The Lions Share

The Lions Share

Turkish সাবটাইটেল ডাউনলোড করুন

রিলিজ তথ্য

ReMastered The Lions Share 2018 720p NF WEB-DL DDP5 1 x264-KamiKaze
ReMastered The Lions Share 2018 1080p NF WEB-DL DDP5 1 x264-KamiKaze
ReMastered The Lions Share 2018 1080p WEBRip x264-RARBG
ReMastered The Lions Share 2018 WEBRip x264-ION10
ভাষ্য লিখেছেন ZEDSUB
Official Subtitle 👌

ট্যাগ

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
x264
720p
720
webrip
BRip
1080
প্রকাশিত: 2019-05-17
ডাউনলোড: 18
শ্রবণপ্রতিবন্ধীদের জন্য: No

Turkish সাবটাইটেল প্রিভিউ

প্রথম 200টি লাইন।

NETFLIX ORİJİNAL BELGESEL DİZİSİ

Tek bir şarkının farklı insanlar için bin farklı anlamı olabilir.

''Bu şarkının anlamı ne?'' diye sorulunca

''Sizce neyse o.'' diyorum.

Size benim için anlamını söylemem

çünkü o zaman aklınızdaki illüzyonu yok ederim.

Folk Müziğinin tanımı konusunda

iki kişinin aynı fikirde olduğu görülmemiştir.

Ben Folk Müziğini binlerce yıldır süregelen

bir süreç olarak tanımlıyorum.

Bir zamanlar,

uzun zaman önce, Zulu kabilesinden bir adam

Afrika'nın tek kayıt stüdyosunda mikrofona geçti

ve 15-16 milyon dolar kazanç sağlayacak 13 notalık bir şarkı söyledi.

Bu paradan ona ve ölümünden sonra

Güney Afrika'daki torunlarına hiç pay düşmedi.

Dünya genelinde bunun gibi milyonlarca şarkı var

ve işin en güzeli de birçoğunun buraya gelmesi.

İşte benimle söylemenizi istediğim bir şarkı.

Güney Afrika'dan.

Onunla ilgili çok net bir anım var. İki ya da dört yaşlarındaydım,

annem akşam yemeği için fırında makarna yapıyordu.

Şen şakrak, enerjik bir kişiliği ve oldukça güzel bir sesi vardı.

"Wimoweh, a-wimoweh" diyerek Jive dansı yapıyordu,

herkes gibi.

Hey, güzel!

Dünyada bu şarkıyı kim duysa tüyleri diken diken olur

ve memnun olmalarını, eğlenmelerini beklersiniz.

Hem zaman hem mekan açısından daha büyük bir mesafeyi etkisine almış

bir şarkı daha düşünemiyorum.

MUPPET SHOW "THE LION SLEEPS TONIGHT" (1996)

ASLAN KRAL "THE LION SLEEPS TONIGHT" (1994)

Anlamını merak ediyorsanız,

''Aslan uyuyacak, aslan.'' demek.

Efsaneye göre aslan ölmedi sadece uyuyor.

Bir gün uyanıp bizi özgürlüğe ulaştıracak.

Geçmişe bakınca inanılmaz olduğunu düşündüm

ve hikâyesini bilmiyor olmam beni utandırdı.

Aslında galiba şarkının asıl anlamını öğrendiğimde saçlarım çoktan beyazlamıştı.

1939'daki orijinal kaydı dinlemeden önce ne kadar da körmüşüm.

Rian Malan, ataları Güney Afrika'ya

17'inci yüzyılda gelmiş olan bir yazar ve gazeteci.

Ulusal Parti'den gelen ilk başbakan

Diaf Malan'ın bir akrabasıydı

ve ilk apartheid politikadan o sorumluydu.

Hayatı boyunca bununla savaştı.

RIAN MALAN'IN EVİ GREATER JOHANNESBURG, GÜNEY AFRİKA

Seni komik köpek.

Adım Rian Malan.

Güney Afrikalıyım ve bir Afrikaner'in.

Bir yazarım, biraz müzik yaparım

ve epey çok içerim. Sigara da içerim.

Evet, kahve alalım.

Çocukken sanki tarihin

ve bu suçluluk hissinin inanılmaz ağır yükünü

omuzlarımda taşıyor gibi hisseder, altında ezilirdim.

Malanlar'ın geçmişi

genç zihnimi ağır şekilde bastıran faktörlerdendi.

Dr. D.F. Malan

ile büyük babam kuzendi.

