Lucky

Lucky

Download Turkish Subtitle

Season 1

Release info

Lucky 2026 S01E06 Wherever You Go There You Are 1080p ATVP WEB-DL DDP5 1 Atmos H 264-FLUX
A Commentary by desprite
Alt yazı çevirmeni: Orhan Cevher

Tags

webdl
Published on: 2026-08-12
Downloads: 8
Hearing Impaired: No
FPS: 23.976

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Babam eskiden uyanışçı bir vaizi dinlemeye giderdi.

Büyük bir sirk çadırı kurmuşlardı.

Arada bir beni de götürürdü.

Birlikte yaptığımız tek şey buydu.

Belki konuşamadığımız için hoşuna gidiyordu,

böylece benimle konuşmak zorunda kalmıyordu.

Bilmiyorum.

Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum

ama bu adamın dümenini çoktan anlamıştım.

Onun vaazlarını dinlemeye bayılırdım.

Kendisine Billy Grace diyordu.

Size söyleyeyim, bu adam odayı idare etmeyi biliyordu.

Her seferinde 300 kişiyi avucunun içine alırdı.

Vaazını bitirdiğinde para istemesine gerek kalmazdı.

İnsanlar ona vermek isterdi.

Tabağı uzatırlardı, herkes parasını içine atardı.

Etrafımdaki tüm bu insanlara baktığımı hatırlıyorum,

işçi sınıfından insanlar zar zor geçiniyor,

zor kazandıkları paralarını Billy Grace'e veriyorlardı.

Şöyle düşünüyordum:

"Ne kadar da enayiler."

Tabağı uzatıyorlardı

ve benim sırama geldiğinde tabak çoktan parayla doluyordu.

Hayatımda hiç görmediğim kadar çok para.

Sonra babamın bir 20'lik attığını gördüm.

Babamla hiç tanışmadınız ama benden söylemesi,

o adamdan beş kuruş bile alamazdınız.

Konserve fabrikasında çalışırdı,

bütün hafta aynı gömleği giyerdi.

Cimri değildi. Sadece meteliksizdi.

Dondurma almak için ondan iki dolar isterdim.

Bana sanki ondan böbreklerini istemişim gibi bakardı.

O 20 doları ne kadar kolay attığını görünce…

Tek düşünebildiğim, "Benim ihtiyar da enayi" oldu.

O tabakta 10 külâh dondurma parası var.

Tabağı bana uzattığında

içinde zaten 700 dolar olduğunu tahmin ettim

ve kimsenin 20 doları aramayacağını düşündüm

o yüzden bir sonraki enayiye uzatırken…

Babamın 20'liği aldım.

Pek bir şey bilmiyordum

ama dondurmalarımı Billy Grace'e vermeyecektim.

Her neyse… Babam beni bunu yaparken gördü.

Törenden sonra beni boynumdan tutup

Billy Grace'in yanına götürdü.

Parayı geri vermemi istedi.

Billy bu konuda oldukça iyiydi.

Rezil olmuştum.

Eve gittiğimizde…

…babam beni kemerle dövdü ve bir ay falan ceza verdi

ve daha önce hiç hissetmediğim bir öfke hissettim.

Billy'ye kızgın değildim.

Aksine, ne kadar güzel bir oyun oynadığını takdir ediyordum.

Sadece babama kızgındım,

veremeyeceği parayı veriyor

ve enayi gibi davranıyordu.

O gece gizlice kaçtım.

Çadırın dışındaki karavanın penceresine tırmandım.

Bütün bağış tabağını çaldım.

942 dolar.

İlk gerçek vurgunumdu.

Babamla da son kez bir yere gidişimizdi.

Bu hikâyeyi bana daha önce hiç anlatmamıştın.

Sanırım hatırlamıyordum.

İçeride iki yıl geçirdikten sonra, unuttuğun birçok şeyi hatırlıyorsun.

Kaç yaşındaydın?

Sekiz, dokuz. Bilmiyorum.

Benim ilk vurgunumu hatırlıyor musun?

Sahte trafik kazasıydı.

Beni AVM'nin önüne sen getirmiştin.

Tanrım, çok gergindim.

Evet, biliyorum ama zamanlaman… Çok güzeldi.

O annenin önüne tam doğru anda çıkman.

O düşüşü sattın.

- Ne kadar almıştın, 150 mi? - 220.

- 220. - Hadi ama.

Doğru.

Kaç yaşındaydın?

Yedi yaşındaydım.

Rand'i nasıl idare etmek istiyorsun? Olmasını istediğimden daha zeki.

Evet ama anlaşmayı yapacaktır.

Ona güveniyor musun?

Hayır

ama ona güvenmek zorunda değilim. Ne istediğini biliyorum.

Bunu sen öğrettin.

MARISSA STAPLEY'NİN ROMANINDAN UYARLANMIŞTIR

ADALET BAKANLIĞI

Haklarınızın okunduğunu ve avukat hakkınızdan

feragat ettiğinizi anladınız mı?

- Evet. - Bana sıcak bir sıvı verirsen

sıcak bir insan olduğunu düşüneceğim.

Sana böyle öğrettiler, değil mi?

Kripto hesabı teyit edildi.

