İlk 197 satır.
Merhaba.
Selen'e mi geldiniz?
Evet.
Ha... Ve evde yok.
Yok.
O yüzden burada böyle bavulun üzerinde oturuyorsunuz.
O yüzden oturuyorum.
Gördüğünüz gibi her şeyin farkındayım.
Maşallah.
Kahve?
Ben buradan içtim.
Aa...
Galiba Selen gelmeyecek.
Gelmeyebilir.
Ee, siz böyle burada oturacak mısınız?
Belki ben evin burasını seviyorum.
Ha...
O zaman şöyle, ben yukarıda oturuyorum. Üst katta.
İsterseniz bende bekleyebilirsiniz Selen'i.
Yani evin burasından sıkılırsanız.
Ee, valiz?
Aldım ben.
- Kahvaltı edersin, değil mi? -Hayır.
Sen başlamışsın bile.
"Siz"den "sen"e geçişin bedeli bir zeytin midir?
Kusura bakmayınız.
Yok, yok. Sen diyebilirsin.
Ben zaten "siz" diyemiyorum.
Sebep?
E, tek kişisin.
Beş kişi olsan "siz" derdim.
İki kişi olsam?
Sen, sen...
Evren ben.
Hece de, yerken şey yapmayayım.
Hm... Memnun oldum Ece.
Hece.
E, Evren.
Tamam, tamam.
He-ce.
Ya ikincisinde anladım. İlkinde anlayamadım.
Yoksa öyle polis çağırttıracak şakalar yapmam.
Bir zahmet.
Ee?
Sen şimdi...
...Selen'e telefonla da mı ulaşamadım?
Ne oldu? İki zeytin gözüne mi battı?
-Kovsaydın? -Yok.
O manada söylemedim. Yani...
Ne bileyim, yani aşağıda öyle oturuyordun.
Kapının önünde. Yani Selen benim arkadaşım.
Akşam da gelmezse oda var, istiyorsan kalabilirsin.
İki dakika önce tanıştık. Akşam gel, burada kal, falan...
Pardon, sen beni ne zannettin?
Bak,
aşağıda tek başına tek başına bavulun üzerinde
oturuyordun. Ben de gidecek yerin yoktur diye düşündüm. Neyse boş ver şimdi.
Yok zaten. Tamam. Selen gelmezse burada kalırım.
Da... Ben burada kalırsam...
...sen nerede kalacaksın?
Ben?
Şaka şaka.
-Burası ikimize de yeter. -
Anlaştık.
Ayrıca orada üç zeytinden fazlası var.
Şaka.
Benim giyinip çıkmam gerekiyor.
Derse yetişeceğim. Kapının...
...sol tarafında yedek anahtar var. Onu alabilirsin.
Nasıl yani?
-İşte kapının solunda bir tane... -Hayır, hayır. Onu demiyorum.
İlk defa gördüğün birine evinin anahtarını mı vereceksin?
Ya bütün evi boşaltırsam?
Boşaltma.
Ayıptır.
Haklısın.
Ayıptır.
Ayıpta anlaştık.
O zaman şöyle diyelim mi?
Aşk, karşındakinin gözünde kendini tamamlama hâlidir.
Ya da eksiklerini bir başkasında arama.
Yırttınız, ders bitti.
- İyi günler hocam. -Görüşürüz.
Hocam, peki âşık olduğumuzu nasıl anlarız?
Ben sizin gözünüzden anlarım mesela.
Bakayım? Sen âşıksın bence.
-Görüşürüz hocam. -Görüşürüz.
Ben bu mutfakta ne zaman başarılı oldum, biliyor musun?
Başarılı mı?
Ateş ediyorum. Kesme.
Ne zaman başarılı oldum? Yok, o akademi senin. Yok, bu akademi benim.
Yok kurslarda Fransız mutfağı, Belçika mutfağı...
Ne zaman anneannemin tariflerini ele geçirdim...
...ve o onu akademik bilgimle harmanladım...
...işte o zaman bu mutfak patladı.
Kardeşin mutfak dünyasının hem Ronaldo'su, hem Messi'si oldu.
Mantalite daha çok Maradona'ya benziyor ama.
Doğru. Golünü elle atıyor.
Menü nedir?
Pesto soslu imambayıldı.
-Güzel. -Akşama geliyorsun, değil mi?
Gelmiyorum tabii ki. Nereye?
