196 dòng đầu tiên.
Bayağı hızlıymış, mermi gibi.
O işe başladığından beri inekler yerlerinde durmaz oldu.
İneklerden bahsetmiyordum.
Kement atmayı öğrenirse işimizden olabiliriz.
Ne yaptığını ona öğretme.
Bir arazinin gerçekten keşfedilmemiş olduğunu öğrenmenin en iyi yolu...
...onu tarif edecek kelime bulmaktır.
Tarif edecek kelime bulamıyorsan orası el değmemiş arazidir.
Kirli eller tarafından dokunulmamıştır.
Görmeniz için kelimeler kifayetsiz kalmalı.
Sonsuz tekdüzeliğiyle nefesiniz kesilmeli...
Birbirinin aynısı olan bir tepe görmek için zirveye tırmanmalısınız.
Burada yön bulabilmek için bir denizci gibi güneşi ve yıldızları okuyabilmelisiniz.
Bir haftadan beri otlardan başka bir şey görmedik...
...ne oyun, ne kuş, ne yılan...
...ne de kertenkele.
İnsanlığın varlığına dair kanıt bile yok.
Ama düzlükler kemiklerle dolu.
Bir adamın kirli elleri şehirde fark edilmeyebilir.
Çünkü kirli elleriyle şehri oluşturmuştur.
Ama burada, masumiyetin toprağı beslediği yerde...
...dokunuşumuzun pisliği kıyamet anlamına gelir.
- Gördüm onları. - Ne yapacağız?
Sürüyü bir arada tutun. Endişelenmeyin. Sadece vergi ödüyorlar.
Ne vergisi?
Komançi topraklarında sürü otlatırsan vergi ödemen gerek.
'Ödemen gerek' değil ama çatışmadan uzak durmak istiyorsan ödemek iyi fikir.
- Komançiler vergi mi alıyor? - Arazi onların.
İstediklerini yapabilirler.
Burasının hâlâ Amerika olduğunu düşünenler Washington'da oturuyor.
Yakınlarda su var. Sürüyü suya doğru sürün.
Burada kamp yapacağız. Önce bir tanesini yemek için kesin.
Tamam. Evet efendim.
Evet.
1883 S01E07 Sarı Saçlı Yıldırım
Çeviri: Snake93 İyi seyirler dilerim.
Az pişmiş benimki.
Komançilere daha önce de pişirmiştim. Nasıl sevdiğinizi biliyorum.
Ne sikim yaptığını sanıyorsun lan?
Ne sikim yaptığını sanıyorsun?
İngilizce biliyor musun?
Bu siktiğimin sirkinde kim İngilizce konuşabiliyor?
Ben konuşuyorum.
Bunu bir kez söyleceğim! Peki, sıraya gireceksiniz...
...masanın yanında duracaksınız!
Tabağınızı, çatalınızı alacaksınız ve ben de yemeğinizi vereceğim.
Yemeğinizi bitirdiğinizde tabak ve çatal sizde kalacak!
Gidip nehirde yıkayın ama kaybetmeyin.
Kaybederseniz bana üç dolar borçlanır ve sonra ellerinizle yersiniz.
Bu 'sikim' ne?
- Ne dedin lan sen bana? - Bu 'sikim' ne?
Kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyor. O da bilmiyor.
Ama birazdan ona soracak.
Sonra Tanrı yardımcın olsun.
O yüzden o kelimeyi kullanmasan iyi olur.
- Kullanmayı bırakması zor. - Bırakmaya başla bence.
Şimdi!
'Sikim' ne demek anne?
Bir daha söylersen tokatlanmak demek, hem de sağlam bir tane.
O da tokatlanacak mı?
Bir tür tokat yiyeceği kesin evlat.
Hadi.
Sıraya girin!
Sıraya girin diyor ama onlar girmiyor.
Onlar misafir. Misafirler sıraya girmez.
Güzel, değil mi?
Ona yarım porsiyon mu olsun?
Tamam, tam porsiyon olacak.
O kelimeyi bir daha çocuğumun önünde kullanırsan...
...bu siktiğimin çatalıyla seni deşerim.
- Evet efendim. - Yarım porsiyon yeter.
- Teşekkür ederim. - Ne demek.
- Teşekkür ederim. - Evet efendim.
Bil diye söylüyorum, daha kötü de olabilirdi.
- Dersimi aldım. - Göreceğiz bakalım.
Lanet Kızılderililerden hoşlandı sanırım.
Yerinde olsam o bakışın nasıl çalıştığını anlamaya kafa yorarak zaman harcamazdım.
Anlayamazsın.
Atını beğendim.
- Yıldırım. Onun adı. - Neden Yıldırım?
Çünkü o kadar hızlı.
Göster o zaman.
- Nereye gidiyor? - Yarışacaklar.
- Ne yapacaklar? - Siktir.
Sanırım mantığın sesi çıkmaz oldu.
- Yüzüne bak hayatım. - Görüyorum.
Yüzünün üstüne düşmesini istemiyorum sadece.
Onun için endişelenmeni gerektirmeyecek tek yer atın sırtı.
Hazır mısınız?
Başla!
- Sanırım dizginlerini düşürdü. - Hayır. Kendisi bıraktı.
Yıldırım.
Demiştim.
