The first 200 lines.
Hey! Araba sürmeyi öğren de gel hırbo!
Hudson Nehri'nin dibini boyla da gör gününü!
- New York'a dönmek ne şahane. - Öyle.
- Fare! - Nerede?
- Elim boş gelmedim! - Görüyorum.
Selam güzelim.
Manzaraya bakın. Çok güzelmiş.
- Rüşvet kabul edemem, bunu biliyorsun. - Rüşvet mi? Rüşvet falan görmüyorum.
Yok. Kan şekerim düştü de.
Meyve alayım dedim. Köşedeki markete uğradım.
Duyduğuma göre, ki haklı olarak bu saygın mekanda gösteri yapacağımı
her yere duyurdum diye biraz bozulmuşsun. Hele ki yer ayırtmadan.
Bizzat gelip özür dilemek istedim
- ve birlikte çalışmak için can atıyorum. - Haklısın. Çok sinirlendim.
Çünkü burada işler böyle yürümez.
- Şey, çok üzgünüm. - Ve bana gelseydin,
Garden için uygun olmadığını açıkça söylerdim.
Bence sana Radio City gider.
Ya da Webster Hall daha doğru.
Bu kaltak Webster Hall mı dedi yoksa?
Tamam. Ne mal olduğun belli.
Maldır. Ama Deborah kalibresinde biri için en iyi yerin
- Garden olduğu konusunda ciddiyiz. - Peki.
Talk şov süperdi. Ama elinde veri yok.
Yıllardır turneye çıkmadın, sosyal medyada yoksun.
- Bu bizim için çok büyük bir risk. - Kapalı gişe oynarım.
Oynamasam bile, sana ne ki? Kira bedelini önceden ödeyeceğiz.
- Sana koymaz ki. - Mevzu sadece para değil.
Eğer Garden'da çıkıyorsan, kültürün merkezinde yer alıyorsun demektir.
Sonuçta New York tarihinin önemli bir parçası.
Önüne geleni sahneye çıkaramayız.
Pardon da bu akşam burada canlı suç podcasti yok mu?
“Ne Olur Biri Beni Gebertsin” ayda 90 milyondan fazla dinleniyor.
Programı, Amerika'nın en popüler iki ismi sunuyor.
Başkanlık seçimini bile etkilediler.
Deborah'nın hayranlarını küçümsüyorsun
çünkü aşırı hırçınlar. Bir keresinde beni kaçırdılar. Kurtuldum
ama çok tatlılar diye şikayet etmedim.
Demem o ki, çok hevesliler ve bu biletler satar.
- Kafama yatmıyor. - Sadece stand-up olmayacak.
Tarihi bir an olacak.
Bob Lipka'yı alaşağı edeceğim, sansürünü de ezeceğim
ve gerçekleri haykıracağım. Bu, benden büyük bir mesele.
Üzgünüm Deborah.
Lütfen kusura bakma.
Senin vaktini bu ufak tefek hediye işleriyle çalmamalıydım.
İki Berkshire Hathaway hissesi olur mu?
Uğradığınız için sağ ol.
Kesinlikle. Sağ ol.
- Bunları asistanına bırakıyoruz. - Vakit ayırdığın için sağ ol.
İyi günler dilerim, herhalde.
Garden sorumlusu tam salak. O deri ceketi de rüküştü.
Hayır, gerçek deriydi ve kesimi de şıktı.
Zengin, havalı ve hayatımızı kaydırıyor.
Bak, kitleyi canlandırmalıyız.
Küçük Debbie'ler her konuda yardıma koşar. 93'ü hatırlayın.
SnackWell's sözcüsü olarak işe geri dönmem için
açlık grevi başlatmışlardı.
Kaşmir hırkaların çıktığı gün de
- Eileen Fisher'ın sitesini çökertmişlerdi? - Evet.
Peki pas geçtiğin Vegas imza günü?
- Küçük Debbie'ler bayılır. - Sen dahisin!
Tüm hayranlarımı bir yerde topluyoruz, onlara deli gibi ilgi gösteriyorum,
sonra da bir halk hareketiyle Madison Square Garden'ı
bana vermelerini sağlıyoruz. Ne zamanmış?
- Üç hafta sonra, ayın 21'inde. - Yok, o gün Ava'nın doğum günü.