Sadece parayı dönüştürmek için parolaya ihtiyacım var.

Henüz oraya gelmedik.

Öyle mi?

Tamam o zaman.

Tamam o zaman. Duyalım bakalım.

Tüm kovuşturmalardan muafiyet ve babamın cezasının hafifletilmesi.

O para sana bunu satın almaz.

Daha ne teklif ettiğimizi duymadın.

"Ettiğimizi" mi?

"Biz" kim? Burada "biz" diye bir şey yok John.

Sende istediğim hiçbir şey yok.

Senin için o ve ben aynı kişiyiz.

Yanlış. Sen yemdin

ve önümüzdeki bir saat içinde hapishaneye dönmek üzeresin

ve bundan daha iyi bir şey bulamazsan onunla aynı arabada olacaksın.

Güzel konuşma.

- Sorun ifadede. - Değil mi?

Daha önce yaptığın bir konuşmaya benziyor.

Belki de bu odadaydı.

Böyle bir blöfün daha organik olması gerektiğini düşünüyorum.

Seninle konuşmuyordum.

Ne diyordun?

- Sana Priscilla'yı verebilirim. - Bunu garanti edemezsin.

Belki ama elinizdeki en iyi şans bu.

İkimiz de bunun benimle ilgili olmadığını biliyoruz.

O parayı çalarak bunu kendinle ilgili yaptın

ve bana ateş edip, buraya gelip kararları verebileceğini düşünemezsin.

- Ben kimseye ateş etmedim. - Ne?

Kürsüye çıktığında aynen böyle söyle.

Tamam, saçmalamaya başladınız.

Onlarla ilgili elimizde ne var?

RICO, kara para aklama, havale dolandırıcılığı,

devlet malını çalma, komplo, kimlik hırsızlığı.

Bunlar sadece şu an aklıma gelenler.

Bu, La Jolla'daki küçük dümeniniz için

devletin size bir ısırık atmasına izin vermemizden önce.

Hayat bu.

Hayat bu.

Lucky.

Hayatının geri kalanını hapiste geçireceksin.

Sen ve kızın aynı kişi olduğunuz için de

seni Lompoc'a geri göndermeyeceğim.

Seni kontrollü bir birime göndereceğim.

ADX Florence'a.

Bunu duydun mu, John?

Duyduğunu biliyorum.

Gates.

Ne diyorlar oraya?

- Rockies'in Alcatraz'ı. - Rockies'in Alcatraz'ı.

Yirmi üç saat tam hapis.

- Siktir git. - Ne dedin sen bana?

Siktir git.

Pekâlâ, tamam.

Tamam, bekle.

Ne yapmamı istediğini söyle.

Bana Priscilla'yı getirmeni istiyorum

ama Whittaker'ı da yanında getir.

Ne?

Whittaker'ın parayı kendi başına almasını istiyorum.

Tamam ama Whittaker yüzünü hiç göstermez.

Daima inkâr edilebilirlik seviyesini korur.

O zaman sorunumu anlıyorsun.

Onu öldürtmeye mi çalışıyorsun? Bu mudur yani?

Bir anlaşma istediniz.

Anlaşma bu.

Saçmalık.

Priscilla tüm operasyonu sana veriyor.

Gates, John'ı mutfağa götürsene.

- Sanırım bir şeyler atıştırması lazım. - Hayır, sağ ol. Aç değilim.

Eminim açsındır.

Geçen seferki gibi beni kazıklamayacağını nereden bileceğim?

Sanırım bilmiyorsun.

İşimi yapıyordum

ve bir hırsıza verdiğim sözü bozmak zorunda kalırsam

o zaman öyle olsun.

ÇIKIŞ

Aklından bile geçirme.

Neyi?

Çıkışları kontrol ediyorsun.

Alışkanlık sanırım.

Ama kızım yan odada o yüzden hiçbir yere gitmiyorum.

Ama isteseydim çoktan gitmiş olurdum.

Her zaman dolandırma uzmanı.

Şu terim, dolandırma uzmanı.

Ben olsa olsa sıradan bir dolandırıcıyım.

Arada fark var mı?

"Uzman" yaratma anlamına gelir. Ben bir bok yaratmıyorum.

Bunda manevi bir şey yok, ilham yok.

Bu sadece doğa. Hayatta kalmak.

Hayatta kalmanın başka yolları da var.

Benim için yok.

Evet, kendine ne demen gerekiyorsa.

Lompoc'ta çörek yok.

Bir tane ister misin? Hadi ama. Polisler çörek sever.

Ben polis değilim.

Kendine ne söylersen söyle dostum.

Neden ofisimde çörek yiyen bir suçlu olduğunu söylemek ister misin?

Yine arkamdan Adalet Bakanlığı'na gittin

ve John Armstrong'u serbest bıraktın!

Arkandan iş çevirmedim.

- Öyle mi? Peki, sen buna ne diyorsun? - Bürokrasiyi aşmak.

Demek emir komuta zinciri artık bürokrasi oldu.

Sanırım sorununu tam burada yakaladın.

Seninki de prosedüre takılıp kalmak ve büyük resmi görememek.

Dikkat et Billie.

Şu anda seni eve gönderecek kadar çok şeyim var.

İçerideki Luciana Armstrong.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left