200 บรรทัดแรก
Işıklar 15 dakika gecikti. Netlik yapıyoruz.
Bilet sayısını verebilir misiniz?
-Tamam. Geçebilirsin. -Evet.
Anlaşıldı.
Deneme yapacağız. Paper Boi girmesin.
Bütün zencefilli gazozları kaldırır mısın?
Neden?
-Zencefil birası istedik, gazoz değil. -Tamam, hallediyorum.
Paper Boi'u gören var mı?
Millet, Paper Boi'u gören var mı?
-Millet. -Adamım. O da ne? Harita mı?
Hayır, bu binanın orijinal planı.
Kayıtlarda olmayan dört veya beş oda var.
Macera kokusu alıyorum.
-Evet. -Adamım, sen neden...
Boş ver. Ben...
Dostum, buranın perili olduğunu söylüyorlar.
Bir sürü tuhaf, açıklanamayan olay oluyormuş.
Bir Milwaukee vakası daha olmadığı sürece sorun yok.
Hayaleti mi diyorsun?
O gördüğüm şey hayaletti, diyorum sana.
-Kendi yansımandı o. -Selam dostum.
Selam, nasıl gidiyor?
Al, konserden sonra striptiz kulübüne mi gideceksin?
-Hayır! -Striptiz kulübü mü? Kesinlikle hayır.
Avrupa'da striptiz kulübüne gitmem artık.
Katılıyorum.
Giriş 100 sterlin ve mememiz yok.
-Püskürtün bana lordum. Vurun. -Püskürtün.
-İstirham ederim, üzerime yağdırın. -Yağdırın.
-Bakın, popo sallıyorum. -Ağzıma yağdırın.
Bulamıyorum bayım. Sertleşti mi?
Tanışma vakti.
Hayalini Gerçekleştir'den gelen çocuk.
Tamam dostum. Peki.
-Hey, neler oluyor dostum? -Selam.
Bu Marvy.
-O nedir? -Akşam için planlarımız.
Ne oluyor ya? Altı gün oldu. İyi misin?
Altı gün oldu. İyi misin?
-Bir saniye. -Selam.
Yine ben. Beni çok göreceksin. Girip çıkacağım sürekli.
Evet, biliyorum. Kontrol etmem gerek ama.
İşim bu.
Tamam, geçebilirsin.
Sağ ol.
Pardon millet. Nerede kalmıştık?
Evet, barikatları kontrol edin.
İlk üç şarkıda flaşla fotoğraf çekmek yasak.
Ortalıkta gezen bir sürü adam gördüm.
Herkes her yere giremesin.
Kartları yok...
SAHNE
Evet.
Tut şunu. Aynen.
Selam. Umarım Paper Boi'la takılmaktan keyif almışsınızdır
ama konsere hazırlanması gerek.
Dışarıdaki adam sizi koltuklarınıza götürecek.
Pekâlâ.
Bunu almak ister misin? Pekâlâ, al bakalım.
Tamam, kendinize iyi bakın dostum. Pekâlâ.
-Konsere son 30. -Tamam.
-Hey, şeyim sende... -Al.
Güzel.
-Dostum, bana... -Sahnede zencefil birası var.
Suyunun yanında. Ağzının kuruduğunu söylemiştin.
Susuz kalmışsın demek ki.
Daha çok su içmelisin. Ama evet, zencefil biran da var.
Tamam.
Hey, dostum. Sen nasılsın?
Nasılsın?
İyiyim.
-Öyle mi? -Öyle.
Dostum, çünkü sürekli meşgul gibisin.
Evet.
Ama meşguliyet iyidir.
Evet.
Pekâlâ millet.
Ön tarafta telsize parazit karışıyor.
Bağlantıya bakar mısınız?
Mikrofonu kapa.
Paper Boi!
-Dua et. -Pekâlâ.
Rap tanrıları, dua etmeye alışkın değilim ama mazur görün.
Yanımda bulunan herkes için şükranlarımı sunarım.
-Alfred'e sahne çıkma... -Aynen.
-...enerjisi bahşet. -Evet dostum!
-Gidelim! -Pekâlâ, siktir.
Burada!
Paper Boi!
Hadi!
Evet!
Hey!
İn şu sahneden.
Dostum, kim o?
Paper Boi!
-Konserden sonra hallederim. -Sorun yok.
-Başla hadi. -İyi şanslar.
Hâlâ akıllarındayım Onları köşeye sıkıştırmışım
Tek istediğim saygı O çeklerin peşinde geçirdim hayatı
Bu şarkıları söylerken Aletim kalkıyor resmen
Bir seyahate daha çıkıyorum Pasaportuma bir damga daha vuruyorum
Evet, bu müthiş bir spor âdeta İstedikleri şeylere bakılırsa
O kırmızıları almam asla Onun yerine aldım para
Evet
Budapeşte'de bu kadar revaçta olduğunu bilmiyordum.
Gelecek turneye burayı da ekleyebiliriz.