- Sorun değil. - Başka seçenek?
- Hayır. - Yok. Gerçekten.
Doğum günüm umurumda değil. Gerçekten.
En azından o gün izin yap.
Kiminle takılacağım ki? Bir arkadaşım var, unuttun mu?
- Neden bahsediyorsun? - Singapur'daki son gecemizi hatırla?
"Tek arkadaşın olmak çok tuhaf" demiştin.
Hatırlamazsın. O ara fena uçmuştun.
Sorun değil. Massachusetts'te sarhoş birinin
lafıyla yıkılacak çocuk değilim ben.
Ciddiyim, yapmalısın.
- O zaman ayarlayayım mı, yoksa... - Evet.
- Evet. - Al Jimmy, beni çeksene.
- Harika. - Beklediğimiz şey bu muydu yani?
- Evet. İçerik için. - Tanrım.
Sakinleşmen lazım.
OYUNCU GİRİŞİ
Günaydın en gözde hanımlarım ve Damien.
Organizatörlerle konuştuk, bir yüzlük ateşledik ve ne oldu?
Heather Locklear'ı öteki tarafa kaydırdılar.
1998'deki sarı tonumun aynısını kullanıyor.
Üçte çıkmak istediğini biliyorum, Billy Baldwin'den randevusunu
- sana vermesini isteyeceğim. - Şahane, geçe kalmak istemem.
- Ben masaya geçiyorum. - Orada görüşürüz.
- Ve sen. İyi ki doğmuşsun canım benim. - Teşekkürler.
- Gıdıklıyorum seni. - Sağ ol.
Normalde hediye alırdık ama bu yıl bütçemiz kısıtlı.
- Bunun için üzgünüm. - Hiç dert etme.
İnanmıyorum. Dün AVM Kızı senaryonu bitirdim.
Gerçekten çok iyi olmuş.
Güldüm, ağladım. Duygusal ve sinematik bir iş olmuş.
Harika olmuş, herkese göndermek istiyorum.
- Cidden mi? Harika, teşekkürler. - Seninle gurur duyuyorum.
- Kahve, doğum günü kızı? - Vay be, çok havalı bir tepsiymiş.
Özel olarak yaptırdım. Sabit ısıtıcılı, USB şarjlı. Patent bekliyorum.
Gerçekten süper bir asistansın.
Aslında, Hollywood'da mesele iyi ya da kötü olmak değil,
mesele güçlü olmak. Saatin güzelmiş.
Tatlım, bunu imzalamayı çok isterdim ama kanunen imkansız.
Sizi seviyorum çocuklar.
Oradalar işte. Kesin ağızları köpürüyordur.
Merhaba, Küçük Debbie'lerim!
Merhaba.
Merhaba.
DV Industries İsviçre çakısı.
Her şeyi var. Cımbızı var, kaş fırçası var.
Cidden süper. Daha ne olsun ki?
Çok nadide bir parça.
Aslında internette her yerde var.
Mesaj panolarında aktif olsaydın bunu bilirdin zaten.
Nasıl imzalamamı...
- Sadece ismin, lütfen. - Tamam.
Seni görmek güzel.
- Selam. Nasıl gidiyor? - Garip bir soğukluk var.
Az önce 3. sezonda teknede Dawson'a sakso çeken biriyle tanıştım,
o yüzden çok şanslı hissediyorum.
- Bir imza. - Merhabalar.
- Merhaba. - Merhaba.
Merhaba. Pardon ama sıra sanırım arkadan başlıyor.
Yok, hayır. Aslında senin için buradayım. Çok büyük hayranınım.
- Benim mi? - Evet.
Kız Kasabası'nın hastasıydım ve en iyi bölümleri hep sen yazardın.
- İnanmıyorum. O iş için okulu bırakmıştım. - Biliyorum.
Sonra seni Twitter'dan takibe aldım.
Hâlâ bazen eski tweetlerine baktığım oluyor.
Hayır, öyle şeyler yapma.
Her neyse. Sonra senin de çalıştığını duyunca My Bed'i izledim.
- Evet. - Daha önce Deborah'yı hiç izlememiştim.
Kadının tüm kariyerinin gidişatını
nasıl da değiştirdiğin.
Yanında olduğun için çok şanslı.
