200 บรรทัดแรก
Bilimin yazılı olmayan kurallarına göre
en kolay sorular, genelde cevaplaması en zor olanlardır.
"Evren nasıl başladı?" gibi sorular.
Aslına bakılacak olursa yakın zamana kadar bilimin elinde
evrenin başlangıcıyla ilgili soruları cevaplamaya yetecek ekipman yoktu.
Ancak geçtiğimiz yüzyılda gözlem, kararlılık
ve hatta tamamen şans eseri
bir takım kadın ve erkeklerin yaptığı büyük atılımlar sayesinde
bu muhteşem kozmik gizem çözüldü.
Bu, astronomi açısından altın değerindeydi.
Onların en ünlü buluşlarını yeniden yaratıp
en muhteşem deneylerini yapacağım.
Saniyede 30 bin kilometre.
Bu deneyler bizi evrenin en büyük cisimlerinden
en küçüğüne götürecek.
Ta ki ben evrenin başlangıcını yeniden yaratmak için
geçmişe yolculuk yaparak bilgimizin sınırlarına ulaşana kadar.
Evren var olmaya başladıktan saniyenin milyonda biri sonraki an.
Bu, maddenin bizim tanıyabileceğimiz anlamda
oluşmasından önceki bir zaman.
Yaratılışa ancak bu kadar yaklaşabiliyoruz.
Zamanın başlangıcına.
Hatta evrenin başlangıcına.
Bilimin, evrenin başlangıcını açıklamak adına bir teori üretmesinin
yüzyıllar almış olması dikkate değer bir gerçek.
Bunu daha ilginç yapan ise,
bu sorunun ne kadar basit ve temel bir soru olduğu.
Bu soruyu sormak insanın tabiatında var,
"Tüm bunlar nereden geldi?"
Belki de bu sorunun daha derin, daha temel hâli
"Nereden geldim?" olduğundan.
Ancak insanlık tarihi boyunca,
bu kadar basit bir sorunun cevabı
yalnızca dinle verilmeye çalışılabildi.
Ancak 20. yüzyılın ortalarında
bilim tutarlı ve inandırıcı bir yaratılış hikâyesi geliştirdi.
Bu hikâye teoriye, tahminlere ve gözleme dayanıyordu.
Bu hikâye sonunda,
zamanın başlangıcında ne olduğunu açıklayabilecekti.
Yani evrenin başlangıcında.
Yüz yıldan biraz uzun bir süre önce
evrenin yaşamı üstüne pek düşünmemiş bilim insanları
evrenin sonsuz, sınırsız ve sabit olduğunu düşünüyorlardı.
Başlangıcı ya da sonu yoktu.
Yani evrenin başlangıcına dair
bir sorunun oluşturulması bile imkânsızdı.
Ancak 20. yüzyılın başlarında, bu değişmeye başladı.
Yeni buluşlar, eski kesinlikleri sarstı
ve evrenin nereden geldiğine dair soruların önünü açtı.
Bir gözlem, evrenin gerçek boyutu hakkındaki düşüncelerimizi değiştirdi.
Hepsi gökyüzündeki bir gizemle başladı.
Yirminci yüzyılın başlarında,
güneş sistemimizin, bir galaksinin parçası olduğu biliniyordu.
Yani Samanyolu'nun.
Gökyüzünde çıplak gözle görebildiğimiz tüm yıldızlar
bizim galaksimizde.
1920'lere kadar, bütün bu yıldızlar,
bu galaksi, evrenin tüm içeriğiydi.
Bunların ötesi boşluktan ibaretti.
Ancak yukarıda başka gizemli cisimler de vardı.
Çıplak gözle fark edilebilir
ama farklı görünen cisimler.
Bunlardan en önemlisi Andromeda'ydı.
Nereye bakacağınızı bilirseniz Andromeda'yı bulabilirsiniz.
Kraliçe takımyıldızından başlarsanız,
yana çevrilmiş bir M harfi gibi görünen şu beş yıldız,
M harfinin uçlarından hareket edip
biraz yukarı giderseniz onu bulabilirsiniz.
