முதல் 93 வரிகள்.
Merhaba.
Nasılsın bakalım görüşmeyeli?
Babanın ölümünün birinci yıl dönümünün yaklaştığını biliyorum.
Böyle bir şey insanın hayatında ne zaman olursa olsun,
insan belli bir neşe, boşluk ve pişmanlık hisseder,
tüm bu duygular iç içe geçmiş gibi görünür.
Daha önce yazdıklarımı unutma...
Rolie Polie Olie Ufak, zeki ve yuvarlak
Kıvrımlarla dolu bir dünyada
En tatlı çocuktur etraftaki
Rolie Polie Olie Ufak, zeki ve yuvarlak
Kıvrımlarla dolu bir dünyada...
Ne oldu?
İyi misin?
Ne oldu?
Merhaba, Karli. Her şey yolunda mı?
Sanırım çoktan vardın. Yolculuğun nasıldı?
Seni çok özledik burada.
Bana bir işaret yolla. Öptüm.
Bana seni anımsatan bir şey okudum geçenlerde. Şöyle bir şey:
Bir odada yaşamanın anlamı nedir? Oda ne zaman tamamen sana ait olur?
Üç çift çorabı plastik pembe bir leğendeki suya koyduğunda mı?
Spagettini tüpün üstünde ısıttığında mı?
Elbise dolabındaki, biri öbürüne uymayan tüm o elbise askılarını kullandığında mı?
Duvara, üzerinde Carpaccio'nun "Azize Ursula'nın Düşü" olan
eski bir kartpostalı astığında mı?
Orada beklentilerin sancılarını, tutkuların heyecanını ya da en basitinden
bir diş ağrısının verdiği eziyetleri deneyimlediğin zaman mı?
Pencerelere uygun perdeler astığın zaman mı?
Duvarları kâğıtla kaplayıp, yerlere parke döşediğin zaman mı?
Dört duvar ya da iki köşe, tüm bunların ne kadarını kaldırabilir?
Bu duvarlar hangi noktada, bu kadar çok şey hissetmekten ya da herkesin
hissettiklerini bu kadar çok görmekten dolayı kırılıp çatlamaya başlar.
Oturduğum bu odada kimseyi gerçekten
sevmediğimi hatırladıkça bunları düşünüyorum.
Şu an bulunduğum bu odada benden önce bulunmuş olan ve bir zamanlar
birbirlerine sözler vermiş olan insanları canlandırıyorum gözümde.
Ve şimdi şehrin sokaklarında sürükleniyorum.
Ve kaldırımlarda daha önce görmediğim çatlakları görüyorum.
Belki de bu çatlaklar yoktu eskiden, ama
onca zaman, onca yaşam ve onca duygudan sonra
bu kaldırım taşları bile çatlamaya başladı ve sonunda,
yaşlı bir ciltteki kırışıklıklar gibi, arsızca kendini gösterdi.
Onları daha önce görmemiştim çünkü küçük bir kızken sık sık gökyüzüne bakardım.
Çünkü büyükbabam bana gökyüzünde uçan uçakları işaret eder ve şöyle derdi:
"Şu uçak 80 yolcu taşıyor ve onları
buraya 3 saat mesafedeki bir şehre götürüyor..."
"pilotun adını hatırlamıyorum"
"çünkü o hava yolları sürekli personel değiştiriyor
ve hepsinin adını aklımda tutmak zor oluyor."
Kaldırımdaki çatlaklara bakmak için hiçbir sebebim yoktu
çünkü sürekli göğe ve büyükbabama bakardım.
Ama o artık öldü ve bu yüzden bu çatlaklardan başka bakacak bir şey kalmadı.
Çünkü yaptığımız son konuşma o hava yoluyla ilgiliydi
ve nedenini ancak şimdi anlıyorum.
Bu yüzden çatlaklara bakmayı tercih ediyorum, çünkü
biliyorum ki gökyüzüne bakarsam sürekli kırılacağım.
Minik ellerimden beni tutup birlikte dolaştığımızı,
şehrin sanki sadece bize aitmiş gibi olduğunu hatırlıyorum.
Ama tabii ki sadece bize ait değildi. Kaldırımlarda hızla yürüyen, göğe değil de,
yerdeki çatlaklara bakan tüm o insanları gördükçe, bunun daha çok farkına varıyorum.
Şehrin sokakları, dağılıp paramparça olmadan önce, daha ne kadar dayanacak?
Sanırım arabayla bir gezintiye çıktın...
bilirsin, arabada bir kaç saat geçirdikten sonra...
denize gittin
ya da bir volkanın oraya
ya da herhangi bir yere.
Sabahın köründe, daha üzerindeki mahmurluğu atmadan çıktın yola.
Yolda giderken güzel bir yer bulup termostan çay içtin.
Ve öğlen bir çayırlıkta meyve yedin.
Bilirsin işte, sıradan bir gezinti.
Ve arabadayken...
pek çok şey düşündün:
"Bu sabah evden çıkarken, kamera filtremi bulamadım..."
"Nereye kayboldu acaba?"
Ya da...
"Dün TV'de gördüğüm aktrisin adı neydi?"
Ya da...
"Ayakkabılarımın bağcıkları çözülmek üzere."
ya da, "Bir kaza geçirmekten çok korkuyorum."
ya da, "Boyum daha fazla uzamayacak mı acaba?"
Bir sürü şey düşünüyorsun, tamam mı?
Ve sonra...
bu düşünceler ve arabayla giderken gördüğün manzaralar,
birikip üst üste yığılıyor.
Tarlalar ve evler, yavaş yavaş sana yaklaşıyor
ama sonra uzaklaşıp arkanda kalıyorlar, değil mi?
Böylece...
manzaralarla kafandaki düşünceler birbirine karışıyor.
Otobüs duraklarında bekleyen insanlar,
resmî kıyafetler içindeki bir ayyaşın sendeleyerek yürümesi,
elinde bir sepet dolusu portakal olan bir kadın,
çiçekli tarlalar, dağlar ve ormanlar,
No comments yet. Be the first to leave one.