Mistari 200 ya kwanza.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Sadece iki hafta içinde
Alman ordusu Fransa ve Belçika'ya yayılır,
yüz binlerce Britanyalı ve Fransız askeri
Dunkirk'teki denize iter.
Savaşta devrim yaptılar.
Artık önemli olanın hareket hızı olduğunu fark ettiler,
o yüzden hızlı hareket eden zırhlı düzenleri kurdular.
Radyo teknolojisi ile yeni panzer tekniklerinden yararlanıyor
ve Luftwaffe'i destekliyorlar. Bu yeni bir şey.
Vahşi bir hava bombardımanı.
Hızlı hareket eden tanklar.
İnsanüstü piyadeler.
Bu blitzkrieg, yıldırım savaşı.
Blitzkrieg, hız demek.
Manevra savaşı.
Çok hızlı, kesin muharebelere odaklanmış bir sefer.
Blitzkrieg İkinci Dünya Savaşı'nın en sıra dışı olaylarından biridir.
Şimdi uzmanlıkla renklendirilmiş dünyada nadir bulunan görüntüler
daha önce hiç görmediğiniz bir hikâyeyi anlatıyor.
Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgilerinden sonra, Alman halkı
tamamen aşağılanmıştı.
Versay Antlaşması'nın cezalandırıcı şartları
yaraya tuz bastı.
Küresel endüstriyel güç,
sadece 100 bin kişilik orduysa bırakılmış
ve toprak kaybetmişti.
Almanlar Versay Antlaşması'nda çok sömürülmüş hissediyor.
Çünkü bu antlaşma özünde Almanların savaşı başlatmakla
suçlu olduğunu söyler.
Çoğu Alman'ın Versay Antlaşması'nın hükümleri sebebiyle
öfkeli hissettiklerine şüphe yok.
Orduları 100 bin kişiye düşürülmüş,
toprak kaybetmiş, ciddi tazminatlar ödemişti.
Herkes bunların ciddi ekonomik sonuçları olacağını biliyordu.
İtiraz etmelerinin sebebi de antlaşmanın, Birinci Dünya Savaşı'ndan
Almanların sorumlu olduğunu ve bunun
onların cezası olduğunu ima etmesiydi.
Güçlü ülkeleri nasıl kaybetmişti?
Niye daha küçük ülkelere toprak vermek zorunda kalmışlardı?
Toprak kayıpları çok büyük.
Doğuda Polonyalılara ve Çeklere toprak kaybediyorlar.
Renanya'yı askerden arındırmaya zorlanıyorlar
ki Belçika ve Fransa'ya karşı yeni bir işgal denemesi olmasın.
Bu kızgınlıktan beslenen popülist bir kışkırtıcı
Almanların yaralanmış gururuna oynayarak kaybedilenleri
alma sözü verir.
Adolf Hitler ve onun Nazi partisi bir yığın oluşturmaya başlar.
Alman halkı onu kurtarıcı olarak görür.
Eski muhteşem ülkelerini geri getirecek bir adam.
Versay Antlaşması imzalandığında Almanya'da, Almanlar arasında
antlaşma hükümlerinin gereksiz derecede ağır
olduğu yönünde bir hissiyat vardı.
Hem toprak kaybı açısından hem de dev savaş tazminatları açısından.
Aslında Versay Antlaşması,
Birinci Dünya Savaşı için Almanya'yı suçluyordu. Ama Almanlar
diğer ülkelerden daha fazla sorumlu olduklarını düşünmüyordu.
Bu içlerine dert olmuştu.
Hitler, Almanların büyük bir siyasi ve ekonomik
öz güvensizlik yaşadığı şeklinde doğru bir teşhiste bulunuyor.
En çok ihtiyaçları olan şey bir birlik hissiyatı
ve bunun temelinde de bir ekonomik güvence hissiyatı.
Naziler, iş imkânları yaratmak için her alanda
devlet müdahalesinden bahsederek bunu sağlıyor.
Otobanlar falan yapıyor.
Hitler devrinin ilk yıllarını çoğu Alman başarı olarak görür.
TARİHÇİ POTSDAM, ALMANYA
Hitler, Versay Antlaşması'nın hükümlerini
adım adım etkisiz kılmayı başarmıştı.
