200 rreshtat e parë.
Elimden bir şey gelmez.
Bugün başka tekne kalmadı. Üzgünüm.
Bunun sonunu hepimiz biliyoruz.
Hadi o "evet" dediğin kısma geçelim.
Yalanı yok. İstemesen de çok iyi vakit geçireceksin.
Konfirme etmediniz. Ayırttığınız tekne gitti.
-Tamam ama başka tekneleriniz var. -Ne kadar fark istiyorsunuz?
Tatlım, Adrienne ve Greg'i götürür müsün?
Tabii.
-Baksanıza. Gidip şurada oturalım. -Ne?
Kusurlarına bakma.
Söz veriyorum, bizimle çok eğleneceksin.
Şu büyük tekne müsait mi?
O canavarın kaptan köşkünde seni görmek isterdim.
Gel buraya şirin şey.
Bir tadına bakayım.
Görüyor musun?
Rahat ol James. Burası Tayland. Kimse kimseye aldırmaz.
Evet dostum. Bu arada üzgünüm, sevgilin seni bayağı ezdi.
-Ezmek biraz ağır oldu. -Phi Beta Kappa sağ olsun.
-Arizona Üniversitesi. -Peki.
Bira alıp plaja gitmeye ne dersiniz?
Sabırlı ol Greg.
Max'in sihrinden haberin yok anlaşılan.
Çok komik kız!
-Gelin. Tekne bu tarafta. -Evet.
Maksimum etki!
Max, muhteşemsin.
Teşekkür ederim.
-Aferin. -Rezervasyon yok, depozito yok, sorun yok.
Planlı işlere alerjim var.
Merhaba ufaklık. Selam.
Merhaba ufaklık.
Küçük canavar.
O kadar kötü değil.
Beni bekleyin!
ŞEYTANIN AĞZI
Bu, hayatta bir kez olabilir.
Peki gerçek bir iş mi?
Evet. Sabrina Carpenter'ın mayo markasıyla.
Yatırımcısı babamı Yale'den tanıyor.
Sosyal medya hesaplarını yöneteceğim.
İki yıla kalmaz her şeyi ben yönetirim.
Peki Sabrina Carpenter'ı sever misin?
Yani, eğlenmeyi severim.
Ne düşünüyorsun?
Bu harika bir şey.
Ama bütün yıl New York'u konuştuk, öyle anlaşmıştık.
Artık sen Los Angeles'a gidiyorsun. Bu her şeyi değiştirir.
Anı yaşıyorum.
Bir fırsatı değerlendiriyorum, sen de benimle geliyorsun.
Çok uğraşarak aldığım işi yeni kabul ettim.
Şimdi bırakamam.
Bırakmıyorsun.
Çark ediyorsun.
Çok komiksin.
Yani…
Ne iş yaparım?
Nerede yaşarım? Los Angeles'ta kimseyi tanımıyorum.
Beni tanıyorsun ya, yeter işte.
Sen ve ben, yıldızlar sönene kadar.
New York-Los Angeles bahsini kapatalım. Yüzelim mi?
Şu çaylakları Flip Cup'ta bir güzel gömeyim. Sen yüz.
Tek başıma mı?
Bana bak Adrienne, benim takımımdasın.
-Tamam. -New York bitti. Bana güven.
İç bakalım.
Aman Tanrım.
Hayır! Seni öldüreceğim!
Yerime sen oyna. Çişim geldi.
Tamam.
Aman Tanrım.
Evet.
İntikam soğuk yenen bir yemek.
Hayır.
Artık dönmeliyiz.
-Diğer kız nerede? -Tuvalette.
-Evet, işte bu! -Canın cehenneme Greg.
Geri gelin!
Hâlâ buradayım! Tanrım!
Baksanıza!
-Greg, Greg. -Buradayım!
Çocuklar, buradayım! Aman Tanrım!
Yapmayın.
Tanrım! Çekilin!
-Hadi bakalım! -Tanrım! Al.
Sara nerede?
Ne?
Sara nerede dedim?
Tekneyi durdur!
Tatlım, çok özür dilerim. Bilmiyorduk.
Lanet olsun, kaç taneydiler?
-Hepsi oradaydı. -Tayland'da olağan bir durum.
Beni bırakıp gittiniz.
Suda olduğunu veya hareket ettiğimizi bilmiyordum.
Sanırım ben biliyordum ama kafam karıştı
-çünkü kaptan gelip… -Tanrım Greg, teşekkürler.
Dur.
Bir saniye dur.
İyi olacaksın.
Çok şükür. Değil mi?
İyi olacaksın. Ben seninle ilgilenirim.
Hadi gidelim. Geç oluyor.
