Az első 200 sor.
MI.6 GENEL MERKEZİ LONDRA
Panama.
Panama mı?
Elimden gelenin en iyisi buydu Andrew,
günahlarını ve mevcut durumu düşünürsek.
Resmen kan istiyorlardı.
Seni savundum.
"Uzun hizmet yılları ve o parlak zekâsı, terazinin bir kefesinde,
diğer kefesinde ise kumar borçları,
deşifre olan kimliği ve eşleri."
Eşleri.
Yani bu son şansın.
Panama.
Gözlerden uzak mı durayım?
Cezamı mı çekeyim?
Pek sayılmaz Andrew. Çıkarlarımız var.
Kanal, hayati bir damar. Yapılacak işler var.
Ama Tanrı aşkına, orada dikkatli ol dostum.
Orada pis bir para aklama,
uyuşturucu trafiği ve yolsuzluk ağı var.
Gerçekten mi?
Panama'da yerleşik sadece 200 İngiliz var.
Ama eminim seni güç koridorlarına
sokabilecek bir iki tanesini bulabilirsin.
Bak! Amerika Köprüsü.
Biliyor musun, kanal onları ikiye böldüğünden beri,
bu köprü artık Kuzey ve Güney Amerika
arasındaki tek bağlantı.
Bir düşünün!
GENELDE DÜNYANIN 8. HARİKASI DENEN PANAMA KANALI,
AMERİKALI MÜHENDİSLERCE İNŞA EDİLDİ
VE 85 YIL BOYUNCA ABD ORDUSU TARAFINDAN İŞLETİLDİ.
1999 SONUNDA TARTIŞMALI BİR ŞEKİLDE PANAMA'YA DEVREDİLDİ
VE BU HAYATİ GEÇİDİN GELECEĞİ HAKKINDA YOĞUN SPEKÜLASYONLARA YOL AÇTI.
BU SIRADA PANAMA CITY'NİN BİR KÖŞESİNDE, İŞİNİ İCRA EDEN...
PANAMA TERZİSİ
Bana kalırsa hepimizin kendimizle ilgili,
olduğumuzdan fazlası olma hayali vardır.
İşte Pendel ve Braithwaite, bu hayali Savile Row geleneğiyle
gerçekleştirmeniz için burada.
Şimdi bir de bunu deneyelim.
Evet, sanırım bu biraz...
Bunu seveceğinizi biliyordum efendim. Bay Connery'nin seçimidir.
İçeri girdiğiniz an düşündüm, "Bana kimi hatırlatıyor?" diye.
İşte bu. Yapı olarak da öyle. Golfçü omuzları.
Buna ne dersin Benny Amca?
Sende o tılsım var Harry. Hep söyledim, sende o yetenek var.
Sen dünyanın tartışmasız en iyi terzisisin. Üstüne yok.
Yavaş gel Benny Amca, yavaş gel.
Harry, hadi.
-Geliyorum. -Tamam.
Tamam, önce sen bin Sarah. Kemerini takmayı unutma.
-Sarah! -Deniyorum!
Mark.
Tamam. Hoşça kal.
George, dün seni gördüm.
Tamam, al bakalım. Hanımın nasıl?
Sarah!
Selam Bella.
Baba, bana bir çeyreklik ver.
Şiirini ezberledin mi?
Kaplan, kaplan, parıl parıl yanan Gecenin ormanında
-Görüşürüz baba. -Şalom.
Şalom.
Şu saçına bak!
Hangi ölümsüz el ya da göz Kurabilir o korkunç sinetriyi?
Hayır, "simetri." Simetri.
Hâlâ ne demek olduğunu bilmiyorum.
-Dün gece haberleri izledin mi? -Evet, izledim.
Seninkiler kanallarını geri istiyor.
Benimkiler değil Ernesto. Onlar kudurmuş, sağcı senatörler.
-Ne olduklarını biliyor musun? -Söyle.
Göt herifler.
Gördün mü?
Arkanı dön.
Sadece bir parça Ramon.
Takımımın içinde iyi görünmek istiyorsan kilo ver ve boyun bir karış uzasın.
Dükkâna gel. Biraz genişletebiliriz.
Tamam.
Peki, şu hesap aşımı meselesini ne yapacağız Harry?