1948 yılında Güney Afrika'nın ilk apartheid görüşlü başbakanıydı.

Büyük Apartheid fikri ırkçılık ve beyazların üstünlüğüne dayanıyordu.

İnanın, apartheid'in verdiği suçluluk ve

karmaşa hissi beni harap etmişti.

Yaşamını sürdürebilmek için babam apartheid'in

siyahlara verdiği zarara gözlerini yummuştu.

Güney Afrika hükümetinin sert apartheid politikalarına karşı gösteriler

şok edici bir şiddeti alevlendirmiş ve tüm Güney Afrika galeyana gelmişti.

İlk hatırladıklarımdan biri

Times Dergisi'nde Che Guevara'nın maceralarını okumam.

Beresiyle çekilmiş cezbedici resimleri her yerdeydi. Çok havalıydı.

Aynı zamanda bir komünist olduğuma karar vermiştim.

Avluda, hizmetkârımız Miriam Shabalala'ya

komünist olduğumu ve büyüyünce

tüm bu apartheid saçmalığından kurtulacağımızı,

onu özgür bırakacağımı söylediğimi hatırlıyorum.

Biraz şeydi...

Teşekkür etmesini falan bekliyordum.

Bunun yerine bana "Ah, suka" dedi.

''Git başımdan. Saçmalıyorsun.''

Ve kesinlikle haklıydı.

Ama Afrikalıları sevdim.

Onlarla takılmak,

radyoda müziklerini dinlemek falan hoşuma gidiyordu.

Yemeklerini seviyordum.

Çok klişe bir Afrika hikâyesidir ama ben de siyahî özgürleşmenin

şampiyonu olmak istiyordum. Çok havalı geliyordu.

1970'lerin başlarında bir gece

arkadaşlarımla gece izinsiz dışarı çıktık ve gidip

Johannesburg'un en işlek caddelerinden Empire Yolu üzerinde

dev bir beton dolgunun üzerine bir grafiti yaptık.

''Yüksek sesle söyle, ben siyahım ve bundan gurur duyuyorum!''

Yerel Afrikanca gazetede

eserimizin fotoğrafı çıkmıştı.

Altında emniyetin olayı araştırdığı yazıyordu.

Geldiğim muhitte bu çok havalıydı,

tıpkı şeytan imparatorluğuna çomak sokmak gibi.

Ama Güney Afrika'da geçen bir çocukluğun sonunda

benim gibilerin hep orduya katılıp omzunda silahlarla

komünistlere karşı savaşması beklenirdi.

Bu fikre gerçekten hiç inanmıyordum.

Apartheid'e hiç inanmadım.

İki üç yıl boyunca askerlikten kaçtım ama

kaçmak imkânsızlaştığında,

9 Mayıs 1977'de uçağa bindim ve Renklerin Dünyası'na uçtum.

VENEDİK'İ SEVİYORUM

Kendimi Los Angeles'ta buldum.

Küçük dergilere Nelson Mandela rumuzuyla

Rock and Roll yorumları yazmaya başladım.

Belgem olmadığı için kendi adımı kullanamıyordum.

Uçağım yere indiğinde beni görüp

''Kimsin, burada ne işin var?'' diye sorsanız

kendimi bilinçlendiğinden beri apartheid'e şiddetle karşı olan

sıradan bir beyaz adam olarak tanıtırdım.

Güney Afrika'dan ayrılma nedenimse netti.

Irkçılık sorunları çözülecek gibi değildi bu yüzden Güney Afrika'yı terk etmiştim.

Bu meseleyi çözmek imkânsız.

Bu ülkede korkunç bir ırkçı savaş yaşanacak.

Bunun bir parçası olmak istemiyorum çünkü ben bir korkağım. Gerçek bu.

Güney Afrika'daki son mücadele başladığında yaklaşık 30 yaşındaydım.

1984 Eylül.

Büyük çaplı ayaklanmalar ve şiddet baş gösterdi

ve sonra hızla tüm ülkeye yayıldı.

Sokaklarda silahlı çeteler ve zırhlı arabalarıyla polisler vardı.

Her gün insanlar ölüyordu.

Bense uzaktan seyrediyordum

ve buraya geri gelerek

yüzleşmem gerekti.

Hem bir gazeteciydim, genç ve hırslıydım.

Önceden yazılmış hiçbir şeye benzemeyecek bir kitap fikrim vardı.

GÜNEY AFRİKA

My Traitor's Heart derin kök salmış ırksal korku ve nefreti konu alıyor.