Özür dileriz.
Teşekkür ederiz.
Götürün millet.
Tamam.
Tanrım, o kadar sinirliyim ki.
O kaptanı Yelp'te rezil edeceğim.
Kimsenin suçu yok. Olan oldu.
Birini geride bırakmak delilik.
Çok fena, değil mi?
En temel güvenlik önlemi.
Bir sayım yapsaydı. Kaptanlığın başlıca kuralı.
Sara, istersen babama söylerim, onu dava eder
veya bir mektup gönderip korkutur.
Onu suçlamıyorum.
Peki. Muhtemelen haklısın.
Her şeyin ters gittiği o talihsiz günlerden biriydi.
Biz eğlenceye dalmıştık, sen başka bir yerdeydin.
-Çok gürültülüydü… -Dediğim gibi, kimsenin suçu yok.
Jägermeister'ı icat eden hariç.
Değil mi?
Jägermeister için Yelp'e yazsak?
-Harika bir fikir. -Teşekkürler.
Saati fark etmedim.
-Teknedesin sandım Sara. -Ama değildim.
Her şeyden, her ayrıntıdan ben sorumlu değilim.
Ne zamandan beri?
Afiyet olsun millet.
Keyifli bir yemek yemek istemiştim.
O zaman kal, keyfine bak.
Evet, sanki mümkünmüş gibi.
Seni açık denizde ölüme terk ettiğimizin farkındayım.
Her yerin kabartıyla dolu ama asıl kurbanı unutmayalım.
Max.
İkinci sınıftan beri yapışık ikiz gibisiniz.
Bilemiyorum, belki de Los Angeles-New York ayrılığı
sizin için çok iyi olabilir.
Los Angeles fena değil.
Açık havada alışverişi severim.
Veya New York'a git.
Kendi yolunu çiz.
-Seninle ilgilenmedim. -Aşırı tepki gösterdim.
-Özür dilerim. -Özür dilerim.
Teşekkür ederim.
-Çişe gittim, özür dilerim. -Ben de.
Dürüst olalım, bu ilk değil.
Adrienne'in minik mesanesi kargaşaya neden oldu.
-Hepsi o kadar olsa iyi. -İşte bu.
Greg tam bir Labrador, değil mi?
Yoksa Golden Retriever mı?
Bumble'da iki kişiyi idare ediyordu.
-Biliyorum. -Onu getirdiğine sevindik.
Evet, şimdilik kriterlere uyuyor.
-Öpüşecek gibi duruyorlar. -Öyle görünüyor.
Gidip en önden yer kapayım.
-Evet, koş. -Git yer kap.
Bugün için gerçekten üzgünüm.
Sorun yok.
-Dostuz. -Sorumluluğu üstlenmeye çalışıyorum.
Biliyorum, düşünmeden hareket etmek gibi
kötü bir huyum var.
Yalnız değilsin.
Bu hafta ben de biraz tuhaftım.
Baban yüzünden.
-Evet. -Evet.
Buraya sadece bir defa geldi diye biliyorum.
Sürekli ona fotoğraf yollamak istiyorum.
En sevdiği plajı veya yediği sokak yemeklerini sormak.
Evet.
Konuşmak istiyorum.
Sana zor gelecekse yarın mağaralara gitmemiz şart değil.
Hayır. Tek bildiğim şey o.
O mağaralarda yüzmeyi çok severdi.
Yarın. Şeytanın Ağzı.
Baban için ve hepimiz için.
O öldüğünde sen düşünmeden hareket etmeseydin
muhtemelen okulu bırakırdım.
Benim pes etmeme izin vermedin.
Çeken bilir demişler. Ölü ebeveynler kulübü sağ olsun.
Evet. Beni o partilere sürükledin.
Tartışmaya açık kıyafetlerimiz.
-Neden hep aynı giyiniyorduk? -Hep aynı.
Demek istediğim, beni sen kurtardın.
Gerçekten.
Max'in sihri.
-Hadi, söyle. -Hayır.
-Söyle. -Beni rahat bırakacaksan.
Asla. Sen ve ben…
-Yıldızlar sönene kadar. -Evet! Aferin kızıma.
-Hadi, çıplak yüzmeye! -Çıplak…
-Elbette! -Tanrım.
-Hadi gel. -Hayır, böyle iyiyim.
-Burada iyiyim. -Lanet olsun. Özür dilerim.
Neyse, boş ver. Onlar girsin.
-James ve Greg… -Hayır. Ciddiyim.
…birlikte çıplak girebilir.
-Bunu istiyorlardı. -Gidin lütfen.
Gitmezseniz üzülürüm. Gidip eğlenin.
No comments yet. Be the first to leave one.