முதல் 200 வரிகள்.
Tommy, baþlayalým. Haydi!
Kesebilir miyim? -Tabii, buyrun!
Yaþasýn oðlanlar!
Kýzlarýn hepsi azýlý lezbiyenler deðildir, bilmelisin.
Bu talihsizliðin tümüyle farkýndayým!
Bu film Vito Russo'nun ayný adlý kitabýndan uyarlanmýþtýr.
Kýz arkadaþým ondan çok seni düþündüðümü söylüyor.
Tabii ki, öyle deðil mi?
Ýstersen bundan bahsetmeyelim.
Devam edin çocuklar, ben yokmuþum gibi davranýn!
Ama sen kadýn deðil erkeksin!
-Neden bir erkek baþka bir erkekle evlenmek istesin ki? -Kendini güvende hissetmek için!
Bence doðru kadýn seni deðiþtirebilir.
Biliyor musun, bence doðru kadýn seni de deðiþtirebilir.
Bunlar benim elbiselerim deðil.
Peki bunlarý neden giyiyorsun?
Çünkü birden bire gey oluverdim!
Sinemanýn yüz yýllýk ömründe
eþcinsellik nadiren beyaz perdeye yansýdý.
Perdede gözüktüðünde ise sadece gülünecek,
acýnacak hatta korkulacak
bir þey olarak gösterildi.
Bunlar hýzla geçen ancak unutulmaz görüntülerdi
ve hala süren birer efsane gibiler.
Büyük mit yaratýcýsý Hollywood
heteroseksüellere eþcinseller hakkýnda, eþcinsellere de kendileri
hakkýnda ne düþünmeleri gerektiðini öðretti.
Kimse bu etkiden kaçamadý.
Sinema benim hayatýmýn bir parçasý.
Herkesin yaþamýnýn bir parçasý.
Yaþamý sinemada öðrendik.
Cary Grant'ý izlemek bir kadýna nasýl davranmam gerektiðini,
gece bir yere giderken nasýl giyinmem gerektiðini, bir restorana gidip nasýl yemek sipariþ verileceðini öðretti.
Bunlar bizim hikayelerimiz. Yaþamlarýmýzýn dokusu.
Bize, herkesin yaþadýðý günlük,
deneyimler hakkýnda pýrýltýlý
trajik, harika ve eðlenceli ne varsa gösteriyorlar.
Geyseniz ve sinemada
kendi yaþamýnýzdan bir parça bulamýyorsanýz
bir þeylerin gerçekten yanlýþ olduðunu düþünmeye baþlarsýnýz.
Kendinizi görünmez hissedersiniz.
Bir hayalet gibi,
kimsenin varlýðýna inanmadýðý bir hayalet gibi hissedersiniz.
Bu bir dýþlanma hissidir.
Aramýza hoþ geldiniz!
Bilirsiniz, perdede temsil edilmeyen
büyük bir grup vardýr.
Kendi görüntülerimizi perdede görmeye öyle açýzdýr ki.
Bir arkadaþýnýz arar ve der ki
"Ah, þöyle bir film var, mutlaka görmelisin, aynýsý benim baþýma geldi."
Filmde inanýlmaz bir lezbiyen iliþki var ve
harika aþk sahneleri! Tamam, ne olmuþ vampirlerse!
Mutlaka görmelisin, harika!
Sanata birçok nedenden dolayý ihtiyacýmýz var. En önemlisi de
kendi yaþamlarýmýzýn, varlýðýmýzýn aynasý olmasý.
Küçükken yalnýz olmadýðýmý görmek için perdede
gey imgeler görmeye açlýk duyardým.
Annem beni gösteriþli bir tevazu ruh haliyle sessiz filmlere götürürdü.
Bunlarýn gerçek hayatla ilgisi olmadýðýný
ve asla inanmamam gerektiðini söylerdi.
Ama yanýlýyordu
çünkü Ýngiltere'den Amerika'ya gelen ve dönen herkes
ayný þeyi söylerdi.
Hayal ettiðinizden çok daha fazla filmlere benziyor.
Gerçekten de öyle.
Ýlk baþlardan beri sinema eþcinselliði garantili
bir komedi unsuru olarak kullanýyordu.
Kim olduðunuz konusundaki fikirleriniz sadece kendi içinizden deðil,
kültürden de gelir.
