The first 200 lines.
Peçeli kız kardeş dua edecek Kapıdaki çocuklar için
Birbirini hareketsiz isteyen Ve dua edemeyenler için:
Seçen ve meydan okuyanlar için dua et.
Gerçek olaylardan serbestçe uyarlanmıştır.
Pakistan ve Hindistan sınırı.
Ekim 1968.
Çeviri: Utku Akar İyi seyirler.
Var olmayan kelimelerle, anlatılmaz olanı özlüyorum.
Telaffuz edemediğim düşüncelerle:
Seni görmeyi.
Konuşmak ya da konuşmamak. Yalnızca gözleri görmek...
...gördüğümü bildiğim bir insandan.
Kendini bilen bir adamın arkasında.
Nepal'e dönmeyi düşünüyorum.
Denemek istiyorum.
Sevgili Iben.
Bunun nasıl biteceğini bilmiyorum.
Ama nasıl başladığını biliyorum.
Kopenhag, 1962.
Nükleer silahlara karşı afişler asıyordum.
Polis bizi sevmezdi.
O gece beni yakaladıkları üçüncü seferdi.
Bundan dolayı beni fena benzettiler.
Ama Danimarka'nın durgunluğu sadece silahlar yüzünden değildi.
Uyandırılması ve değiştirilmesi gereken bir ülkeydi.
Selam Eik.
Eik benimle çalışıyor. Iben, sevgilim.
Demek Eik sensin.
- Carsten senden bahseder. - Öyle mi? Ben Carsten'den hiç bahsetmem.
Kes sesini Eik.
Ciddiyim, afişlere el konulduğunda bunun bir maliyeti oluyor.
- Dikkatli olmalısın. - Yeterince hızlı değilim.
O zaman daha hızlı ve çok daha güçlü olmalı.
Siyasî bir aktivist olmanın tek bir iyi yanı vardı.
Iben'le tanıştım.
Eik Skaløe. Ne havalı bir isim.
Iben, Halfdan Rasmussen'in kızı.
- Memnun oldum. - Memnun oldum.
- Acıyor mu? - Yok, bire karşı üç kişiydiler.
Bu asfalt için.
Bu da dayak için.
Sıçmam lazım.
Baksanıza! Aç kapıyı!
Sağ ol.
Bitmemiş romanın birinci sayfası.
Uçak bileti için para buldum.
Tahran'dan Bağdat'a.
Deri bir ceket sattım ve bir otele yerleştim.
Bu, arının hayatı hakkındaki romanımın başlangıcı.
Ayrıca çiçeğin hayatı.
Zihnini açmak ve onun öleceğini düşünmek hakkında.
Aynı zamanda hayatta kalmak.
Tüm engellere inanmak hakkında.
Dünya açıldığında, gelmek ve gitmek ve bir daha asla geri dönmemek hakkında.
Bir hafta sonra, Iben'in yanına taşınmaya karar verdim.
Tam bir domuzsun Eik.
Çok büyük bir gericisin.
O iyi.
Iben, anneannesinin arka bahçesindeki bir evde yaşıyordu.
Orada konuşabiliyor ve düşünebiliyorduk.
Sürekli seks yapıyorduk.
Başka kimseye ihtiyacımız yoktu.
Kim olduğumuzu öğrenmek için uyanık kalıyorduk.
Kendimizi siyasî olarak tanımlamalıyız.
Neden?
Özgürlük, canının yapmak istediği şeyi yapabilmektir.
Kaçak yolcular oluruz.
Otostop çekebiliriz.
Her şey sarsılıyordu. Yapacak şeyler vardı.
Her şey çok naifti.
Çok güzel ama bir o kadar da aptalcaydı.
Güç dağılımını değiştirmek istiyorduk.
Silahsızlanmak istiyorduk.
Gençlere protesto etmeyi öğretmek istiyorduk.
Yetkililere siyasî yorumlar ve şikâyet dilekçeleri yazıyordum.
Her konuda bir fikri vardı.
Ta ki artık kalmayana kadar.
- Şiirin hazır mı? - Evet.
Ta ki siyasetin hiçbir şey ifade etmediğini anlayana kadar.
- Eik, şiirin. - Evet, bitirdim.
"Iben için.
Yüzünü analiz et. O dipsiz gözlerini...
...gizlice göz atmaya cesaret eden."
Ne güzel bir şiir böyle!
Yapma be Eik...
...Iben'e olan aşkınla alakalı bir şiir yazmamalısın.
"Bir ormandan doğan, bin yapraktan fazlası..."
Ne yapıyorsun?!
Merak etmeye başlıyorum. Aslında fırsatım vardı.
Nükleer silahlardan korkan...
...küçük bir burjuvanın hikâyesini yazdım.
- Ama neden bu kadar korkuyoruz? - Çünkü işimizi bitirebilirler.
Bu bir şiir için yeterli değil mi?
Evet ama bu kadar büyütme. Asıl tehdit, dehşet değil midir?
Yahu...
Bu, onu daha az tehlikeli yapmaz.
Dehşet, bize bombayı düşündürtüyor.
Ancak yaşamayı unutmaktan korkarsak.
Bu durumu daha da gerici yapmaktan başka bir işe yaramaz.
