İlk 200 satır.
D-GÜNÜ - 70. YIL
BÜYÜK KAÇAK
İki kapuçino iki sandviç, Mick. Üstü kalsın.
- James? Gerek yok! - Elinin cebine gittiğini görmedim zaten hiç.
- Kim gelmiş! - Hey, hey!
- Nerede kaldın sen? - Beyler n'aber?
Üç olsun. Hepsinden üçer tane, Mick.
- Beklemiyordunuz beni, değil mi? - Neredeydin?
Saygılar, kardeşim.
Bir çay dört şeker, lütfen.
Biraz kilo mu aldın sen, Harold?
İyi misiniz?
Teşekkürler.
Tüttürüyorsun, ha?
Edith!
Buradasın.
Başka nerede olabilirim?
Kaç gündür görmüyorum seni.
Ne?
Öldün sandım.
Günaydın, Bernie. Yürüdün mü?
Hey, şeyi gördün mü...
Hey, hey, hey! Yavaş gel!
- Ne oldu? - Hiç.
Sadece yüzüm müsait değil.
- Görmediğim şey değil. - 1973.
Bir daha yaşanmayacak.
Sadece büyük çikolata vardı elinde.
Yeni bir sürü şey getirmiş. Blackforest pastası vardı.
Bize uymaz tabii, çünkü Alman malı.
Bernie!
Tek derdin çikolata barıysa savaş çıkarmazsın o zaman!
Tamam, gelebilirsin.
Tamam. Birkaç lokma atıştıralım...
sonra seni sahile gezmeye götürürüm.
Geri gelince iskambil oynarız.
Bir de senin için striptizci ayarlamışlar galiba.
Ne?
Sonuncuyu uydurdum.
- İyi misin? - Hayır, değilim.
O biçim yaşlıyım.
- Al bakalım. - Teşekkürler.
Bernie, o nedir?
Görmüşsün.
Torremolinos o.
Onu biliyorum. Orada ne işi var?
Ne güzel tatildi. Katırı hatırlıyor musun?
Pedro'ydu adı. Pek beğenmişti seni.
Adı Manuel'di. Katırın.
Pedro sahibinin adıydı.
Beni pek beğenen de oydu.
İcra memuru değilseniz, girin!
Sabah o kafede çayına bir şey mi kattılar senin?
Hey, Rene! Nasılsın?
Gayet iyiyim. Teşekkürler, Judith.
Tam zamanında geldin. Çay yapmıştım. Alır mısın?
Çok isterdim, Bernie. Ama denetleme var.
En azından ikram etmedi demezsin.
Ee senin için ne yapabiliriz?
Hemen aradım onları.
Gerçekten üzgünüm, Bernie. Çok geç kalmışız.
Neye kaldınız? Neden bahsediyorsunuz?
Sahile yolculuk. D-Günü.
Bernie?
Üzgünüm. Benim hatam.
Daha planlı hareket etmeliydim.
Buradaki tören de güzel oluyor.
Buradakine gideyim ben.
Çaban için teşekkürler.
- Evet, teşekkürler Judith. - Ne demek!
- Hoşça kal. - Görüşürüz.
Peki.
Çay. Sonra sahile?
Ne güzel, hava güneşli.
- Biraz rüzgarlıymış ama. - Evet.
En azından serin esmiyor.
Merhaba, hayatım.
- İyi misin? - İyiyim.
Rahatsızlık vermedim, değil mi?
Hayır, hayır.
Uyanıktım.
Haplarımı alıyordum.
Ne alıyorsun sen oradan?
Hayır, yerine koyuyorum.
Evet.
Gerisini sabah hallederim.
Yerimde duramadım bir türlü.
Koşmaya gitsem olurmuş.
Git işte.
- Fransa'ya? - Neden olmasın?
Sen gelemezsin. Tur şeklinde, tek elden organize ediyorlar.
Kendi başına yapamıyorsun.
Ama sen yapardın.
Seni tek başına bırakamazdım.
Tek başıma değilim ki.
- Bütün gün hemşireler yanımda. - Ben onu kastetmedim.
Sağlığın çok iyi değil bu aralar.
Benim gidip maceralara atılmamın sırası değil hiç.
Tabii zorlayan olmazsa.
Tamam, oldu.
- Teşekkürler. - Adele!
Bernie.
Bu sabah erkencisin?
