প্রথম 200টি লাইন।
NETFLIX ORİJİNAL BELGESEL DİZİSİ
Tek bir şarkının farklı insanlar için bin farklı anlamı olabilir.
''Bu şarkının anlamı ne?'' diye sorulunca
''Sizce neyse o.'' diyorum.
Size benim için anlamını söylemem
çünkü o zaman aklınızdaki illüzyonu yok ederim.
Folk Müziğinin tanımı konusunda
iki kişinin aynı fikirde olduğu görülmemiştir.
Ben Folk Müziğini binlerce yıldır süregelen
bir süreç olarak tanımlıyorum.
Bir zamanlar,
uzun zaman önce, Zulu kabilesinden bir adam
Afrika'nın tek kayıt stüdyosunda mikrofona geçti
ve 15-16 milyon dolar kazanç sağlayacak 13 notalık bir şarkı söyledi.
Bu paradan ona ve ölümünden sonra
Güney Afrika'daki torunlarına hiç pay düşmedi.
Dünya genelinde bunun gibi milyonlarca şarkı var
ve işin en güzeli de birçoğunun buraya gelmesi.
İşte benimle söylemenizi istediğim bir şarkı.
Güney Afrika'dan.
Onunla ilgili çok net bir anım var. İki ya da dört yaşlarındaydım,
annem akşam yemeği için fırında makarna yapıyordu.
Şen şakrak, enerjik bir kişiliği ve oldukça güzel bir sesi vardı.
"Wimoweh, a-wimoweh" diyerek Jive dansı yapıyordu,
herkes gibi.
Hey, güzel!
Dünyada bu şarkıyı kim duysa tüyleri diken diken olur
ve memnun olmalarını, eğlenmelerini beklersiniz.
Hem zaman hem mekan açısından daha büyük bir mesafeyi etkisine almış
bir şarkı daha düşünemiyorum.
MUPPET SHOW "THE LION SLEEPS TONIGHT" (1996)
ASLAN KRAL "THE LION SLEEPS TONIGHT" (1994)
Anlamını merak ediyorsanız,
''Aslan uyuyacak, aslan.'' demek.
Efsaneye göre aslan ölmedi sadece uyuyor.
Bir gün uyanıp bizi özgürlüğe ulaştıracak.
Geçmişe bakınca inanılmaz olduğunu düşündüm
ve hikâyesini bilmiyor olmam beni utandırdı.
Aslında galiba şarkının asıl anlamını öğrendiğimde saçlarım çoktan beyazlamıştı.
1939'daki orijinal kaydı dinlemeden önce ne kadar da körmüşüm.
Rian Malan, ataları Güney Afrika'ya
17'inci yüzyılda gelmiş olan bir yazar ve gazeteci.
Ulusal Parti'den gelen ilk başbakan
Diaf Malan'ın bir akrabasıydı
ve ilk apartheid politikadan o sorumluydu.
Hayatı boyunca bununla savaştı.
RIAN MALAN'IN EVİ GREATER JOHANNESBURG, GÜNEY AFRİKA
Seni komik köpek.
Adım Rian Malan.
Güney Afrikalıyım ve bir Afrikaner'in.
Bir yazarım, biraz müzik yaparım
ve epey çok içerim. Sigara da içerim.
Evet, kahve alalım.
Çocukken sanki tarihin
ve bu suçluluk hissinin inanılmaz ağır yükünü
omuzlarımda taşıyor gibi hisseder, altında ezilirdim.
Malanlar'ın geçmişi
genç zihnimi ağır şekilde bastıran faktörlerdendi.
Dr. D.F. Malan
ile büyük babam kuzendi.
1948 yılında Güney Afrika'nın ilk apartheid görüşlü başbakanıydı.
Büyük Apartheid fikri ırkçılık ve beyazların üstünlüğüne dayanıyordu.
İnanın, apartheid'in verdiği suçluluk ve
karmaşa hissi beni harap etmişti.
Yaşamını sürdürebilmek için babam apartheid'in
siyahlara verdiği zarara gözlerini yummuştu.
Güney Afrika hükümetinin sert apartheid politikalarına karşı gösteriler
şok edici bir şiddeti alevlendirmiş ve tüm Güney Afrika galeyana gelmişti.
