முதல் 200 வரிகள்.
Bilardo topuna vurmanın yöntemleri vardır.
Başka bir topa vurdurup onu deliğe sokmak için,
topu belirli bir yöne göndermeye çalışırsın.
Ama seni diğerlerinden ayıran şey beyaz topu nerede durdurduğundur.
İlk oynamaya başladığında, sadece tek top önemli sanırsın.
Topa üstten ya da yandan falso verebilir, kesme yapabilirsin.
Topu durdurabilir ya da banttan sektirebilirsin.
Topa sert, yumuşak vurabilir ya da küçük bir öpücük kondurabilirsin.
Başka topun arkasında bırakıp rakibe zor bir vuruş bırakabilirsin.
Yeteneğin varsa bunların hepsini yapabilirsin.
Bazı babalar çocuklarını kiliseye, bazılarıysa top oynamaya götürür.
Benimki mi? Bilardo salonlarına götürürdü.
Bana dokuz top denen oyunu oynamayı öğretti.
-Hazır mısın? -Evet.
Tamam, millet, dinleyin.
50 dolarınıza karşılık saatimi koyuyorum.
Üç, hatta beş katı eder.
Dur! Ne yapıyorsun?
Ne diyorsunuz?
Saat seven duygusal oğlumla ben, ikinize karşı.
Çünkü haberiniz olsun biz...
-Hayır, baba! O dedemin saati. -Kapat çeneni!
Affedersiniz.
Bana bir paket sigara alır mısın?
-Gömlek göz rengini ortaya çıkarıyor. -Büyükbabana içiyorum.
Güzel saat.
Dokuz top, sıralı bir masa,
hepsini sırasıyla sokman gerek.
Bu gerçek bir spor.
Yetenek gerektirir. Ve daha da önemlisi,
öngörü gerektirir.
Yok artık!
50 doları çok severim.
Dokuz top... Kralların sporu.
İki katı ya da hiç diyelim mi?
-Hayır, olmaz. -Lütfettiğiniz için teşekkürler.
Bir topu bana bıraksaydın bari.
Bak sana ne diyeceğim? Sonraki oyunda ilk vuruşu sen yap.
Şimdi bize içki alır mısın? Benden.
Ne kadar geç olduğunu fark etmemişim, evlat.
Annen beni kesmeden gidelim.
-Hadi, biraz daha kalalım. -Sen kullanırsın.
Harika.
Chip?
Şimdi.
Lanet olsun, sür! Bas, Dallas!
Tanrım! Yavaş ol, evlat.
Tekrar söylemeyeceğim, Dallas. Kalk!
Okuldan kaçamazsın, o yüzden kalk o yataktan.
Yemekten sonra kulübeyi temizlememe yardım edeceksin.
-Olmaz. -Öyle mi?
Babamın Kentwood'dan biriyle maçı var.
-Unut onu. -Gitmemi istiyor.
-Anneme bu akşamdan bahset. -Gitmiyorsun. Konu kapandı.
Görürüz.
Evet. Göreceğiz, değil mi?
Ne söylediğini duydun mu?
Başımız dertte. Onu eğitmeme hiç yardım etmiyorsun.
Okula uğramıyor bile.
Sorun yok.
Sana göre. Oyun arkadaşı olmaktan ziyade
babası olmak ister misin?
Alt tarafı bir fincan kahve. Bir problemi yok.
Nasıl yani? Anlamadım.
Şunu demek istiyorum...
Bir problemi yok, Gina.
Çocukken bundan nasibini aldın sanıyordum.
Sakın yapma, Gina. Nereye varacağını biliyorum. Yapma.
Lanet olsun. Yine geç kalacağım.
Konuşmamız gerek. Ciddiyim.
Endişelenme, Gina.
Okulda her sorun çıkardığında böyle işten gelemem.
Yaptıkların yüzünden işimi kaybedeceğim.
Tanrım...
Anne?
Anne, ver bakayım! -Dallas! Dallas!
Tatlım...
Baban bazen böyle yapabiliyor, biliyorsun.
Baban burada mı?
Hayır.
-Ne zaman döneceğini söyledi mi? -Hayır.
Neden şaşırmadım acaba?
Tamam. Ona Earl uğradı diye söylersin.
O nedenini anlar.
Hep büyük bir hayatım olacağını düşündüm.
Güzel bir evim, iki arabam, üç çocuğum...
Televizyonda gördüklerimiz gibi.
Ama durum bu.
İtiraf et. Sana hiçbir zaman iyi davranmadı.
Hayalimin gerçek olan tek kısmı Dallas.
Bitince nasıl olur bilirsin. Seni öpmezler.
Değersiz erkek olacağına hiç olmasın daha iyi.
-Sen kime değersiz diyorsun, Sandy? -Dallas.
-Onunla flört bile ettin. -Yapma ama!
Neden gitti acaba? Sürekli ona kızıyordun.
-Haksızlık etme! -Senin yüzünden gitti, yalan mı?