Rian Malan ülkeye 300 yıl önce yerleşmiş bir Afrikaner kabilesinden.

Geçen sene ilk yayınlandığından beri, My Traitor's Heart kitabı

Güney Afrika'nın çıplak gerçeğini

amansızca aramasından dolayı tüm muhalifleri çılgına çevirdi.

Dürüst olacağım.

Şöyle yazmışsınız, ''Bazı beyazlar

siyahları tehlike olarak görür.

Bazısı vahşi, bazıları kurban ve bazısı ise devrimci bir kahraman olarak görür.

Pek azımız net görürüz.'

Siz ne kadar net görebiliyordunuz?

Güney Afrika'da beyaz olmakla ilgili

hepimizin bilip de dillendiremediği şeyler vardır.

Kendi palavralarımdan yoruldum

şimdi size gerçeği söyleyeyim. Adım Malan,

onlardan biriyim. Kafamın içinden bunlar geçiyor.

Gerçek kimliğini inkâr edenlerden daha acınası durumda olan kimse yoktur.

Siyahları severim ve onlardan korkarım. Korkardım ama yine de severdim.

Güney Afrikalı beyazları bir arada tutan ve o zamanki davranışlarımızı belirleyen

aynı tip ırkçı psikozun

ve muhtemelen mantıksız korkuların tutsağıyım.

İşte bu konuda yazmalıyım. Önemli olan tek konu bu.

Güney Afrika hakkında bildiğim gerçekten önemli tek şey bu.

Son derece karmaşık bir ülkeden geliyorum.

Farklılıklarımızı açıkça ve dürüstçe kabul etmemiz gerekiyordu.

Kalplerimizi masaya koymamız ve kurtuluş var mı görmek için

epey uzun bir süre bakmamız gerekti.

Karanlığa, yani içimizdeki karanlığa karşı

korumamız gereken tek şey inançtır.

Güney Afrika muhtemelen en çok özgürlük mücadelesi

ve müziği ile tanınıyor.

Müzik eserleri dünyanın her yanından insanların

hayal gücünü çalıştırmış ve ilgisini çekmiştir.

Bakın neler oluyor.

1999 yılında karşımıza

bir Zulu pop yıldızı olarak o harika geçiş aşamasını temsil eden

Güney Afrika'dan Le Zoulou Blanc adıyla da bilinen Johnny Clegg çıkıyor.

Onu bir keresinde Güney Afrika'da braaivleis dediğimiz bir barbeküde gördüm.

Bana "Mbube" adlı şarkıdan ve 1930'larda Johannesburg'ta

nasıl kaydedildiğinden falan bahsetti.

Gayet bilgili bir Güney Afrikalı olarak kendimle övünür,

modern ve havalı olduğumu düşünürdüm. Hikâyesini bilmemem

şaşırtıcı ve utanç vericiydi.

Ben de incelemeye karar verdim.

Solomon Linda'yı ilk o zaman duymuştum.

ROB ALLINGHAM ESKİ ARŞİVCİ - GALLO MUSIC PUBLISHERS

Asında Rian Malan ile tanıştırılmıştım ve benimle iletişime geçmişti.

O zamanlar hikâyeyi

yeni yeni irdelemeye başlıyordu.

1939 yılıydı ve Johannesburg'taydık.

Solomon Linda

ülkenin içlerinden gelen Zululu göçmen bir işçiydi.

Gün içinde vasıfsız işçiydi

geceleri ise Evening Birds isimli havalı grubun baş solistiydi.

Esasında siyahlar etkin şekilde bölgeden sürülüyordu

bu nedenle kırsal alanları terk edip iş için şehirlere gelmeleri gerekiyordu.

Anladığım kadarıyla Solomon Linda, Carlton Otel'de çalışmaya başlamıştı.

Afrika'nın ortasındaki şehir ışıldıyordu.

Geldiği yerde bulunmayan

gökdelenler, elektrik vesaire vardı.

Söyle oğlum? Ne istiyorsun?

Patron bu mektubu size vermemi istedi.

Boş saatlerinde

erkekler bir araya gelirler ve koro oluştururlardı.

Afrikalı Amerikalı kökenlerinin yöreye özgü müzik öğeleri ile

ilginç bir karışımıydı.

Hafta sonları korolar yarışırdı.

Solomon, olağanüstü müzikal becerilere sahip biri

ve bu anlamda büyüleyici bir vokalistti.

মন্তব্যসমূহ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left