முதல் 200 வரிகள்.
Açıklanan resmi rakamlara göre...
aşırı doza bağlı ölümler son iki yılda üçe katlandı.
Ölüm rakamları artmaya devam ediyor...
ALBANY, NEW YORK
ALBANY KÜÇÜKLER BEYZBOL LİGİ
Barry. Barry.
- Barry! - Bir saniye.
- Yün festivali? - Evet.
Masamda mı?
- Yün festivali? - Evet. Bugün lazım.
Evet, bende.
Kusura bakma. Geçen haftaki eşek videoları acayip hit aldı.
Onlarla uğraşıyordum ama o da hazır.
Aferin. Aferin, Barry.
Bak, Thomas.
Teklif ettiğin şey, tık getiri ne olursa olsun...
gerçekten haber değeri var mı?
İlk yükümlülüğümüz baki.
Satış rakamlarında çakıldığımız ortada.
Ama seçim sürecini bir gösterge olarak kullanmamız gerek.
Eğer altı ay içinde tiraj alamazsak...
o zaman böyle olmuyormuş deriz.
Ama şu anda kuralına göre oynayacağız.
Yeni bir çağdayız artık. İnkâr ettiğim yok.
Bir dönüşüm varsa görecek kadar deneyimliyim.
Ama mesleğimizi de yapmalıyız.
Peki, devam edelim o zaman. Elinizde neler var görelim.
Gill, gece olay çoktu demiştin?
Bölüyorum, kusura bakmayın.
Toby?
Marissa'yla konuşmam gerek. Bir şey var...
Ne oldu?
Bir şey... Bir şey oldu.
Tamam. Biz devam edelim. Gill, sende ne var?
Arbor Hill'de cinayet.
Genç bir çocuk vurulmuş...
Kendini suçlama bunun için, anne.
Çok acı bir kayıp.
Dualarımız bu ailenin huzuru tanrıya sığınarak bulması içindir.
Böylesine elim bir olayın getirdiği acıyı ve öfkeyi dindirmek zor olsa da...
kabri başında toplananlar olarak...
bu kederli ailenin ıstırabını paylaşıyoruz.
Kaybettikleri evladı sevgiyle anıyoruz.
Böyle trajik durumlar karşısında...
bazen öfkemize yenilir ve yazgıya razı gelmek yerine...
kendimizi kaybedip...
Bırak, değmez.
Geleceğini biliyordun.
ölüm bizleri tanrıya daha da yaklaştırır.
Sağ olun.
Bayan Bennings...
Hamileyim.
Anne! N'apıyorsun sen ya?
Kusura bakma, sana vurdum. Bilseydim vurmazdım.
Evet, biliyorum.
Hamilesin diye sana iltimas...
Bak, benden hoşlanman gerekmiyor.
Sadece bu karnımdaki, küçük buruşuk yavru.
Onun mu, emin misin?
Evet, biri getirip gizlice oraya sokmadıysa onundur.
Biliyorsun, onu bağımlı yapan ben değilim.
Hayır, bilmiyorum.
Ama onu hırsız yaptığını biliyorum.
Seninle tanışana kadar benden asla bir şey çalmamıştı.
Bütün mesele o blender mı yani?
Hayır. Mesele yalan söylemesi...
çalması, para, mücevher ve sonra da blender.
Onu bana 40. yaş günümde almıştı.
- Hiç kullanmadın. - Sen kullandın?
Nasıl geçiniyordu?
Temiz kalmak için eve çıkmıştık.
Arada bir kendini kaybediyordu. Hastalanıyordu, panik yapıyordu.
- Hâlâ satıyor muydu? - Mesele o işte, bırakmıştı.
O ne olduğu belirsiz mallar piyasaya girince...
artık bırakma kararı aldı.
Chatham'da satılık ev bakıyordu.
Çocuğumuz olacağı için heyecanlıydı.
Ev mi alacaktı? Neyle ödeyecekti evin parasını?
Benim bildiğim kadarıyla Ducky'yle ikisi halledeceklerdi.
Ducky'yle görüşüyor muydu?
Evet. Kardeşimiz gibiydi o bizim.
Bak, ben buraya kavga etmeye ya da dilencilik yapmaya falan gelmedim.
Buradayım çünkü Michael'ı sevdim.
Ve vefat ettiği için üzgünüm, sen de öylesin biliyorum.
Şu anda öfke dolu olsan da...
biliyorum ki aslında sadece üzgünsün.
Evet, ben de özlüyorum onu.
Olsun, oğlum! Güzel atıştı!
Kimin yaptığını düşünüyorsunuz?
Elimizde bir ipucu var ama...
sen şimdi bunları düşünme.
Peki.
Michael'ın arkadaşı, Ducky'yi hatırlıyor musun?
Everett Dukowski.