Nükleer silahlar varken aşkın bir meşruiyeti var mıdır?
Carsten'in yeni bir sevgilisi vardı. Maj-Britt.
- Mutlu olabilir miyiz? - Azgın olabilir miyiz?
Evden kaçmıştı ve kendini özgür hissediyordu.
- Saçmalık. - Ne?
Onun da bir vizyonu var.
Eik artık dünyayı değiştirebileceğimize inanmıyor.
- Evet. - Nasıl yani?
Bakın.
- Tamamdır. Şimdi dünyayı değiştirdim. - Nasıl yani?
Şişeyi iki santim hareket ettirdim. Dünyada bir değişiklik yarattım.
- Ama ben hâlâ aynı insanım. - Ne demek istiyorsun?
Kendimizi değiştirmeden dünyayı nasıl değiştirebiliriz?
Şimdi gitmenizi istiyorum. Sizi dinlemeye dayanamıyorum.
Iben'le ikimiz bombayı burada bekleyebiliriz.
Ne kadar bencilsin!
- Burası Iben'in evi. - Defolun!
Kafayı mı yedin?
Bunu neden yaptın?
Seni kendime istiyorum.
- Bunu yapamazsın. - Neden?
- Biz öyle değiliz. - Biz nasılız?
En azından, böyle değil.
Dinle.
Kopenhag'a bir nükleer bomba düşmek üzere.
Yapma Eik ya.
Uçağın sesini duyuyor musun?
Duydun mu?
Oluyor.
Tam şu an.
Kopenhag nükleer bombayla vuruluyor.
İki dakika içinde genişleyen şok dalgasıyla vurulacağız.
O dakikalarda ne yapardın? Ne yapardın?
- Düşünmesi bile korkunç. - Evet, elbette.
Bir medeniyetin yok olması. Bu her zaman tatsızdır.
Sen ne yapardın?
Sigara içerdim belki. Sigara içmesem bile.
Evet.
Bilmiyor musun?
Eve geri dönmek ve annemle babamla birlikte ölmek isterdim.
Evet, bunu yapardım.
Ağlayıp ağlamaman ya da sadece...
...mutlu olman bir şeyi değiştirir miydi?
Hayır.
Neden yaşamış olduğun için şanslı hissederek ölmeyesin ki?
Kimin öleceğine pişman olmak yerine?
Sen ne yapardın?
Hayatımda sadece iki dakika kaldıysa...
...düşünecek tek bir şey var demektir.
Aşk.
Seni düşünmek isterdim.
Bence bana gerçekten âşıksın.
Evet.
Bu da pek iyi bir şey değil.
Oğlumun yirmi yaşına bastığına inanamıyorum.
Sanki daha dün şöyle bağırmıştım:
"Erkek olursa adı Eik olacak."
Rahip bunu oldukça garipsemişti.
"Bu bir isim değil, bir ses." demişti.
Iben'in babası, Halfdan Rasmussen, büyük yazar.
Iben'in annesi: Esther Nagel, o da tanınmış bir yazar.
Babam ve kız kardeşim.
Seni yalnızca babanla ben anlıyoruz.
Babanla ikimiz...
...seçimlerini daima destekliyoruz Eik.
- Âşıklara kadeh kaldıralım. - Bardaklarınız boş mu?
- Geleceğe. - Şerefe!
Anne, "aşk"tan kastın nedir?
Sevilmek mümkün mü? Çok fazla sevmek mümkün mü?
Yoksa aşktan "önce" bir şey mi var? Formülleri sevmiyorum.
Çiftler gibi mi yani?
Çiftler ve evlilikler birbirlerine sahiptirler.
Bizim öyle değil.
Yeni bir aşk vizyonu tüm toplumu değiştirirdi.
Nasıl bir toplum olurdu o? Bundan daha mı iyi?
Başka nasıl bir toplum olurdu? Bugünkünden daha mı iyi?
Televizyonda ağız kokusu ve ter hakkında çok şey var.
Bunun yerine neden siyaset konuşulmuyor?
- Sessizlik! - Şu an siyaset konuşmak yok.
Boğazım kurudu.
- En iyisi kadeh kaldıralım. - Şerefe.
Sen ne yapıyorsun Iben?
Eik'le geceleri trenleri temizliyoruz.
- Rifbjerg'e katıldım. - Yazar olan mı?
Eik de yazar olmak istiyor.
Ne yazıyorsun Eik?
Gerçekten bilmiyorum.
İlhamımı bulmaya çalışıyorum.
Yazmak zor bir iştir.
Öylece oturup ilham beklemenin bir anlamı yok.
Makinenin başına geçip her gün yazacaksın.
Belki de bildiğinden daha fazla şiir yazacağım.
Arı ile çiçek arasında ters giden neydi?
Ne oldu?
Çok çabuk yaşlandılar. Yoksa uzun süre mi genç kaldılar?
Ne yapmak istiyordun?
Her şeyi değiştirecek o romanı yazmak istiyordum.
İçerik bulmak ve...
...yazımı aramak için Paris'e gittim.
Düşüncelerimi değiştiren...
...o on bin kelimeyi ifade etmek için.
No comments yet. Be the first to leave one.