İlk hatırladıklarımdan biri
Times Dergisi'nde Che Guevara'nın maceralarını okumam.
Beresiyle çekilmiş cezbedici resimleri her yerdeydi. Çok havalıydı.
Aynı zamanda bir komünist olduğuma karar vermiştim.
Avluda, hizmetkârımız Miriam Shabalala'ya
komünist olduğumu ve büyüyünce
tüm bu apartheid saçmalığından kurtulacağımızı,
onu özgür bırakacağımı söylediğimi hatırlıyorum.
Biraz şeydi...
Teşekkür etmesini falan bekliyordum.
Bunun yerine bana "Ah, suka" dedi.
''Git başımdan. Saçmalıyorsun.''
Ve kesinlikle haklıydı.
Ama Afrikalıları sevdim.
Onlarla takılmak,
radyoda müziklerini dinlemek falan hoşuma gidiyordu.
Yemeklerini seviyordum.
Çok klişe bir Afrika hikâyesidir ama ben de siyahî özgürleşmenin
şampiyonu olmak istiyordum. Çok havalı geliyordu.
1970'lerin başlarında bir gece
arkadaşlarımla gece izinsiz dışarı çıktık ve gidip
Johannesburg'un en işlek caddelerinden Empire Yolu üzerinde
dev bir beton dolgunun üzerine bir grafiti yaptık.
''Yüksek sesle söyle, ben siyahım ve bundan gurur duyuyorum!''
Yerel Afrikanca gazetede
eserimizin fotoğrafı çıkmıştı.
Altında emniyetin olayı araştırdığı yazıyordu.
Geldiğim muhitte bu çok havalıydı,
tıpkı şeytan imparatorluğuna çomak sokmak gibi.
Ama Güney Afrika'da geçen bir çocukluğun sonunda
benim gibilerin hep orduya katılıp omzunda silahlarla
komünistlere karşı savaşması beklenirdi.
Bu fikre gerçekten hiç inanmıyordum.
Apartheid'e hiç inanmadım.
İki üç yıl boyunca askerlikten kaçtım ama
kaçmak imkânsızlaştığında,
9 Mayıs 1977'de uçağa bindim ve Renklerin Dünyası'na uçtum.
VENEDİK'İ SEVİYORUM
Kendimi Los Angeles'ta buldum.
Küçük dergilere Nelson Mandela rumuzuyla
Rock and Roll yorumları yazmaya başladım.
Belgem olmadığı için kendi adımı kullanamıyordum.
Uçağım yere indiğinde beni görüp
''Kimsin, burada ne işin var?'' diye sorsanız
kendimi bilinçlendiğinden beri apartheid'e şiddetle karşı olan
sıradan bir beyaz adam olarak tanıtırdım.
Güney Afrika'dan ayrılma nedenimse netti.
Irkçılık sorunları çözülecek gibi değildi bu yüzden Güney Afrika'yı terk etmiştim.
Bu meseleyi çözmek imkânsız.
Bu ülkede korkunç bir ırkçı savaş yaşanacak.
Bunun bir parçası olmak istemiyorum çünkü ben bir korkağım. Gerçek bu.
Güney Afrika'daki son mücadele başladığında yaklaşık 30 yaşındaydım.
1984 Eylül.
Büyük çaplı ayaklanmalar ve şiddet baş gösterdi
ve sonra hızla tüm ülkeye yayıldı.
Sokaklarda silahlı çeteler ve zırhlı arabalarıyla polisler vardı.
Her gün insanlar ölüyordu.
Bense uzaktan seyrediyordum
ve buraya geri gelerek
yüzleşmem gerekti.
Hem bir gazeteciydim, genç ve hırslıydım.
Önceden yazılmış hiçbir şeye benzemeyecek bir kitap fikrim vardı.
GÜNEY AFRİKA
My Traitor's Heart derin kök salmış ırksal korku ve nefreti konu alıyor.
Rian Malan ülkeye 300 yıl önce yerleşmiş bir Afrikaner kabilesinden.
Geçen sene ilk yayınlandığından beri, My Traitor's Heart kitabı
Güney Afrika'nın çıplak gerçeğini
amansızca aramasından dolayı tüm muhalifleri çılgına çevirdi.
