The first 200 lines.
Mesele ne acaba?
Bakın Bay Russell,
o artış olmazsa Dük yaşam tarzını sürdüremez.
Bu evleri ayakta tutmanın ne kadar zor olduğunu
tahmin ediyorsunuzdur.
Anlıyorum elbette.
- Ama son teklifim budur. - Hayır, olamaz.
Kızınız alışık olduğu gibi yaşasın istemez misiniz?
Hector, yıllarca benim yardımım olmadan o evleri ayakta tutmayı başardın.
Tam istediğin gibi değildi belki ama olsun.
Şimdi sana çok zengin olmayı teklif ediyorum.
- Zirvedeyken bıraksan mı? - Ama Bayan Russell şey ima etmişti...
O hâlde Bayan Russell'ı yanlış anlamışsın.
Çünkü eşim, bana danışmadan asla teklifte bulunmaz.
Bu evliliği dört gözle bekleyenler hüsrana uğrasın istemem.
- Eminim siz de hüsrana uğrarsınız. - İşte orada yanılıyorsun.
- İnan, umurumda değil. - Pişman olacağımız bir şey söylemeden önce
bu akşamlık burada bırakalım mı?
Çok geç oldu ve hepimiz yorgunuz.
Neden iyi geceler deyip sabah devam etmiyoruz?
İyi geceler.
Bay Russell.
- Yani bitti mi şimdi? - Umarım evet.
Ben emin değilim. O kadar paradan vazgeçmesi zor.
Hiçbir şeyim olmadığı için mutlu oldum.
Benimle evlenecekse sırf sevdiği için evlenecek demektir.
Seni kıskanıyorum.
Gladys.
Bu iş bitince aşk evliliği yapmana izin vermelerini çok isterim biliyorsun.
Biliyorum. Ve duygulandım.
Ama yorgunum. Yukarı çıksam iyi olur.
Baban onu şimdi korur mu dersin?
Bilemiyorum. Anneme karşı hiç şansı yok.
George? Bitti mi bari?
Benim için bitti!
Ne demek o?
Hector ve avukatına son teklifimi sundum.
Tam bir servet. Ama fazlasını istiyorlar.
Pazarlık yapamaz mısın?
Ne yazık ki, zorlarsa
daha iyi bir teklif alacağına Hector'ı inandırmışsın.
Ayrıntı vermemiştim ki. Sadece...
- Sadece ne? - "George mutlu olur" demiştim.
Ama anlaşma bozuldu mu?
Gladys'in portresinin açılışında nişanı duyuracaktık, ya şimdi?
Rezil olacağız.
Bertha, bu benim işim. Ve sen karışmamalıydın.
Buradaki rezil ben değilim.
- Bir orta yol vardır eminim, olmalı. - Bence yok.
Hector hırsına yenik düştü, bu yüzden aslan payından da olacak.
Eminim ki Hector tek amacı teklifi biraz yukarı çekebilmek.
Sanırım beni eve bırakmanızın zamanı geldi Bay Russell.
Hatta geçti bile.
Ne yapıyorsun?
Çok özür dilerim, Bay Larry.
Hanımım kitabını istemişti.
Buradaymış.
Çoktan gitmiş olmalıydım,
annene söyleyecek ve kim bilir hakkımda ne düşünecek?
- Niye bir şey düşünsün? - Ben bekâr bir kadınım.
Kar kadar saf olmam gerekiyor ama ben kalkmış oğlunu baştan çıkartıyorum.
Annemi sen bana bırak.
- Her şeyi mahvettim sanırım. - Hiçbir şey mahvolmadı.
Seni seviyorum, Bayan Brook.
Önemli olan da bu.
Gir.
- Yeni mi döndün? - Evet.
Dük'le akşam yemeği nasıldı?
- Bay Russell'ın keyfi yerinde değildi. - Üzüldüm.
Aptalca bir şey yaptım.
Larry...
...bana ilgi gösteriyordu.
Ve onu durdurmalıydım ama durdurmadım.
- Eyvah! Ne oldu? - Hiçbir şey.
Hiçbir şey olmadı, sadece beni öptü ve annesinin hizmetçisi içeri girdi
ve Bayan Russell'ın kötü düşünmesini istemem.
Temkinli davranmaya kararlıydın ama.
Kararlıydım. Ve vazgeçmemeliydim. Ya diğer hizmetçilere söylerse?
Marian, sadece bir öpücük.
Ne de olsa Larry Russell sana kur yapıyor. En azından bana öyle geliyor.
Annesi bundan hoşlanmayacaktır ama.
Belki bu, ondan ne beklediğine karar vermene yardımcı olur.
Nasıl yani?
Şey, kimse, müstakbel kocanı öptüğün için seni eleştiremez.
Kendini fazla kaptırıyorsun.
Ama sana bir şey sorabilir miyim?
Oscar, Larry'nin Newport'ta yaşlı bir kadınla ilişkisi olduğunu söyledi.
Doğruysa endişelenmeli miyim?
Her ne kadar haksızlık olsa da
toplumumuzun delikanlılara,
genç hanımlardan daha fazla özgürlük tanıdığı gerçeği inkâr edilemez.
Umarım Larry o özgürlüğü fazla fazla kullanmaz.
Mantıklı davran.
Ve standartlarından ödün verme. Bir şeycik olmaz.
Teşekkür ederim.
Tartışmamız üzerine düşünme fırsatınız oldu mu?
Düşündüm. Ve bir çözüm bulduğuma inanıyorum.
- Bu iyi haber. - Umarım öyledir.
Teklifimi Dük'ün önerdiği miktarda artıracağım.
Bu harika!
Bu parayla, Gladys'e gelir sağlamak için yatırım yapılacak.
Para, 1 Ocak ve 1 Temmuz'da ödenecek.