Bana yardımcı olması için dürbünümü kullanacağım.
En azından en başında...
Eğer biraz...
Görüntüyü yaklaştırırsam... Evet, işte orada.
Bir yıldız olmadığı belli.
Çok silik bir leke gibi,
şu iki yıldızın arasına sıkışmış.
İşte tam orada.
Bu M31, büyük Andromeda Nebulası.
Bunlara bulutsu deniyor
çünkü lekeli, isli, ufak bir buluta benziyorlar.
Zaten nebula da Latince bulut kelimesinden türetilmiş.
Bu belirli belirsiz cisimler gece göğünün
dört bir yanında bulundular.
Teleskoplar, bu bulutsuların
basit bulutlar ve yıldızlar arası gazdan çok daha kompleks olduğunu gösterdi.
Büyük yıldız toplulukları gibi görünüyorlardı
ve bu, iki ilginç ihtimali doğurdu.
Bunlar yıldızların galaksimizde doğması sonucu oluşmuş
yıldız oluşumları mıydı?
Ya da bunlar
güzel ve gizemli cisimler, Samanyolu'na dâhil olmayan
bağımsız galaksiler miydi?
Bu ikinci ihtimalin olası sonuçları muazzamdı.
Eğer doğruysa evrenin boyutuyla ilgili düşüncelerimizi
anında ve tamamen değiştirebilecekti.
Bu, hırslı bir gök bilimcinin
adından söz ettirmesi için
büyük bir fırsattı.
Belki de çok büyük bir teleskobu olan birinin.
Bu adam öne çıktı.
Edwin Hubble, Missouri'li bir adam.
Gerçi onunla tanışmış olsanız asla tahmin edemezdiniz.
Çünkü pipo tüttürüp çay içen, yapmacık ve aristokratik İngiliz aksanıyla
oldukça garip bir kişiliği vardı.
Hubble muhtemelen gelmiş geçmiş en ünlü astronomdu.
Yalnızca kendi reklamı konusundaki muhteşem becerisinden ötürü değil,
aynı zamanda yaptığı inanılmaz ölçümlerden dolayı da.
Hubble'ın zamanında, konu gözlem ve yeni buluşlar olduğunda
boyut önemliydi.
Günümüzde ise dünyadaki en güçlü optik teleskop bu.
Adı GTC.
Ana aynasının çapı 10 metreden,
ya da 400 inçten büyük.
Hubble'ın kullandıklarından çok daha büyük.
Eylül 1923'te
Hubble o zamanların en büyük teleskobuyla çalışıyordu.
İki buçuk metrelik Hooker teleskobu Sierra dağlarının üstüne kurulmuş,
Los Angeles ve Kaliforniya'ya tepeden bakan
Wilson Dağı Gözlemevi'ndeydi.
Bu teleskobu
gökyüzünde en çok öne çıkan bulutsulardan biri olan
Andromeda'yı çalışmak için kullanıyordu.
Bu, biraz önce baktığım bulutsu.
Bu bulutsuyu gözlemlerken,
oldukça özel bir yıldız Hubble'ın dikkatini çekti.
Bu yıldız Andromeda'nın gerçek doğasını ortaya koyabilirdi.
Ona bakmak için şimdi bu teleskobu kullanacağım.
Bu GTC'nin kumanda odası
ve bu gece teleskobu Andromeda'ya doğru çevirdiler.
Onun bir fotoğrafını çekecekler.
Temiz bir görüntü almak için pozlama bir dakika kadar sürüyor, değil mi?
- Doğru, bir dakika sürüyor, evet. - Peki.
Görüntü hazır olduğuna göre açıp bakacağız.
Peki, bu Andromeda.
Evet, Andromeda, doğru.
Bu Hubble'ın orijinal fotoğrafik plakası.
- Evet. - Peki, Hubble'ın yıldızı
aşağıda, bu köşede.