Antlaşmayı ihlâl ederek Hitler ordusunu kurar
ve Müttefiklerin toleransını ölçer.
Kimsenin başka savaş istemediği inancına dayanıp kumar oynar.
1935 yılında zorunlu askerlik hizmeti getirir.
Sonraki yılda da 30 bin askeriyle birlikte
Rhineland'e gider.
Hitler'in uzun vadeli planı,
Avrupa kıtasındaki konumunu sağlamlaştırmak,
Batı güçleri Fransa ve Britanya'yı yenmek,
sonra da ilgisini doğuya yönelmek
ki bunu Almanya'nın genişlemesinin doğal alanı olarak görüyor,
orada bir Alman nüfusu oluşturabileceğini,
kaynak toplayabileceğini, Bolşevizm canavarını yeneceğini düşünüyor.
Bolşevizmi, faşizmin can düşmanı olarak görüyordu.
Naziler, 12 Mart 1938 tarihinde küstah şekilde
Avusturya'ya yürüdüğünde
Avusturya halkı onları sevgiyle karşıladı.
Batı Müttefikleri hiçbir şey yapmadı.
Batı Müttefikleri resmen durdu ve yaşanmasına izin verdi.
Bunu yapma sebeplerinden biri de Avusturyalıların
Almanlara katılmak istediklerini, zorlanmadıklarını düşünmeleriydi.
Versay Antlaşması'nın ihlâlleri hep çok ağır olmasına rağmen
Müttefik güçler hiç tepki vermedi.
Çoğu, Versay Antlaşması ile Almanya'yı belki de çok fazla
aşağıladıklarını düşünüyordu.
Almanya'nın neden yine büyük oyuncu olmak istediklerini anlıyorlardı.
Diğer yandan Müttefik ülkeler başka bir savaş riski de almıyordu.
Birinci Dünya Savaşı'nda öğrenmişlerdi ki savaş demek
binlerce, hatta milyonlarca ölüm demekti ve bunu önlemek istiyorlardı.
Avusturya'nın Almanya'nın ellerine düşmesiyle
Hitler, Çekoslovakya'nın bölgelerini büyümekte olan Almanya'nın
içine katma isteğini duyurur.
Çekoslovakya doğal kaynaklar açısından zengin bir ülkedir. Demir gibi.
Bu açıklamalar Müttefikleri alarma geçirir ama yine de çatışmak istememektedirler.
Eylül 1938'de
Britanya Başbakanı Neville Chamberlain,
Hitler'i, Çekoslovakya'yı işgal etmekten
vazgeçirmek için üç kez Almanya'ya uçar.
Eskiden tekrarlardım...
"Başta başarılı olamazsınız,
tekrar ve tekrar deneyin."
Ben öyle yapıyorum.
Üçüncü ziyaretinde
Fransız Başbakanı Edouard Daladier
ve İtalya Başbakanı Benito Mussolini'ye katılır.
Bu buluşma Münih Konferansı olarak bilinecektir.
Hitler'le bir anlaşma yaparlar. Buna göre,
Almanya, Almanca konuşulan Sudetenland'ı ilhak edebilecek
ama Çekoslovakya'nın kalanına dokunmayacaktır.
Sonraki sabah Chamberlain, Hitler ile ayrı bir antlaşma imzalar.
Britanya ve Almanya arasında bir barış anlaşması.
Chamberlain, kahraman olarak karşılanır.
Chamberlain, Londra'daki Heston Havaalanı'na gelir,
elindeki kâğıdı sallayıp barış döneminden söz eder.
Bu, Hitler ile gizlice yaptığı, ayrı bir anlaşmadır.
Bu sabah,
Almanya şansölyesi Herr Hitler ile
bir kez daha konuştum.
İşte, benim ismimle beraber
onun ismini de taşıyan belge bu.
Savaşı engellemişti. Hitler'in
Çekoslovakya'ya paldır küldür girmek istediğini bilmeyen yoktu.
Bu engellenmişti.
Dün gece imzalanan antlaşmayı
ve Alman İngiliz Denizcilik Antlaşması'nı halklarımızın bir daha asla
savaşmak istememe arzusunun bir sembolü olarak görüyoruz.
