Mistari 200 ya kwanza.
BU DİZİDEKİ TÜM MEKÂN, OLAY
VE İSİMLER KURGU ÜRÜNÜDÜR
Bu ne cüret!
Böyle hoyrat, kötü bir ruh
bu kadar yer arasından neden bu bedeni seçsin?
Kasabanın yaşlılarına saldırarak
rahatsız etmekle kalmıyor,
bir de soyunu
devam ettirmesi gereken ilk oğlun içine giriyorsun.
Çok sorun çıkarıyorsun.
Tanrım.
Oğlumun nesi var?
Onu nasıl kurtarabilirim? Ne yapmalıyım?
Arsız, kötü bir ruh o.
Ne dedi?
Yolculuğu için yeterli parayı verirseniz şimdi gideceğini söyledi.
Gideceğine emin misin?
Lütfen bekleyin.
Tanrım. Acele edin ve paranızı bana verin.
-Bilemiyorum. -Onlara güvenmeli miyiz?
Çabuk, bana verin.
-Buyur. -Üzerinizde yoksa ödünç alın.
Durun bakalım.
Peder Kim?
Bu kayan taşlara bir çözüm bulmalılar.
Biri yaralanabilirdi. Tanrım!
Peder Kim, bunu ben hallederim.
Çantam niye bu kadar ağır?
Bu kötü ruh, Katolik ruh kovma yöntemiyle gitmiyor.
O haklı, Peder Kim.
Şaman Cheon-ryong bu ruhun icabına...
Bence içine ruh falan girmemiş, sadece çoktandır yıkanmamış.
Yapabilirim, diyorsan dene.
Ben hallederdim,
ama onun içindeki kötü ruh bayağı güçlü.
Bunlar da ne böyle?
Tüm meleklerin sevgili lideri Aziz Başmelek Mikâil.
Lütfen bizi şiddet ve güç belasından koru.
Bizi yeryüzündeki kötü ruhların belasından koru.
Tanrım, fena acıttı.
Kötü ruh, teslim ol.
-Teslim ol, dedim. -Ne o?
Ağlıyor mu o?
Canın mı yandı?
Pekâlâ.
Kaval kemiğine
ve avucunun içine
20 kez vurduktan sonra
acıya dayanırsan ikinci testi geçeceksin.
Şeytanın insanların içine girmeyi
ve kiliseye zarar vermeyi bırakmasını
Esirgeyen Tanrı'dan dilerim!
Efendim.
Galiba kötü ruh gitti.
Yüzüne bakılırsa hâlâ içinde.
Cidden gitti.
Tanrım.
Hiç sebat gösteremiyorsun.
Bu da neydi şimdi?
Cheon-ryong bana dedi ki...
Teslim ol kötü ruh. Hâlâ çıkmamış demek ki.
Beni enayi yerine koymuşlar.
Git de yıkan. Kokmuş tofu gibi kokuyorsun.
Seni pislik.
Hemen eve git.
Kötü ruha bak...
Senin canına okuyacağım.
-Yalancılar. -Ne ayıp.
Boş ver...
-Sahte miymiş? -Galiba.
Bırak beni.
Siz kimsiniz?
Ruh çıkarma ayinimizi bölmeyecektin.
Aklından ne geçiyordu?
Tanrım. Kahretsin.
Hey!
Tanrım, niye beni takip ediyor?
Yakalayınca seni öldüreceğim.
Sana yaşlı insanları dolandırma,
demedim mi?
Hâlâ aklın başına gelmedi mi?
-Gel buraya sahtekâr. -Acıdı ama!
-Ağzıma kan tadı geldi. -Aman, boynum!
Çimdiklemesene.
Bunu tek planlamadın, değil mi? Kim dedi bunu yapmanı?
Bay Oh!
Bay Oh, tefeci var ya.
Bay Oh içeride mi?
Bir rahip için çok kabasın.
Kardeşlerim, lütfen kenara çekilin.
Rahip, papaz veya keşiş bile olsan sana acımayız.
Acıyın, demedim zaten.
Hey.
Yapma! İmdat!
Kardeşlerim, bir rahibe vurursanız cehenneme gidersiniz.
Hepinize cehenneme giden otobüsten bir bilet alayım.
İŞ ADAMLARI İÇİN İHTİYACA GÖRE KREDİ
Paul Kardeşim?
Ben sakinken dışarı çıksan iyi olur.
Beni dinlemen için bağırmam mı lazım?
Çabuk, dışarı çık!
Tanrım, burası çok sıkışık.
Bir fincan kahve alır mıydınız?
Tatlım, ben çıkıyorum.
Fincanlar için sonra gelirim.
Tanrım, Peder. Neyin var senin?
İncil'de faizin günah olduğu yazıyor, biliyorum.