Ve bu kültürde de kaynak sinemadýr.
Filmlerden bir erkek ya da kadýn olmanýn,
cinselliðe sahip olmanýn anlamlarýný öðreniriz.
Filmler bize toplumun eþcinseller hakkýnda
düþündüklerinin bir tür tarihini gösteriyor.
Merak ettim de, bu gece çocuklarla çýkýyor musun?
Bir Chaplin filmi olan
Behind The Screen (Perde Arkasý) çok iyi bir örnek.
Chaplin'Ýn erkek gibi gözüken birini öptüðü sýradýþý bir an var.
Onun bir kadýn olduðunu biliyor.
Ve baþka biri gelip gördüðünde
birden açýkça efemine bir þekilde kývýrtmaya baþlýyor.
Bu stereotiplerin kullanýmý o kadar yerindeydi ki,
izleyici bir popüler sinema filminde
bu efemine tavýrlarýn ne anlama geldiðini anlardý. Bu da inanýlmaz bir þey.
-Bay Ernest! -Ernest!
Sevgili Ernest!
Sevgili Lady Grayston.
Ernest, gelebilmenize çok sevindim.
Günlük kýyafetlerimle geldiðim için beni affedin.
-Ama þoförünüz kaybedecek bir dakika bile olmadýðýný söyledi, ben de olduðum gibi geliverdim.
Ýþte Holywood'un ilk tipik
eþcinsel karakteri, kýz oðlan.
Kýz oðlan, ardaki boþluðu doldurarak
insanlara kendilerini daha erkeksi ya da daha kadýnsý hissettiriyordu.
Görünürde cinselliði yoktu,
bu yüzden Holywood hayatta kalmasýna izin verdi.
Bunlar kýz oðlanlardý ve eþcinsel olarak kabul edilmiyorlardý.
Bu gelenek tamamen kabul edilmiþti.
Sadece insanlarýn bilinçaltýnda eþcinsel olarak kabul ediliyorlardý.
Bu konu ne açýkça ne de
gizli saklý tartýþýlmýyordu.
Bu tartýþýlmazdý ama bilirdiniz.
Hepsi de çok kýrýlgandý.
Þöyle þöyle yapan ince, býyýklý beyaz erkekler.
-Durun, durun! Kýzlar, kýzlar kýzlar! Þapkalarýma dikkat edin.
-Sahneye çýkmalýyýz! -Umurumda deðil. Onlara zarar vermenize izin veremem.
Sana söyledim, çok yüksek ve çok geniþlerdi.
-Peki küçük haným. Gösterinin kýyafetlerini ben yapýyorum ama salonun kapýlarýný deðil.
Biliyorum. Eðer sen yapsaydýn pembe renk olurdu.
Bu yýrtýlmýþ. Dün gece kimle beraberdin?
Strangler Lewis
Boþ durmuyorsun ha!
-Bak sana söyleyeyim, eðer bu gösteriyi hýzlandýrýp bu hanýmlarýn çoraplarýnýn içine girmesini saðlayabilirsek
ben de kimonomun ikinci taksitini ödeyebilirim.
Ýþte Clarence. Bunu bagaja koy.
e sakýn giyme!
Bencil þey.
Onlar birer kliþeydi.
Gey kliþe ya da baþka bir þey, ne olduklarý umurumda deðil.
Bence iðrençti ve komik deðillerdi.
Filmde ne iþleri vardý ki!
Ýnsanlarýn neden güldüðünü de hiç anlamadým.
Bu, zencilerin Steppin Fitches karakteriyle aþaðýlanmasýyla ayný þeydi.
Ben kýz oðlaný severim.
Tamam, olumsuz bir þekilde kullanýldý
ama benim fikrim, ne pahasýna olursa olsun görülebilirliðin saðlanmasý.
Hiçbir þey olmamasýndansa olumsuz bir þeyler olmasý iyidir.
Bu benim fikrim -e tabii ben de bir kýz oðlan olduðumdan söylüyorum bunlarý.
Bir filmde Holywood'un bir gey bara ilk giriþinde,
kýz oðlanlarý masalarda fingirderken bile görürsünüz.
Pijamalý bir denizci görürsem
Beni öyle çok korkutur ki
Ve büyük bir savaþ gemisinde çalýþmak istersin
Oda servisi görevlisi olarak
Filmlerdeki kýz oðlan karakterleri
her zaman bir espri olmuþtur.
