200 บรรทัดแรก
ÖLÜ ARKADAŞIM ZOE
AFGANİSTAN
- Hayır! - Tamir ettiğini sanıyordum!
- Zoe. Hadi ama. - Affedersin. Al.
Hadi Kaptan Amerika, savaştayız.
Yaşa biraz. Kimse gelmez nasıl olsa.
Lanet olsun!
- Kahretsin! - Kahretsin!
- Siktir. - Merhaba Ramirez.
Bluzunun içini ne kadar güzel doldurmuşsun.
Of, o kadar salaksın ki…
Charles, sen de her zamanki gibi güzelsin.
- Ne istiyorsun Lewis? - Çavuş Shepherd yolda.
- Gerçekten mi? - Evet.
- Peki, tamam. Siktir git Lewis. - Yardım etmeye çalışıyordum.
- Siktir! - Seni ararım.
- Sen ara. - Hayır!
Dur, bekle. Şu şarkı bitsin.
- Ben yaparım. - Zoe.
Tamir edebilirim. Bekle, yapayım.
Bunu böyle tutarsam…
Oluyor, oluyor, hazır mısın?
GERÇEK BİR HİKÂYEDEN ESİNLENİLMİŞTİR
Ventura'yı o küçük sıyrıktan mı
- tedavi altına aldılar? - Neredeyse havaya uçuyordu.
Umarım bir sıkıntısı yoktur…
- Anla işte. - İç organları mı?
Hayır, memeleri. Çok güzel.
Stres bozukluğu olabilir ama hiç değilse memeleri güzel.
Evet. Onlar önemli.
Bana bir söz verebilir misin? Boku yemeyeceğimize söz verebilir misin?
Çok kolay. Taliban buna dokunamaz. Hadi ama.
Kafayı sıyırmayacağımıza yani.
Sıyırmışsın zaten, ne anlamı var?
Merit, ben ciddiyim!
Ne demek istiyorsun?
Diyorum ki, olur da travma sonrası stres bozukluğuna yönelik
saçma sapan bir grup terapisine başlayacak olursam
çekip vurabilirsin beni.
Herkes burada mı?
Güzel. Kim başlamak ister?
James.
James. Çavuş, Deniz Piyade Kolordusu. 2004, Irak'ın El Anbar ili.
İşimiz el yapımı patlayıcıları ve onları oraya koyan adamları bulmaktı.
Sıkı hikâye kardeş.
Merit?
Her şey yolunda mı?
- Evet efendim. - Devam et James.
O günden bu yana anlamlandırmaya çalıştığım
olumsuz, yararsız duygular…
Aman Tanrım. James, tamam, tamam.
"Vay bana vaylar bana"nın kime ne faydası var?
Dünyanın en güçlü ordusuna katılıp
gelmiş geçmiş en aptal savaşlardan sağ çıktık biz.
Burada boynu bükük oturup kendimizi acındıracak mıyız?
Hayır yahu! Kendinize gelin! Olaya bak!
- Gidelim buradan. - Sessiz ol! Dinliyorum.
Merit?
Özür dilerim. Çok özür…
Özür dilerim James.
Pardon James. Devam et.
GRUP TERAPİSİ HİZMET RAPORLAMA FORMU
Aferin.
- Numaram sende var. - Evet.
Görüşürüz.
- Bunu imzalayamam. - Buradaydım.
Evet, fiziksel olarak buradaydın. Ama paylaşımda bulunmadın,
diğerlerine kulak vermedin.
Hepimizin geçmişi var.
Bu konuda konuşmayı bir tek sen mi istemiyorsun sence Merit?
- Tatlım, gelmişsin! - Saat sabahın 8'i.
- Koşanlar niye sevilmez? - Vücutları güzel diye mi?
Bencil bir spor da ondan.
Sen yokken ben ne yapacağım?
- Yapbozumuzu yapabilirsin. - Gazi İşleri'ndeki herif ne gıcık.
Aklıma çok iyi bir fikir geldi.
Yine M*A*S*H izleyeceğiz, bu sefer içerek.
"Hayır"ı kabul etmiyorum!
ANNEM
Niye sürekli görüntülü arıyor? Çok itici.
Selam anne.
Annenle konuşmak tatsız bir şey mi?
Hayır anne, sadece… Çin nasıl?
Hong Kong'dayım tatlım. Arada fark var.
Öyle mi? O zaman sınırlı bir özerklikleri var.
Depo işi ne âlemde? Hayat nasıl? Sevgilin veya arkadaşın var mı?
Anne, lütfen. Kes şunu. Bir şeye ihtiyacın olmasa aramazsın.
Ben annenim, hayatını sorabilirim.
- Peki, niye aradın? - Bir şeye ihtiyacım var.
- Biliyordum. - Biliyordum!
Büyükbaban Dale'i dolaşırken bulmuşlar.
Nasıl yani dolaşırken?
Kwan onu evinden uzakta bulmuş. Alıp hastaneye götürmüş.
Durumu iyi o zaman.
Değil. Dedim ya, hastanedeymiş işte.
- Neyin var senin? - Tamam, anne, ben…
- Kusura bakma. Kapatıyorum. - Hayır, hayır.
Senden göle gidip
büyükbabana bakmanı istiyorum.
- Şey gibi… - Pastel boya gibi kokuyor.
- Merit? - Olmaz. Benim…
- Gazi İşleri'nde yeni bir gruba katıldım. - Terapi grubuna mı?