Evet.
Görüşürüz.
Evet. Görüşürüz.
Eyvah eyvah.
Sus be.
Ouistreham seferimiz için bu son çağrıdır.
8:15 yolcularımızın dikkatine. Bu son çağrıdır.
P&O Ferries olarak tüm gazilerimizi ve ailelerini...
bu değerli yolculukta ağırlamaktan...
Kayıp mı oldunuz, efendim? Götürmemi ister misiniz?
Hiç fena olmaz.
Ben de gaziyim aslında. Hafta sonu için yardımcı oluyorum.
- Beladan uzak durmamı sağlıyor. - Evet.
Biletinize bir bakmamın sakıncası var mı?
- İşte. - Siz ayakta gidiyorsunuz o zaman?
- Evet. - Numaralı almadınız mı?
Boş koltuk bulamadım.
O zaman barda demlenerek gitmenizi öneririm.
- İyi fikir. - Kafayı bulursunuz benim gibi.
Ben de beş yıl önce Afganistan'da mayına bastım.
- Ne? Mayına mı bastın? - Altı aydır yeni protezdeyim.
- Vah vah! - Neciydiniz bu arada?
Donanma. Deniz Onbaşı.
- Öyle mi? - Elektrikçi. Bernard Jordan.
- Reçel? - Pardon?
Biraz reçel vereyim mi?
Evet, lütfen!
Rahatınız yerinde mi? Beraber buradasınız.
- Sığabiliyor musunuz? - Ben iyiyim.
Ama ben titizim.
Onun ortalığı nasıl bıraktığına baksana.
Teşekkürler.
Hâlâ gelmeseydi olurmuş diyorum.
Ben bakım gerektiği için buradayım.
Ama o evde biraz daha kalabilirdi.
Özlüyor seni! Öyle söyledi.
Sahi, nerede o?
- Pardon? - Bernie?
Dışarılarda.
Amanın! Ne kadar lezzetli.
Tamamdır, bitirdik.
İlaç kutun da yanında.
Ben gittim.
Tamam mamam.
- Görüşürüz, Rene. - Şimdilik hoşça kal.
- İyi misiniz? - Evet.
Bu taraftan.
Tören yarın ve...
Şimdi hep beraber kocaman alkışlayalım!
Lizzy Lou, Annie Daisy ve Lady Jane, The Candy Girls!
İyi misiniz?
Rahatsız etmek istemem.
İnsan köşesinde huzur içinde olmak ister.
Endişelendim ama. Bir sıkıntınız var gibi geldi.
Hayır, hayır. İyiyim ben.
Biraz deniz tuttu galiba.
Sözde bahriyeliyim.
Tabii. Arthur, Arthur Howard-Johnson.
Biliyorum, biraz tekmil çeker gibi.
Bernie. Bernie Jordan. Memnun oldum.
Bir kadeh daha alır mısın? Ben de bara gidiyordum.
Tabii herkes gibi güverteye çıkmak istiyorsan başka.
Hayır, teşekkürler.
Ama olur.
Bu değil. Bu hiç değil.
Fifi!
İnanmıyorum. Bak sen!
Fevkalade.
Dur.
Fifi, bulmama yardım ettin.
Ne maharetlerin var!
Haydi bakalım.
Haydi, hızlan biraz! Burası huzurevi mi, hımbıl herif?
Bu mu yavaş? Gıcık herif!
Haydi, beyler!
Evet!
- Seni bir yere götürmek istiyorum. - Öyle mi?
Sen de istersen tabii.
- Burası biraz... - Ben...
seninle her yere gelirim.
Neresi olursa.
Bir saniye.
Girin.
Yok artık! Hırsız mı girdi?
Her şey etrafa saçılmış. Düşme riski demek bunlar.
Toparlamalısın ortalığı.
Biri yatağın ters tarafından kalkmış galiba.
Yatağa girdiyse tabii.
Göz altların kopkoyu halka olmuş.
Akşam çayı aşağıda mı, burada mı?
- Burada. - Bernie de aynı mı?
Şey... Bilmiyorum çünkü daha dönmedi.
Öyle mi?
Söyle haber versin, tamam mı? Kararını verince.
Olur, olur.
Oldu o zaman, Rene. Ben işlerimi halledeyim.
İyi misin, Rene?
No comments yet. Be the first to leave one.