Dürüst olacağım.
Şöyle yazmışsınız, ''Bazı beyazlar
siyahları tehlike olarak görür.
Bazısı vahşi, bazıları kurban ve bazısı ise devrimci bir kahraman olarak görür.
Pek azımız net görürüz.'
Siz ne kadar net görebiliyordunuz?
Güney Afrika'da beyaz olmakla ilgili
hepimizin bilip de dillendiremediği şeyler vardır.
Kendi palavralarımdan yoruldum
şimdi size gerçeği söyleyeyim. Adım Malan,
onlardan biriyim. Kafamın içinden bunlar geçiyor.
Gerçek kimliğini inkâr edenlerden daha acınası durumda olan kimse yoktur.
Siyahları severim ve onlardan korkarım. Korkardım ama yine de severdim.
Güney Afrikalı beyazları bir arada tutan ve o zamanki davranışlarımızı belirleyen
aynı tip ırkçı psikozun
ve muhtemelen mantıksız korkuların tutsağıyım.
İşte bu konuda yazmalıyım. Önemli olan tek konu bu.
Güney Afrika hakkında bildiğim gerçekten önemli tek şey bu.
Son derece karmaşık bir ülkeden geliyorum.
Farklılıklarımızı açıkça ve dürüstçe kabul etmemiz gerekiyordu.
Kalplerimizi masaya koymamız ve kurtuluş var mı görmek için
epey uzun bir süre bakmamız gerekti.
Karanlığa, yani içimizdeki karanlığa karşı
korumamız gereken tek şey inançtır.
Güney Afrika muhtemelen en çok özgürlük mücadelesi
ve müziği ile tanınıyor.
Müzik eserleri dünyanın her yanından insanların
hayal gücünü çalıştırmış ve ilgisini çekmiştir.
Bakın neler oluyor.
1999 yılında karşımıza
bir Zulu pop yıldızı olarak o harika geçiş aşamasını temsil eden
Güney Afrika'dan Le Zoulou Blanc adıyla da bilinen Johnny Clegg çıkıyor.
Onu bir keresinde Güney Afrika'da braaivleis dediğimiz bir barbeküde gördüm.
Bana "Mbube" adlı şarkıdan ve 1930'larda Johannesburg'ta
nasıl kaydedildiğinden falan bahsetti.
Gayet bilgili bir Güney Afrikalı olarak kendimle övünür,
modern ve havalı olduğumu düşünürdüm. Hikâyesini bilmemem
şaşırtıcı ve utanç vericiydi.
Ben de incelemeye karar verdim.
Solomon Linda'yı ilk o zaman duymuştum.
ROB ALLINGHAM ESKİ ARŞİVCİ - GALLO MUSIC PUBLISHERS
Asında Rian Malan ile tanıştırılmıştım ve benimle iletişime geçmişti.
O zamanlar hikâyeyi
yeni yeni irdelemeye başlıyordu.
1939 yılıydı ve Johannesburg'taydık.
Solomon Linda
ülkenin içlerinden gelen Zululu göçmen bir işçiydi.
Gün içinde vasıfsız işçiydi
geceleri ise Evening Birds isimli havalı grubun baş solistiydi.
Esasında siyahlar etkin şekilde bölgeden sürülüyordu
bu nedenle kırsal alanları terk edip iş için şehirlere gelmeleri gerekiyordu.
Anladığım kadarıyla Solomon Linda, Carlton Otel'de çalışmaya başlamıştı.
Afrika'nın ortasındaki şehir ışıldıyordu.
Geldiği yerde bulunmayan
gökdelenler, elektrik vesaire vardı.
Söyle oğlum? Ne istiyorsun?
Patron bu mektubu size vermemi istedi.
Boş saatlerinde
erkekler bir araya gelirler ve koro oluştururlardı.
Afrikalı Amerikalı kökenlerinin yöreye özgü müzik öğeleri ile
ilginç bir karışımıydı.
Hafta sonları korolar yarışırdı.
Solomon, olağanüstü müzikal becerilere sahip biri
ve bu anlamda büyüleyici bir vokalistti.
No comments yet. Be the first to leave one.