Bence yıldırım sensin. Sarı saçlı yıldırım.
Seni öyle çağıracağım.
Sarı Saçlı Yıldırım.
- Ben seni nasıl çağıracağım? - Sam.
Sam mi?
Sam.
Neden Sam?
Karımı öldüren adamın adıydı.
Biliyorum çünkü ona söylettim.
Sonra öldürüp ismini aldım.
Ben de bir adam öldürdüm.
- Ama adını nasıl alacağımı bilmiyordum. - Adını istemezsin.
Adıyla sonsuza kadar yas tutarsın.
Senin adın Yıldırım.
Yıldırım yas tutmaz.
Onu da yapmaz.
Tanrı sana güzel bir yüz vermiş.
Ve sarı saç.
Daha iyi bir bıçağa ihtiyacın var.
- Bu çok fazla. - Yarışı kazandın.
Bana ait değil artık. Senin.
Uyumadın mı hâlâ?
Hava bulutluyken uyuyamıyorum. Bulutlara bakmak düşünmemi sağlıyor.
Düş kurmak için yıldızlara ihtiyacım var.
On sekizinde olmak...
- Nereye gidiyorsun? - İçeride tuvalet olmasını düşlemeye.
Mutlu musun?
Genel olarak mı şu anda mı?
İkisinde de.
Genel olarak endişeliyim.
Eş olarak. Anne olarak.
Hayatta kalma mücadelemiz...
...buradayken kontrolümüzde değilmiş gibi. O yüzden hayır.
Genel olarak mutlu değilim.
Ama şu anda, sevdiğim adamla beraberken...
...çok sevdiğim oğlumla ve imrendiğim kızımla beraberken...
...çok mutluyum.
Ama uyumazsan yarın sana pek de imrenmeyeceğim.
Seni seviyorum.
İnsanlar bulutların suyla dolu olduğu için yağmur yağdığını sanıyor.
Ama bu nasıl olabilir?
Sanki yer çekimi gökyüzü izin verdiğinde işe yarıyormuş gibi...
...su nasıl yukarıya çıkıp sonra üstümüze düşebilir?
Ama bu gökyüzü düşünüyor demek olur...
...ve bulutların canlı olup yağmura onlar karar veriyor demek olur.
Ama nereye yağacağına nasıl karar veriyorlar?
Ve ne zaman yağacağına?
Neden bulutlar bir yerde sel olmasını seçerken diğerinde yağmayı reddedip...
...toprağın çatlayıp arazinin çöle dönmesine izin veriyor?
Belki de yer çekimi diye bir şey yoktur.
Belki bilim adamlarının 'keşfettiği' her şey bir yalandır...
...ve yeryüzü bize bakıp gülüyordur.
Haydutlar ne durumda?
Gittiğiniz yönde daha beterler.
Tam da istedikleri büyüklüktesiniz, soymaya değecek kadar büyük, savaşmak için küçük.
Burada daha çok hırsız var.
Kuzey Kansas ve Wyoming'de savaş devam ediyor.
Arabalar o tarafa gitmiyor artık.
İnsanlar tren kullanıyor. Başka bir yol olsaydı söylerdim.
Başka yolu Kolorado'ya yerleşmeleri olur.
Gökyüzü sinirli.
Buradaki hırsızlar saklanmak için fırtınaları kullanıyor.
Dikkat ederim.
Gece burada kalıp sabah yola çıkabilirsiniz.
Fırtına yarın burada olacak. Siz de yola çıksanız iyi olur.
Keşke çıkabilseydim.
Onları Kolorado'ya götür.
Onları orada bırak.
- Onlar için daha iyi olur. - Evet.
- Cookie gitmiş. - Nereye gitmiş?
Bilmiyorum. Bırakıp gitmiş.
Bizi bırakıp gitmez. Burada olmaz. İntihar etmiş olur.
Belki fırtınanın önüne geçmeye çalışıyordur.
Keşke biz de aynısını yapabilseydik.
Artık onlara bakıcılık yapabileceğimizi sanmıyorum.
Ya sert olacaklar ya da ölecekler.
Neden burada yatıyorsun?
Onunlayken dışarıda yatıyordum.
Öyle olsun.
Yola çıkmamız gerek. Sürünün yanına git.
Fırtına yaklaşıyor.
Gidelim canım.
Elsa.
Elsa. Onları kovalama Elsa.
Sürüyü dağıtacaksın.
Alçak bir yer bulup yere yatarlar. Fırtınadan sonra buluruz onları.
- Öylece bırakacak mıyız onları? - Bırak gitsinler.
Arabayı durdurun! Arabayı durdurun!
Yere yatın hemen!
Rüzgâra doğru dönün, bulabildiğiniz en alçak yere yatın!
-Neden rüzgâra doğru? - Sizi uçurup götürmesin diye. Hadi!
Atları serbest bırak.
- Ne? - Seni alıp götürmeden önce atları serbest bırakmamız gerek.
Bir tanesini senin için eyerleriz, gerisini sonra toparlarız.
James.
O ne?
Kasırga.
İşte geliyor.
Al onu.
Eğil oğlum, eğil.
Eyeri almamız gerek.
Elsa ne olacak?
Buradan daha alçak bir yer bulamayız.
No comments yet. Be the first to leave one.