- Bir şey mi oldu? - Hayır, ben… kendim istedim.
İyi gidiyor…
Faydası olacak bence. Hiçbir oturumu kaçırmamalıyım ama.
Bu habere sevindim. Büyükbaban için bir çözüm bulacağım.
Seninle gerçekten gurur duyuyorum Merit.
Eminim baban da duyardı.
- Kapatıyorum anne. Seni seviyorum. - Ben de seni.
- Bir haber var mı? - Hayır.
- Muhtemelen giremeyeceğim. - Yapma.
Merit, bence üniversite saçma, genelde de faydasız bir yer
ama sen istediğin her şeyi yaparsın. Tuttuğunu koparırsın.
Tanıdığım en zeki insansın.
- 14'lük lokmayı versene. - Hangi bölümde okuyabilirsin acaba?
90'lar hip hop'u anadalı.
- Kereste bilimleri, öyle bir şey var mı? - Evet. Olabilir, evet.
Noel ağacı satıyorsunuz.
Aile şirketi sonuçta. Noel Baba'dan iyi yönetirsin.
- Bundan sonra sen ne yapacaksın? - Bilmiyorum.
Destansı bir şey yapabilirsin.
Tabii, ne demezsin.
Pekâlâ. Bugün farklı bir şey deneyelim diyorum.
Atılan topu takip edeceğiz.
Aptalcaymış ama top oynamayı severim.
RAHAT OL
Merhaba. Benim adım Assia. Orduda yüzbaşıydım.
Görev yerlerimde tek kadın hep bendim.
İlk görev yerimde
ekibimle birlikte uyumama izin verilmedi.
Tek sebep kadın olmamdı.
Bu yüzden hedef görevimiz için her gün
tek başıma altı saat direksiyon salladım. Tek yön. Altı saat de geri.
Buradayım çünkü tekrar kendimi bulmaya çalışıyorum.
Merit'e yolla.
Hazır mısın?
Benim adım Merit.
- Ordudaydım. - Harika gidiyorsun.
Pekâlâ. Kolay bir yerden başlayalım.
Orduya neden katıldın?
Büyükbabam sebep oldu.
Kendisi yarbay. Ordudan 22 yıl önce emekli oldu.
Ben çocukken 4 Temmuz'da Parkta Müzik'e giderdik.
Bando, ordunun her bir kolu için coşkulu şarkılar çalardı.
Gaziyseniz
şarkınızı çaldıklarında ayağa kalkarsınız.
Devamını bana e-posta olarak at.
Kendi şarkısı çalındığında büyükbabam ayağa kalkardı ve…
Yemin ederim, boyu gözüme üç metre görünürdü.
Ben de uzun olmak isterdim.
O yüzden…
Şimdi neden burada olduğunu söyle.
Bahsetmek istediğim şey…
bir olay değil. O bir…
- Geri çekil. - Beni rahat bırak!
Bir insan.
Merit? Devam et.
Bugün canım istemiyor.
Alicia, Hava Kuvvetleri, 14 yıl. Güvenlik güçleri. Askeri polis yani.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
Kusura bakma.
- Neden? Paylaştım. - Orduya neden katıldığını paylaştın.
Neden burada olduğunu paylaşmadın. Asıl amaç buydu.
Gelip de paylaşım yapmazsan grup terapisini tamamlamadığını
mahkemeye bildirmek zorundayım.
Kusura bakma.
Niye yeniden orduya yazılmak istediğini anlıyorum ama yanlış yoldasın.
Herkesin dönecek mutlu bir yuvası yok Merit.
Duydunuz mu hanımefendi?
- Pardon, ne dediniz? - Büyükbabanız bulundu.
Dolaşırken bulunmuş. Nerede olduğunu bilmiyor gibiymiş.
- Neyse ki biri onu getirdi. - Evet, Kwan.
Göl evimizin yan komşusu. Daha önce de oldu.
Hayır. O geçen seferdi. Dale, 8. Otoyol'un kenarında bulunmuş.
Onu polis getirdi. Bakın, birkaç test yaptık.
ALZHEIMER
Erken evre Alzheimer hastalığı teşhisi koydum.
Üzgünüm.
Günün birinde kendi arazimizde yürüyemeyeceğimiz hiç aklıma gelmezdi.
Kendi arazinde değildin büyükbaba. 8. Otoyol'daydın.
Ondan önce de Kwan'ın.
- Kimin? - Aynen öyle.
Kwan kim biliyorum. Yanlış telaffuz ettin sadece.
- Sen nasıl telaffuz ediyorsun? - Kwan.
Kwan. Bana farklı gelmedi.
- Bu ne böyle? - iPod, müzik çalıyor.
Çöpte, bundan daha iyi müzik çaldığını vadeden
AN/PRC-25 saha telsizleri görmüştüm.
Dale'in espriler bomba.
- Yardım etmemi ister misin? - Nasıl edeceksin?
- İyi olduğuna emin misin? - Gayet iyiyim.
- Ona yardım etmeyecek misin? - Hayır. Onu duydun.
Gayet iyiymiş.
Merhaba Merit!
Pek konuşkan biri değilsin galiba.
- İnsanlar yeterince konuşuyor. - Grubu kastetmiştim.
Mesele de bu zaten. Konuşmak. Dinlemek.
Yalnız olmamak.
- O kadar basit değil. - Basit olduğunu kim söyledi?
Diğerleri için kolay mı sence?
No comments yet. Be the first to leave one.