Bunu sizin görüntüde bulabilir misiniz?
Eğer bu görüntüyü alıp karşılaştırırsanız
yalnızca galaksinin ucunu gördüğümüzü fark edeceksiniz.
Yani buradan...
Biraz daha gitmemiz gerek.
Anlıyorum. Yani tüm bu galaksinin sadece ucu mu?
Evet, ucu.
Ben galaksinin merkezi olduğunu düşünmüştüm.
Hayır.
Sizin teleskobunuzun çözünürlüğünün
- daha iyi olduğunu gösteriyor. - Doğru.
Peki, özellikle bu yıldızı görmemiz mümkün mü?
Özellikle o yıldızı bulmak için, görüntü çok silik olduğundan
daha parlak bir görüntüye bakmamız gerek.
Burada dört yıldız görüyoruz,
burada ise şurada dört yıldız var.
Hubble'ın bulduğu yıldız ise bu.
- İşte bu, Hubble'ın... - Bu küçücük yıldız
Hubble'ın bulduğu yıldız.
Bu inanılmaz.
Bu yıldızın parlaklık derecesini ölçebiliyor musunuz?
Görüntü üzerinde biraz işlem yapmamız gerekiyor
- ama ölçebiliyoruz. - Pekâlâ.
Hubble, yıldızını bulmuştu.
Yıldızın özel olduğunu biliyordu çünkü bu plakayı
daha önceki gecelerdekilerle karşılaştırdı
ve yıldızın parlaklığının değiştiğini fark etti.
Bazı geceler daha parlaktı, bazı geceler daha sönük.
Bunun bir değişken yıldız olduğunu anladı
ve bunun önemini fark etti.
Bu astronomi açısından altın değerindeydi, bunu biliyordu.
Onun yıldızı, bir Sefe değişeniydi.
Yıldızlar ansiklopedisinde, Sefe değişenlerinin yeri
oldukça özeldir.
Çünkü parlaklıklarının değişimi üzerine çalışarak
gök bilimciler, bu cisimlerin uzaklıklarını hesaplayabilirler.
Hubble'ın Sefe'si bir bulutsuda rastlanan ilk örneğiydi,
yani devrelerini ölçebilirse
bizden ne kadar uzak olduğunu hesaplayabileceğini biliyordu.
Böylece Hubble, yıldızının parlaklığının
nasıl değiştiğini titizlikle ölçmeye başladı.
Bunun Hubble için ne kadar heyecan verici olduğunu tahmin etmek güç değil.
Oldukça temel ama basit bir soruyu
cevaplama fırsatı vardı elinin altındaydı.
Bu bulutsu Samanyolu'nun içinde mi, yoksa ötesinde miydi?
Bu sorunun cevabı evren bilgimizi yeniden şekillendirecekti.
Hubble, yıldızının parlaklığını ya da aydınlığını
geceler boyunca ölçtü ve bu eğriyi çizdi.
Bu gece ölçtüğümüzde değeri 18,6 olarak görünüyordu.
Biliyorum çünkü dün gece ölçtüklerinde biraz daha sönüktü
ve eğrinin bu tarafına denk geliyordu.
Ama daha önemlisi yıldızın devreleri.
En parlak olduğu andan, bir sonrakine kadar geçen süre.
Hubble bu süreyi 31,415 gün olarak ölçtü.
Bu kritik öneme sahip bir ölçüm.
Bu bilgiyle ve görünen parlaklığıyla
Hubble, Andromeda bulutsusunun uzaklığını hesapladı.
Bu yıldızın çok uzakta olduğu oldukça aşikârdı.
Ama Hubble hesabı yaptığında
yıldızın 900 bin ışık yılı uzaklıkta olduğunu ortaya koydu.
Böylece bu yıldız, kayıtlardaki en uzak cisim hâline gelmişti.
Bu ancak tek anlama gelebilirdi.
Andromeda yalnızca bağımsız bir galaksi değil,
No comments yet. Be the first to leave one.