Arabayı çalıştırdığın an basıp gidecekler.
Bana bak.
Tamam, yapacağım. Öldürme beni.
Çocukları rahat bırak.
Sen bu işlerden hiç çakmıyorsun.
Büyük oynamak istiyorsan
pisliğe bulaşmak işin kuralıdır.
Dürüst oyun mu?
Seni kolay lokma yapar sadece.
Açıkları yakalamak,
insanları tehdit etmek, kullanmak, satmak…
İş yapmanın sırrı budur işte.
O zaman…
Bu…
Doğru. Filmlerde görmüşsündür.
Boğazına kadar beton döküp
okyanusun dibine yollayacağız.
Park Hae-kang da gelmek üzeredir.
Gelmez.
Asla gelmez!
Aptal değil. Neden buraya gelsin ki?
Bakım fonunu cebe indirip kaçtım!
Beni kurtarmaya niye gelsin?
Park Hae-kang gelecek.
Gelmeyecek! Asla gelmez!
Park Hae-kang gelecek!
Lee Chung-won!
Sana demedim mi?
Öleceğini bile bile
buraya kadar gelecek kadar aptal işte.
Helal olsun.
Kertenkele, iyi misin?
Aptal şey.
Ne diye geldin ki?
Neden geldin?
Deli misin?
Aileme zarar vermenin
bedelini ödeyeceksin.
Asıl sen benim parama el sürdüğün için
bedel ödeyeceksin.
Çok iyi bir adamsın Bay Park.
İşte bu yüzden burada öleceksin.
Birlikte öleceksiniz, yalnızlık çekmezsin.
Bay Park.
Öbür dünyada bari didişmeyelim de iyi geçinelim.
Seni şimdiden özledim.
Hoşça kal.
Aklını mı kaçırdın sen?
Tek başına ne yapabilirsin ki?
Ne olursa olsun sakın dışarı çıkma.
Gözlerini kapa ve beni bekle.
Dur. Laf cambazlığıyla bizi bu işten sıyırmaya çalışacağım.
Beyler!
Memleketinizdeki ana babanızı getirin gözünüzün önüne.
Başları yere eğilecek…
Gir içeri.
Aileniz sizi parmaklıklar ardında görürse…
Lütfen sus artık.
İyi misin?
Bay Kim.
Park Hae-kang ile şu ihtiyarın leşlerini sonra kaldırırsın.
Kalanların icabına da düzgünce bak.
Tamam.
Para?
Hâlâ kamyonda efendim.
Kokusu buraya kadar geliyor.
Huzur içinde yat
Bay Park Hae-kang.
Gidelim.
Bir şeyler yapmalıyım.
- Patron! - Patron!
Niye bu kadar geciktiniz?
30 dakika sonra gelmemizi söylemiştiniz.
Kertenkele nerede?
Varilde.
O güzelim suratınız mahvolmuş.
Beyler, ailemize el kaldırdılar.
E, ne yapacağız şimdi?
Hepsini geberteceğiz!
Evet, hadi bakalım!
Buraya sağlam yemişim.
Bileğim çok fena.
Koca Oğlan, kilo mu verdin sen? Tek seferde nakavt olmadı herif.
İndirecektim aslında
ama Hae-kang'ın son tekmesi bana denk geldi.
Gülünce daha çok acıyor.
Kertenkele,
mesajı görünce bizi gerçekten de sattın sandık.
Sizinle çatıya bile çıktım.
Size ihanet etsem er geç yakalanacağımı biliyorum.
Aptal değilim herhâlde.
Gelip seni kurtardık, bir de söyleniyor musun?
Hayır, elbette hayır.
Hâlâ bacaklarım titriyor, kalbim küt küt atıyor.
Ne yapacağız şimdi?
Tüm para benim yüzümden gitti.
Para yeniden bulunur
ama birini kaybettik mi dönüşü yok.
Ailemizden birini daha kaybedemeyiz.
Yani…
Ben de mi ailedenim?
Birlikte kan döktüysek biz artık bir aileyiz.
O kadar beraber sofraya oturduk.
O kadar yemeğimi yedin, hâlâ şüphen var mı?
Teşekkürler.
Yaşım kemale erse de hiç doğru düzgün bir yetişkin olamadım.
Söz, bundan sonra
ömrümü size babalık yaparak geçireceğim.
Ne zaman zorlanırsanız bana yaslanabilirsiniz.
Ben de
bazen zorluk çektiğimde
size yaslanırım.
Hepsi nereye gitti?
Gerek yok.
Bana da.
Kocaman adamlarsınız, yumruk yumruğa kavga mı ediyorsunuz?
Medeni insanlar gibi konuşarak, orta yolu bularak
çözemez miydiniz?
En nefret ettiğim laf da bu, "medeni insanlar."
Of ya!
Nasıl bu kadar fevri davranırsınız?
Ama neler oldu, hiç görmediniz.
- Kertenkele varilde… - Sus.
Susun.
Eskiden çetedeydiniz bir de.
Nasıl bu kadar kötü dövüştünüz?
Eskiden kabadayı olduğunuzu kimseye söylemeyin sakın.
Sıradan bir vatandaş olduğunuz için bilmezsiniz
- ama biz efsanevi Oasis Çetesi'ydik. - Yapma…
No comments yet. Be the first to leave one.