Kadýn olmak en büyük günahtýr.
Bir erkek kadýn gibi giyindiðinde izleyici güler.
Bir kadýn erkek gibi giyindiðinde ise kimse gülmez.
Sadece harika göründüðünü düþünürler.
Genç bir kýzken Morocco (Fas) filminde Marlene Dietrich'i gördüm.
Kanallar arasýnda gezerken onu gördüm
ve oturup bu eski filmi izlemeye karar verdim.
Bir sahne vardý,
bir gece kulübüne girer ve smokininin içinde
muhteþem görünür.
-Alabilir miyim? -Tabii ki!
Ve kamera uzun uzun bu sahneyi çeker. Ben bu sahneyi ekranýn kýyýsýnda köþesinde kalmýþ bir þey gibi izlememiþtim.
Tam ortada açýk bir þekildeydi.
Filmde Gary Cooper'la bir aþk yaþýyor
ama bu aþk benim için uçup gidiyor.
Ben o kadýn kimdi, ne oldu diye merak ediyordum.
Olanlar üzerine ben bambaþka bir senaryo yazmakla meþguldüm.
Bu her cinsten izleyici için iþe yarýyordu.
Þaþýrtýcý olan ise bence o günlerden beri cinsel olarak
daha iyi bir þey yapmamýþ olmalarý.
Olduðundan daha farklý bir þeyi göstermeye çalýþmýyorlardý.
Dietrich hem kadýnlarý hem de erkekleri tahrik etmek için böyle davranýyordu
ve bu da olmasý gerektiði gibi herkesin hoþuna gidiyordu.
O kadar rahattý ki!
Ebba, gir içeri!
Vaktiniz yok majesteleri.
Çok iþiniz var.
Günaydýn Ebba.
-Neden bu kadar erken kalktýn. -Uyuyamadým
Queen Christina (Kraliçe Christina) adlý film lezbiyen olan gerçek bir
Ýsviçre kraliçesinin yaþamýna dayanýyordu.
Holywood hikayeyi deðiþtirmiþti ancak gerçeðin izleri yine de görülüyordu.
-Majestelerinin bir yabancýyla evlilik planladýðý yolunda dedikodular var.
Aslý yok.
-Ama majesteleri yaþlý bir bakire olarak ölemezsiniz!
Öyle bir niyetim yok zaten.
Ben bekar bir erkek (bachelor) olarak öleceðim!
Umarým istenmeyen bazý þirketler yüzünden
tüm film þirketlerini
kapamak zorunda kalmayacaðýz.
Ancak daha temiz ve daha iyi filmler yapýlýrsa
hepsi açýk kalabilir.
20'lerde ve 30'larda filmlerde seks artýnca
Katolik Kilise ve kökten dinci Protestanlar baský yapmaya baþladý.
Bilirsiniz, perdede olanlarýn
seks törenleri olduðuna dair
kiliselerde vaazlar veriliyordu.
Sinemanýn patronlarý Holywood'u kurtaralým deyip masaya
oturduklarýnda büyük bir deðiþim gerçekleþti.
Sektör dýþýndan birileri,
özellikle þüphelenilmeyecek bir politikacý bulmalýyýz dendi.
Warren G. Harding'in kabinesine bir baktýlar.
O zamanlar kabinede hiç tepki çekmemiþ bir takým üyeler vardý
ve ulusal postanýn baþýndaki Indiana'lý Will Hays'i seçtiler.
Adam Mickey Mouse'a benziyordu.
Yasa, film yapýmcýlarýnýn yüksek standartta
bir performans göstermelerini gerektiriyor.
Bu evrensel eðlence þeklinin düzgünlüðü ve toplumsal deðerlere
uygunluðu konusundaki kaygýlarý da dile getiriyor.
Will Hays sinemanýn kendi kendini sansürlemedeki ilk giriþiminin baþýndaydý.
Ýlk Hays yasasý pek ciddiye alýnmayan hafif bir yasaydý.
Ama 1934'de Katolik Kilisesi kendi kurallarýný koydu.
The Legion of Decency (Edep Topuluðu)
sadece filmleri içeriðine göre sýnýflandýrmakla kalmayýp geniþ çaplý
No comments yet. Be the first to leave one.