Keşke daha sesli söyleseydin ama sağ ol.
Peki Times kapağını benim için imzalar mısın?
Daha önce kimseye imza vermemiştim.
Harika bir şey bu.
Parasosyal ilişkilerin neden gerçeklerin yerini aldığını şimdi anlıyorum.
Ama cidden, topluma kattığın her şey için çok teşekkür ederim.
Her zaman.
- Sonra görüşürüz. - Evet, bütün gün buralardayım.
- Çok tatlış! - Çok tatlış.
- Çok tatlış. - Ne kadar üzgünüm anlatamam.
Bu benden. Sağ olun. Teşekkürler.
- Geldiğiniz için sağ olun. - Bilet.
Ezekiel. Tanıdık bir yüz görmek ne hoş.
- Neyi imzalayayım şimdi? - Aslında ben senin için bir şey imzaladım.
İstifa mektubum.
Deborah Vance Hayran Kulübü Güneybatı Şubesi başkanlığını bırakıyorum.
Ama Ezekiel, sen yıllardır Küçük Debbie'lerin temel direğisin!
Duydum ki Kathy Griffin kitlesini tazelemek istiyormuş,
ben de yeteneklerimi başka yere taşıyorum.
Tamam. Tamam, neler oluyor burada? Sorun nedir?
Sorun şu ki sen Hollywoodlaştın.
- Hollywoodlaşmadım bir kere! - Hollywoodlaştın işte!
İki yıldır Deborah'nın Yasak-Yapılacaklar listesini yollamadın.
Ne yapıp ne yapmayacağımı bilmiyorum.
- Bazen karanlıkta oturuyorum. - Evet!
Araba sigortası planını da iptal ettin! Ve şu an sigortasızım.
Tatlım, sigortasız olmaz ama.
Ve Deborah Vance maskesini üretimden kaldırdın.
Yanıkları seviyordum! Sonradan bronzlaşıyordu.
- Evet! - Kertenkele gibi ruhsuzsun işte!
Hemen tek sıra olun yoksa elektro şoku yersiniz!
Bana oyun oynamaya kalmayın!
Şu kertenkele işini çözsen iyi olur. Ciddi ciddi yayılıyor.
- Sıradaki kim? - Deborah'yla yer değiştirebilir misin?
Tabii canım. Hiç dert değil. Lipka'ya o ayarı vermesi var ya...
- Efsoydu. Süperdi. O herif tam bir hayvan. - Sorma gitsin.
Beni hep 4 Temmuz partisine davet eder.
Hiç gitmem ama davetiye gelmesi bile hoş.
Sonsuza dek o listede olacaksın. Çok teşekkür ederim.
- Havaya girmek yok Jimmy. Asla yok. - Adamsın. Tamam.
Bak işte arkadaş olunacak adam budur. Çok sevdim.
Tam da duymak istediğim şeyler.
Çünkü erkeklerin şu yalnızlık salgınına kurban gitmeni istemiyorum.
- Doğru. - Biliyorum, berbat.
Morty amcam kendini vurmaya kalktı, ıskaladı.
- Renee O'Connor bu. - O kim?
Zeyna: Savaşçı Prenses. Dizisi var. WB'deki dizi hani.
- Televizyon dizisi mi? - Evet.
Henüz dizilere geçemedim, filmleri bitirmeye çalışıyorum.
- O Zeyna mı? - Yok, o Gabrielle.
Zeyna'nın savaş ortağı, dostu işte.
- Gezgin bir ozan. - Bir selam ver bari.
Hayatta olmaz. Çok gerilirim, bayılırım kesin.
Her bölümü defalarca izledim.
Hâlâ rüyamda Zeyna'ya, Prometheus'u kurtarması için
yardım ediyorum ki insancıklar ateşi kaybetmesin.
Jimmy, onunla tanışmalısın. Yoksa pişman olursun bak.
- Öyle mi dersin? - Kesin.
Tamam. Tamam. Keşke bir tansiyon ilacım olsaydı.
Hadi bakalım.
Deborah'ya yazmak dışında başka bir şeyle uğraşıyor musun?
Evet, evet, aslında AVM'de yaşayan bir kız hakkında film yazdım, yani...
Çok iyi fikirmiş. Biletimi şimdiden aldım say.
No comments yet. Be the first to leave one.