Ama bu, modern dünyada bir çeşit iş.
Hem ben kiliseye de çok bağış yapıyorum.
Onun için gelmedim.
Duydum ki,
yaşlıları dolandırması için bir şaman yollamışsın.
Onu diyorsun.
Mahallemizde şamanlık geleneğini yeniden diriltmeye çalışıyordum...
Bırak zırvalamayı.
Pazar yerindeki insanlar senin yüzünden neredeyse beş parasız.
Bir de saf yaşlıları dolandırmayı mı denedin?
Tanrım, o kadar kızma.
Tahsile giden adamlarımı hep dövüyorsun.
Şimdi de beni mi döveceksin?
Merhamet ve sevgi.
Tanrı'nın sana emrettiklerini yapmalısın.
Bekle bir dakika.
Bana bir şey söylüyor.
Tanrı...
...seni dövmemi söyledi.
SEUL MERKEZ BÖLGE SAVCILIĞI
-O, burada. -Bu, o.
-Savcı Park. -Çabuk olun.
Beni şaşırttınız.
-Beni mi çekiyorsunuz? -Nonhyeon-dong met davasına bakan
Savcı Park Gyeong Seon siz misiniz?
Evet, o benim. Bana bir dakika verir misiniz?
Kâküllerimi düzelteyim.
Halk, esas soruşturma konusunda
hemfikir değil gibi duruyor.
Bir dakika verin, dedim size.
Sizce de soruşturmayı çok çabuk bitirmediniz mi?
Aynısını söyleyen tanıklar var.
Röportaj yapmak istemiyorum.
Kim Geon-Yong satıcı ve baş suçluyken
yalnız met kullanıp bulundurmakla suçlandı.
İdol Şarkıcı Kim ise
yalnız maddeyi bulundurduğu hâlde sağlamakla suçlandı.
Bazı insanlar da Hanju Grubu Başkanının oğlu olduğu için
Kim Geon-Yong'u kayırdığınızı düşünüyor.
Buna ne diyeceksiniz?
Beni dinleyin.
Evimde şekerlerim var diyelim.
Millet evime gelip o şekerleri yerse
ben satıcı mı olurum?
Yoksa, evime gelip şekerleri
diğerlerine dağıtan kişi mi olur?
Yani Kim Geon-yong'un evinde şekerleri vardı
ve idol yıldız da şekerleri alıp
-diğerlerine mi sattı diyorsunuz? -Tam isabet.
Ama Kim Geon-yong'da büyük miktarda uyuşturucu yok muydu?
Magazin haberi mi yapıyorsun sen?
Miktarın çok mu, az mı olduğunu asla açıklamadık.
Ama halk hâlâ bu davadan şüpheli,
onlara bir açıklama yapamaz mısınız?
-Savcı Park, lütfen. -Lütfen bir açıklama.
-Bir şey deyin. -Savcı Park.
-Bekleyin. -Bize Kim Geon-yong'dan bahsedin.
Umarım hepiniz zengin olursunuz.
-Efendim! -Savcı Park.
Utançtan yerin dibine girdim.
Sen işini nasıl yapıyorsun böyle?
Kim Geon-Yong'un satıcı olduğuna dair kanıtımız var
ve diğer madde bağımlılarının beyanları tutarlı.
Önce Kim Geon-Yong'u tutuklamalıyız.
Lütfen tutuklama emri çıkarın.
Sana idol yıldızı, Bay Kim midir nedir,
onu baş suçlu yap demedim mi?
Öyle yapacaktım.
Ama suçlu, CEO Kim Jung-cheol'un oğlu olduğu için
bence bu mümkün değil.
Basın zaten...
Şunu bir açıklığa kavuşturalım.
İzni alacak ve suçluyu tutuklayacaksın,
böylece ülkedeki herkes sana güvenecek.
Bu arada bana da lanet okuyup küfür edecekler.
İstediğin bu mu?
-Hayır, değil. -Tanrım.
Niye bu kadar çok selfie'm var?
Teknoloji bugünlerde çığırdan çıktı.
Bir tane bile sokak lambası yok ama herkes net görünüyor.
Vay be.
Amanın.
Bu, sen değil misin?
Bak sen. Parayı orada saymasan da olurdu. Küçük işlerle uğraşma.
Yasa dışı masaj salonu sahiplerinin,
sana fazlaca para verdiğinden eminim.
Savcı Park, yanılıyorsunuz.
Yanılıyor muyum?
Zırvalamayı kes ve beni dikkatlice dinle.
Rüşvetten kovulmayı
ve utanç içinde yaşamayı mı istiyorsun?
Yoksa dediğimi yapıp
emekli olana kadar işine devam mı edeceksin?
No comments yet. Be the first to leave one.