Habere. Tam da senin konulardan bahsedecektik.
-Herkese söyledim geliyorsun diye. -İşi varmış dersin.
Anlamadım?
Bir dakika, bir dakika, bir dakika.
O dudak, o yanağın müstehzi yana kayışı...
- Hayırdır monşer? -Oğlum uzatma lan, yok bir şey.
Hadi söyle.
"Hiçbir şey değişmedi." de.
"Bugün dünle aynı." de.
Hangi gün birbirinin aynısı olabilir ki?
Bana entel kuntel muhabbetlerle gelmeyin.
İşim bu benim. Yemekçiyim ben. Yemem.
Oğlum, sen yeme zaten. Bize ver.
-Açız lan. -Fırında. İki dakikası var.
Asya.
Bir ara konuşalım.
Ne konuşacaksınız?
Abi ne konuşacağız işte. Bunun çenesi düşük. Her şeyi konuşmak istiyor.
Fazla uzaklaşamamışsın.
Sen beni takip mi ediyorsun?
Takip edildiğini düşünmek fena bir şeydir yalnız.
Yalan mı?
Her şeyi de anlıyorsun.
Merhaba, nasılsınız?
"Biz samimiyiz" numaraları yapılıyor.
İşin var mı?
Artık yok.
Dolaşalım mı?
Bunu sonra versem olur mu?
- Önemli değil Evren Bey. -Teşekkürler.
Küçük esnafa borç takmalar...
Sen bir mutlu olsana. Bak kitabın var işte ne güzel.
Biliyorum. Okudum.
- Okudun mu? -
Ee, söylesene, başka bir kitap alırdım.
Sen bunu vermek istedin. O yüzden bir daha okuyacağım.
Hatırlıyor musun peki?
Yaşlı bir adamla genç bir kız arasındaki mektuplaşmalar.
Adam kıza âşık ama çaresiz bir aşk.
Sen bu kitabı niye verdin bana?
Bilmem.
Yani bir mesaj mı var içerikte?
Genç bir kız...
...yaşlı bir adam.
Benim nerem yaşlı be?
Bana göre.
Biz bana yaşlı demeyelim de sana küçük diyelim. Olmaz mı?
Hatırlatırım bu küçüğü sonra.
Çok da iddialıyız.
Zaten çaresiz aşk.
Tanıyor musun peki kitabın yazarını?
Çok yakından. Büyük kankam olur kendisi.
Bak, yürüyecek, meşhur olacak bu. Göreceksin.
Neler yapıldı? Dersler...
Dersler yapıldı. Sen?
-Okula gitmedin galiba. -Hayır.
Dersim yoktu bugün.
Ben eve yerleştim.
Ha, bu arada kilidi de değiştirdim. Öyle herkes de giremesin.
Ben? Beni alacak mısın?
Alacağım.
Sen beni sabah almıştın.
"İyilik yap, denize at." demişler.
İyi. Doğru yere yatırım yapmışız en azından.
Şartlarım var. Orası ayrı.
Evet Evren Bey. Sizi tanıyalım.
14 Haziran 1985, İzmir doğumluyum.
İlk, orta, liseyi Menemen'de okudum.
Sonra üniversite için ayrılış.
Ankara'ya gittim. ODTÜ Sosyoloji.
Oradan da işte yüksek lisans yapmak için buraya geldim.
Doçentim ben.
Sosyoloji kürsüsünde. Uzmanlığım nöro-sosyoloji.
Top sende.
Muhtemelen sen ilkokulu bitirirken ben de dünyaya gözlerimi açtım.
97. Haylaz mıydın?
Yani... Haylazdım.
-Neden? -Belki böyle düşüp
dizini kanattığın bir gün. Hafiften canın acıyor.
O sırada hayatını değiştirecek çok önemli bir olay oluyor.
O doğuyor.
Böyle hayatına bir yerden girecek...
...her şeyi değiştirecek kişi.
Yani aslında dünyan için çok önemli bir şey oluyor...
...ama kim bilir sen o sırada ne yapıyorsun?
Hiç böyle düşündün mü?
İşte sen haylazlık yaparken Evren Bey...
...ben dünyaya gözlerimi açtım.
Ta Antalya'da.
-Antalya? -
Babam görev yapıyor o zaman Antalya'da.
Babam askerdi.
Miş...
Hı...
Annem var benim.
No comments yet. Be the first to leave one.