Chamberlain konuşmasını yaparken
Alman güçleri, Sudetenland'a yürümeye hazırlanır.
Mart 1939'da, Hitler, Çekoslovakya'nın kalanını da işgal eder.
Hitler'in planının sadece kaybedilen toprakları almak değil,
Alman sınırlarını daha doğuya taşımak olduğu anlaşılır.
Hitler'in nihai amacı, Orta ve Doğu Avrupa'da
dev bir Alman İmparatorluğu kurmak.
Savaşa gitmeye hazırlar mı? Bu yüzden, hep zorlamak zorunda.
Yavaşça ama emin şekilde. Sırayla,
Avusturya, Çekoslovakya gibi bu kritik ülkeler
domino taşı gibi onun önünde devrilecek
ve o da kendine dev, yeni bir imparatorluk,
Alman halkı için bir oturma odası kurabilecek.
Fransa ve Britanya, Hitler'in sonraki hamlesinin
Polonya olacağı konusunda endişeliler.
Bu kırmızı çizgileri olur.
Hitler, Polonya'yı işgal ederse, savaş ilan edecekler.
Hitler onlara inanmıyor.
Alman şansölyesi, bariz düşmanları Sovyetler'in
vereceği tepkiyi düşünüyor.
Ağustos 1939'da, Hitler, ideolojik düşmanı Stalin ile
saldırmazlık antlaşması imzalar.
Birbirlerine saldırmama sözü vermiş olurlar.
Batı Müttefikleri bu sıra dışı ittifakı anlamakta zorlanırken,
1 Eylül tarihinde, Hitler, Batı Polonya'yı işgal ettiğinde
iki ülke de elini açık eder.
Atlı Polonya ordusu, Alman panzerlerine rakip olamaz
ama yiğitçe savaşırlar.
On altı gün sonra, Sovyetler Birliği, Polonya'yı
doğudan işgal eder.
Bu çok gülünç bir anlaşma.
Rusların bu işten çıkarı, doğuda daha önce kaybettikleri
bazı topraklar da dâhil olmak üzere toprak kazanmak ve özgür kalmak.
Almanların çıkarı ise,
Rusların buna tepki göstereceğinden endişelenmeden
Polonya'yı rahatça işgal edebilmek.
Hatta ülkeyi aralarında bölmek için bir anlaşma yapmışlardı.
3 Eylül 1939 tarihinde, Britanya ve Fransa, sözüne sadık kalarak
Almanya'ya savaş ilan eder.
Hitler bu hamleyi öngörememiştir.
Birleşik Krallık'ın ona savaş ilan ettiğini duyunca dehşete düşer
ve danışmanlarından birine "Sırada ne var?" der.
Çünkü başından beri, Doğu Avrupa'daki
bir sorundan dolayı savaşa gideceklerine inanmamıştı.
Sonraki gün,
İngiliz Yurt Dışı Sefer Kuvveti askerleri, BEF,
dünyanın en üçlü ordusuyla
güçlerini birleştirmek için, Fransa'ya doğru yola çıkar.
Belçika sınırına gelirler,
orada bir Alman saldırısına hazırlanırlar.
Kraliyet Mühendisi Er Percy Taylor Beaton
Londra'dayken çağrılır ve kısa sürede Fransa'daki
Cherbourg'a giden bir tekneye atlar.
İnsanlar tezahürat yaptı, bağırıp çağırdı.
Giden insanlara bakarak ağladılar.
Sokaktaki insanlar bizi görünce tezahürat yapıyordu,
otobüs, Bethnal Green'i terk ettiğinde
oraya binlerce insan gelip
bize el sallamıştı, tezahürat yapmıştı.
Bence herkes savaşı düşünmüyordu.
"Geçip gidecek." olarak düşünülüyordu.
Elbette, başta Fransa'ya vardığımızda, tatil gibiydi.
Çalışılan bir tatil.
Hitler, Britanya ve Fransız ordularının birleşimiyle savaşmaya hiç hazır değil.
Ordusunun, Polonyalıları yenmesi bile 20 gün almıştı.
No comments yet. Be the first to leave one.