-Ne arıyorsunuz? -Tekrar denedim. Telesekretere düştü.
-Siktir, telefonun mu? -Evet.
Hemen bulmalıyız. Harita maceramıza devam edeceğiz.
Konserden döndüğümde yoktu.
Altın rengi kılıfı olan mı? En son ne zaman gördün?
Dışarıda, rıhtımdaydım
ve sonra o kanser hastası çocukla tanışmak üzere içeri geldim.
-Ondan sonra görmedin mi? -Hayır.
Hayır dostum.
Yapmaz öyle bir şey.
O çocukta bir tuhaflık vardı dostum.
Durun, o bir hayran. En sevdiğin ünlünün telefonunu aldığını düşünsene.
-Siktir! Hâlâ burada mı? -Dur.
Evet, tanışmadaki VIP'leri gören var mı?
Sanırım şu anda aceleyle binadan çıkarılıyor.
Neden?
Ambulans çağırdılar. Kanser atağı geçirdiğini söyledi.
-Kanser atağı mı? Hayır. -Hey, dostum! Dur!
-Bak, eğer... -Şimdi olmaz dostum.
-Şimdi olmaz. -Lanet olsun.
Hey!
O çocukla konuşmam gerek.
Ne?
Hayır.
Paper Boi içinse yardım etmek isterim.
-Marvy, bence... -Anne, bunu yapmam gerek.
Paper Boi ne istiyor?
Hey...
-Hey! Ne yapıyorsun? -Oğlumdan uzak dur!
Yuh!
-Pardon. -Yuh!
Telefonu var sandım.
-Hey, buldun mu? -O almamış.
Nereden biliyorsun? Ne yaptın?
-Sordun mu sadece? -İnan bana, onda değil.
Telefonu o çocuğun almadığını söylemiştim.
-Dostum, esas sen... Neyse. -Siktir ya. O telefon bana lazım Earn.
Sadece bir telefon dostum.
Bak, sabah asistanlardan biri sana bir telefon getirir.
-Sıçayım ya. -Ortamda ağır bir hava var, biliyorum
ama belki haritayı izleyerek bu durumu
biraz iyileştirebiliriz.
Hey, baksana. Mevzu telefon değil dostum.
Telefondaki şeyler.
-iCloud yok mu? -Hayır, kullanmıyoruz. Çünkü...
Evet. Aynen.
Bay Komplo Teorisi olmasaydı telefonu yedeklerdim.
Telefonu kim almış olabilir?
Asistan çocuk?
Asistandı, değil mi? Mavi ceketli çocuk.
-Hiç profesyonel olmayan sahne direktörü. -Sahneye çıkan adam mı?
Ben onu yemek şirketinden sandım.
Hey, dostum!
İyi konserdi. Hesabı kapatalım mı?
Evet, Folk. Birazdan. Sahne direktörüyle konuşabilir miyim?
Sahne direktörü mü? Bugün yoktu o. Yerine ben bakıyorum.
O adam kimdi öyleyse?
Hangi adam?
Hani şu adam...
Dağınık, kızıl saçları vardı. Genç gibiydi.
Etrafta dolanıp insanlara sorular soruyordu.
Mavi bir ceketi vardı.
-Wiley'i mi diyorsun? -Kim?
Evet. Mavi ceket, kahverengi saç. Evet, Wiley. Yeğenim.
-Yeğenin mi? -Evet.
Evet. Bir sahne kurucuyla iş için görüşmeye gelmişti.
Peki. Al'in telefonu çalındı. Onunla konuşmalıyız.
Sahi mi? Fena olmuş.
Wiley'nin aldığını mı düşünüyorsun?
Bütün gece kulisteydi.
Hayır, onun almadığına eminim.
Aldığını söylemiyorum. Sadece konuşmak istediğimizi söylüyorum.
-Nerede? -Bilmem.
Mesaj yaz o zaman. Yazabilir misin?
Bende numarası yok.
Yeğeninin numarası yok mu sende?
Yok.
Babasının numarası var ama onu aramak için de geç oldu.
Acil bir durum ama.
Salonunuzda bir sanatçının eşyası çalındı.
Sahne kurucuda var numarası. Ondan alırım.
Tamam, seninle geliyorum.
-Ne? Şimdi mi istiyorsun? -Evet.
-O kadar da eski değil. 82... -Bizim çocuk burada çalışmıyormuş.
-Ne demek... O zaman nasıl... -Folk'un yeğeniymiş.
İş görüşmesine gelmiş ama gitmiş.
-Öz geçmişi burada. Bilgileri var. -Dostum, ara hemen şerefsizi.
Evet ve hoparlöre al dostum.
Sıçayım ya.
Alo?
Selam, Wiley'le mi görüşüyorum?
Bildiğim kadarıyla öyle.
Selam. Ben Earn, Paper Boi'un menajeriyim. Bugün konserde görüşmüştük.
No comments yet. Be the first to leave one.