- Gladys'e mi ödenecek? - Evet.
Ama bunun bana ne faydası var?
Ne yazık ki yanıtın hayal kırıklığı yarattı.
Yani mülklerimizin harabeye dönmesine izin vereceksiniz.
Majesteleri.
Böyle görüyorsanız
o zaman müzakerelerimiz bitmiştir.
- Şimdilik mi yani? - Sonsuza dek yani!
Dük teklifimi duydu. Kabul edip etmemek ona kalmış.
Bavullarınızı aşağı gönderirim.
- Erkencisin. - Bugün yapacak çok işim var.
Günaydın.
Bitti mi?
George?
Hector, Bay Dobbs. Kahvaltı alır mısınız? En azından kahve?
Maalesef kalmayacağız. Uşağı fayton bulmaya yolladım.
- Gidiyor musunuz? Ama neden? - Bay Russell açıklayacaktır.
Yani New York'tan gidiyor musunuz?
Bir, iki gece Union'da kalabiliriz ama bir daha görüşmeyiz.
Hoşça kalın, Bayan Russell. Misafirperverliğiniz için teşekkür ederim.
Ama Gladys'in portresinin açılışında onur konuğumuz olacaktınız.
Ayrıca pek çok gezi de planlamıştım.
O zaman sizi hayal kırıklığına uğratacağım
ama müthiş bir portre olacağından eminim.
Teşekkür ederim.
Hoşça kalın, Bay Russell. Bayan Russell.
Gitmenize çok üzülüyorum.
Henry Longfellow'un deyişiyle, "Herkesin hayatına biraz hüzün düşer."
- Arabanız hazır, beyim. - Teşekkür ederim.
Bu karmaşa senin eserin. Ben elimi eteğimi çektim.
Kahvemi salonda içeceğim.
- Onunla evlenmek zorunda değil miyim? - Öyle görünüyor.
Teşekkür ederim, baba.
- Buna hayatta inanamam. - Ne oldu?
Mesele şu ki, adım Genç Hıristiyan Kadınlar Yardım Derneği'nin
bağışçı listesinde görünmüyor.
Sadece senin adın yazıyor.
Gördün mü?
Bak. Hiçbir yerde adım yok.
Sanki yok olmuşum gibi.
Ben de Bayan Luca Forte olarak geçiyorum.
Baskı hatasını boş ver.
Van Rhijn ailesi, o yardım derneğini kurulduğundan beri destekledi.
- Bu beni nasıl gösteriyor? - Hayır kurumunu destekliyorsun.
Çekin üzerinde benim adım var, doğru.
Ama o dernek bu aile tarafından destekleniyorsa senin sayendedir.
Asıl mesele bu değil. Görmüyor musun? İşte böyle başlar.
- Ne böyle başlar? - Cemiyetten dışlanma sürecim.
Yakında öğle yemeklerine, çaylara, balolara da davet edilmem. Asla.
Ama ben çekleri yazmaya devam ettiğim sürece davet edileceğim.
Yani bu davetlere senin misafirin olarak mı katılacağım?
Bir asalak gibi mi?
Bu hallere mi düşecektim ben!
Param yokken, partilere senin misafirin olarak katılıyordum.
Sen kız kurusuydun! Ve attan inip eşeğe binmedin.
Benim durumum çok daha farklı.
Bence abartıyorsun.
Peki, kurucularından biri olduğun dernek
yıllar sonra adını bile anmasa sen ne hissederdin?
Katkıların hiçbir şekilde takdir görmese?
Ben olmasaydım haberin bile olmazdı.
Agnes. Ben paranın içki karşıtı harekete
bağışlanmasını isterken sen beni buraya bağış yapmaya ikna ettin.
Lütfen bunu hatırlatma. Şimdi değil. Bu çok fazla.
Bu durumu son derece abartıyorsun.
Daha kötü şeyler de olabilir. Aurora'nın neler yaşadığını bir düşün.
Aurora'nın adı ve daveti hâlâ gazetelerde geçiyor.
- Benim aksime onu yok saymıyorlar. - Henüz.
Boşandığı duyulunca işler değişecektir.
Belki ben de Aurora'yla birlikte Newport'a yerleşirim.
Ve ömrümün geri kalanını
cemiyet tarafından dışlanan ve adı çıkmış kadınlarla geçiririm.
En azından şarapları vardır.
- Teşekkürler. - Memnuniyetle.
- Ve sizin için. - Evet, bu favorim.
Onu ben alayım, Louise
Bayan Peggy'ye geldi.
Nasıl olur?
Newport'ta sizde kaldığımı neredeyse kimse bilmiyor ki.
Kimden geldiğini söylemeyecek misin?
- Dr. William Kirkland'dan. - Kirkland mı? Papazın oğlu yani.
- Poplar Caddesi'nde evleri var. - O da bunu yazmış.
Konuşmamla ilgili afişi görmüş ve nerede kaldığımı soruyor.
Birileri sana abayı fena yakmış gibi geldi bana.
- Anne, yapma! - Katılıyorum.
Seni bulmak için etrafa soruşturmuş olmalı.
Abayı yakmak değil bu.
Beni tanımıyor bile ve beni en kötü halimde gördü.
Mektupta ne yazıyor?
Ziyaretime gelmek istiyormuş.
Louise, lütfen hemen kâğıt kalem getir.
- Ne için? - Ona cevap yazıp
istediği zaman gelebileceğini söyleyebilirsin.
Yapma lütfen!
- Ona ben mi cevap yazayım? - Hayır, teşekkür ederim.
- Peki ne yazacaksın? - Henüz bilmiyorum ki!
Kızın profesyonel yazar, Dorothy. Bırak işini yapsın!
Marian, gel de çay içelim.
No comments yet. Be the first to leave one.