Evet, tabii ki.
Göründüğü kadarıyla...
şehir merkezinde fentanili yayanın Everett olduğu kesin.
Çok illet bir şey.
Bulaşanlar öyle ya da böyle çukuru boyluyor.
Ee Michael da bulaşmış mı?
Ducky'yle ikisinin beraber iş yaptığını düşünüyoruz.
Anne Sütü denen malı satıyorlarmış.
Eroin, kokain, fentanil.
Belki aralarında bir çatışma vardı ya da bir anlaşmazlık çıktı.
Neye dayanarak söylüyorsun?
Michael'ın öldürüldüğü yer, Ducky'nin zula mekânlarından birine çok yakın.
Görgü tanığının verdiği eşkâl de ona uyuyor.
En son ne zaman görmüştün onu? Michael'ı.
Bilmiyorum, 3-4 ay olmuştur.
Benim daha fazladır.
Yuh! Hâlâ taşıyor musun onu?
Faydası oluyor.
İşi daha da zorlaştırır diye düşünmüştüm.
Çakmak taşımadığın sürece hayır.
Tamam, ver bir fırt.
Vay be.
Numara yapmak işe yarıyor gibi.
Ducky'yi bulacağım, söz.
GELEN ÇAĞRI: PAIGE
Paige: Bu işin şakası yok! Ara beni.
Girin!
Marissa, burada ne işin var?
Yokluğumda işler ne durumda diye bakmaya geldim.
Evet, işler yolunda.
Güzel o zaman.
En azından bir ay dönmeni beklemiyorduk.
Nasıl oldun?
Ben işe dönmek istiyorum.
- Frank vefat ettiğinde üç ay yoktun. - O başkaydı.
İşe dönmem gerek.
Nasıl olacak peki?
Eskiden olduğu gibi.
Sen editörlüğü sevmiyorsun.
Çık bak istersen. Senin yokluğunda Barry'nin neler yazdığını bir gör.
Barry, ha?
İç sayfayı seçim şaklabanlık- larıyla donatan herif?
Tamam, biraz sakin olalım.
Barry'den ve tüm diğer kadrodan nefret ediyorsun.
Neden?
Çünkü onlar yazar değil.
Onların tek bildiği rakamlar, formatlar...
vuruş sayısı falan.
Sen daha interneti çözemedin bile.
Marissa, sen en iyi yazarımsın.
Ama nedense, yazmayı reddediyorsun.
Acele etme, dinlen. Ama yaz.
Pekâlâ. Karavana.
- Saçmalama, değdi işte! - İzle öğren, çömez!
Balına.
- Ustasından öğrendim. - Bir tane daha.
Tamam, sıra sende.
Gina gelmek istemedi mi?
Rahatsız etmek istemedi.
Sizi yalnız bırakayım dedi, yas tutarken.
Öyle mi yapıyoruz?
Anne, iyisin değil mi?
Her top sırayla.
Üst kat, sol taraftan. Hızlıca yapalım!
Deri çanta.
Buralarda olması gerek.
Arkada da oda var.
Siktir!
İşte!
- Ne yapıyorsun? - Hep yapmak istemişimdir.
Tuhaf, değil mi?
Neymiş o?
Paige dedi. Michael, Ducky ve o...
çiftliğe mi ne, taşınacaklarmış.
Chatham'da bir yere?
Michael? Çiftlik hayatı?
Biliyorum. Çok mantıksız.
O kıza dikkat et bence.
Ne işin var senin burada?
Siktir, siktir, siktir. Kusura bakma, uyuyakalmışım.
Ne arıyorsun burada?
Birileri evime girdi.
Gidecek başka yerim yoktu.
Sen iyi misin? Kim olduklarını gördün mü?
Hayır ama bunu buldum.
Sanırım bunu arıyorlardı. Onlar gelmeden önce bulmuştum.
Ne o?
Yaklaşık 50 bin dolar değerinde eroin.
Diğer türlü daha iyiydi.
Bence de.
- Bebek işi kolay değil ama ne gerekiyorsa yapacağız. - Aynen.
- Annen nasıldı bu akşam? - Sarhoştu.
Ağladı mı?
Onun için yeterince ağladım zaten, dedi.
İçmesinin bir faydası olmayacak.
- Frank'tan sonra ne kadar kötü olmuştu, hatırlıyor musun? - Evet.
Hatırlamaz mıyım!
Alo, anne? Ne oldu?
Evet, logoyu biliyorum.
Bahsettiğim illet şey buydu işte.
Kızı götürmeyeceksin, değil mi?
Hayır.
Doğru olanı yaptın.
- Hepsi bu kadar mı? - Hepsi?
Eve girenlerin kim olduğunu gördün mü?
Hayır, hemen çıktım evden.
No comments yet. Be the first to leave one.