Odana git! Tek kelime bile duymak istemiyorum. Git!
Hadi!
İçeri sızan kediye de bakın.
Ne kadar güzel.
Evet. Cal'ı gördün mü, Jackie?
Buradaydı. Birlikte değil miydiniz?
Bir içki alabilir miyim?
Babanla değilsen buraya nasıl geldin ki sen?
Hey, Dallas! Sıra sende!
Geliyorum.
Hemen dönerim.
Güzel çünkü konuşmamız daha bitmedi.
Dallas sen misin be?
En son öyleydi. Sen de Wayne olmalısın.
Hayır, çocuk. Burası oyuncak dükkânı değil.
Burada parasına oynarız.
Dokuz top. Tek el, son topta biter.
Hadi oynayalım.
Gazete dağıtarak kazandığın parayı kaybedeceksin, evlat.
Buna top elde diyorduk öyle değil mi?
Peki bakalım...
Beyaz top ben olsaydım, nerede olmak isterdim?
Bilmem. Sen ne diyorsun Wayne? Çünkü seçenek bol.
Topu şuradaki cebe sokabilirim.
Ya da şu taraftan topu sektirebilirim.
Seni patakladığımda kendimi hiç kötü hissetmeyeceğim.
40 dolar daha koymak istersen bana iyi bir ders verebilirsin.
Anlaştık.
İşler iyice kızıştı.
Müsaadenle.
Dokuz top, tek bant, bu köşe.
Asla olmaz.
Asla asla deme.
Dedim bile. Hangi cep söylemedin.
-Söyledim. Gösterdim de. -Söylemedi değil mi Seth?
Söylediğini duyan oldu mu?
Görünüşe göre kimse duymamış.
Pislik yapma. Söyledim.
Barlar çocuklara göre değildir.
Çocuk söyledi.
Benimle mi konuşuyorsun ihtiyar?
Saygısızlık etmek istemem ama ben çocuğu duydum.
Seni ilgilendiren bir şey mi var?
Herkese sordun. Ben de buradayım.
Birazdan olmayacaksın.
Öyle mi?
Çocuk seni hakkıyla yendi.
Bu kadarı yeter.
Jackie haklı.
Tamam, çekil.
Paranı al, evlat.
Lanet olsun.
O da neydi?
Sen kendi işine baksana.
Evet. Tamam.
Umarım yakınlarda oturuyorsundur.
Seni annene götüreyim.
Benim annem yok.
Yani, o öldü.
O zaman kiminle yaşıyorsun, evlat?
Babamla. Ama bir yere gitmesi gerekti.
Beni bir arkadaşına bıraktı ama adam çok sarhoş.
Heriften çok çekiniyorum. Dönersem beni öldürür.
Seni götürebileceğim biri, bırakabileceğim bir yer var mı?
Ya da komşun falan?
Babam Baton Rogue'da Fatty adında bir bilardo salonunda.
Eğer beni oraya götürebilirsen, hiçbir problem olmaz.
Babam profesyonel bir bilardo oyuncusu.
-Öyle mi? -Evet. Büyük oyuncu.
Nedir peki? Turnuvaya falan mı gitti?
Öyle bir şey.
Öyle bir şey derken?
Bilmem. Orada burada oynuyor işte.
Anladım. O zaman sadece barlarda para için oynuyor, değil mi?
Sadece barlarda değil, turnuvalarda da oynuyor.
İsmini her yerde duyuruyor.
İnsanlar onu genelde Willie Mosconi ile kıyaslar.
Öyle mi? Willie Mosconi demek?
Tanıştığınızda görürsün.
Son kez uyarıyorum. Kalk!
Dallas?
Dallas?
-Saat kaç? -Yedi buçuk.
Gel, yat bakalım. Yat bakalım.
Bana da birkaç hareket göstermelisin.
-Sanmıyorum. -Neden ki?
Cevabı kendin verebilirsin.
-Baton Rouge çok uzakta mı? -Şu yoldan düz devam edeceksin.
-Tamam. Görüşürüz. -Bekle! Dur!
Sorun yok. Amber uyarısıyla aranmak istemem.
Yine de aranabilirsin, akıllı şey.
Peki, tamam. Nasıl istersen.
-İstiyorum. -İyi yürüyüşler.
Baban için gerçekten çok üzgünüm.
Her şeyle ilgilendiğin için teşekkür ederim, Merle.
Rica ederim, Joe. O da benim için aynısını yapardı.
Pekâlâ... 21'inci yüzyıla girip bir cep telefonu alman için
seni ikna etme şansım nedir?
-Hayır... -Bir hafta önce arayabilirdim.
Kulaklarıma mikrodalga koyacak değilim. Bu mümkün değil.
Posta adresine de razıyım.
Babanın vasiyetini uygulayacak kişi olarak söylüyorum,
yerine getirmek için birkaç belgeye imza atman gerekecek.
Destek alarak sürdürdüğü yılları kalan varlıklarının çoğunu eritti.
No comments yet. Be the first to leave one.