Sen söyle Ramon.
Çiftliği satmayı düşünmelisin Harry.
Satmak mı?
Orası bir altın madeni Ramon.
Angelo işleri yoluna koyuyor. Çok iyi adamdır Ramon. Kendini adamış.
Su sorunun olduğunu duydum.
Vardı Ramon, vardı. O işi hallettim.
Şimdi şakır şakır akıyor...
Su gibi.
Aynen öyle Ramon.
Belki de orayı hiç almamalıydın.
Senin tavsiyenle aldım Ramon. Eğri oturup doğru konuşalım.
Banka, gelecek ayın sonuna kadar
ödenmemiş borçta ciddi bir azalma görmek istiyor.
Aksi takdirde...
...borcun tamamını tahsil etmek zorundayız.
Ne?
Hepsini mi?
Elbette hepsini.
Sen arkadaşımsın. Bunu yapmaktan nefret ediyorum ama elim kolum bağlı.
Ne diyebilirim ki?
Louisa'ya ne diyeceğim? Orayı onun mirasıyla aldım.
Hikâyeci olan sensin Harry.
Sen bir meleksin.
Seni görmek isteyen biri var.
Öyle mi? Kim?
Yeni bir müşteriymiş.
Merhaba. Adım Osnard.
Telefon etmiştim.
Bay Osnard. Ben Harry Pendel.
Tanıştığımıza çok memnun oldum efendim.
Yanlış anlamayın ama Bay Braithwaite'i görmeyi umuyordum.
Üzülerek söylüyorum ki bu imkânsız efendim.
Merhum ortağım yıllar önce vefat etti.
Ancak titiz standartları hâlâ dimdik ayakta.
Bunu duyduğuma sevindim.
Biliyor musunuz, babamı o giydirirdi.
Savile Row'daki günlerinde.
Bak sen! İtiraf etmeliyim ki bu bir ilk.
Babadan oğula, Savile Row'dan Panama'ya.
-Duydun mu? -Şaşıracağınızı tahmin etmiştim.
Hem şaşırdım hem de çok mutlu oldum.
Marta, Bay Osnard'ı eski bir müşteri olarak kaydet.
Arthur Braithwaite babasına dikermiş.
Şimdi, bu tarafa buyurmaz mısınız Bay Osnard?
Ona ne oldu böyle?
O eski kötü günlerde mi oldu? Noriega zamanında mı?
Sert bir ceza mı kesildi?
-Şöyle buyurun efendim. -Teşekkürler.
Buraya Kulüp Odası diyoruz. Çoğu müşterimiz öğle arasında
ve gün sonunda burada vakit geçirir.
Neden olmasın?
Tam olarak ne düşünmüştünüz efendim?
Birkaç günlük takımla başlayayım diyorum. Bakalım nasıl olacaklar.
Ondan sonra, rahmetli Braithwaite'in dediği gibi "tam teşekküllü" devam ederiz.
Anlıyorum. Çok iyi efendim.
Deyimin ayağa düşmesi ne yazık. Şimdilerde bambaşka bir anlamı var.
-Öyle diyorlar efendim. -Çırılçıplak demek, malum.
-Aynen öyle efendim. -Para sorun değil.
Şunlara bir bakın efendim. Bakalım hangisini beğeneceksiniz.
Hepsi bu berbat iklim için uygun ağırlıktadır.
Hava alan, 200 gramlık en kaliteli yünlü kumaş.
Bir insanın katlanabileceği en iyi seçenek budur.
Peki ya bu? Alpaka, yanılmıyorsam?
-Çok iyi efendim. -Mükemmel.
Tam da benim seçeceğim şeydi.
Paranın önemi olmadığını düşünürsek?
-Sırada ne var? -Ölçüler!
Hayati istatistikler. Lütfen bu tarafa gelin.
Elbette.
Ceketinizi çıkarmanızı rica edebilir miyim? Teşekkürler efendim.
Noriega'nın zamanında onun terzisiydiniz, değil mi?
Özür dilerim efendim, bu bir sorun mu?
Şart değil. Pis kokulu küçük bir herifti, değil mi?
İzninizle efendim.
Kırk.
Ve bel...
Durum ne?
Gayet makul, 34 küsur.
Artı ne?
Artı öğle yemeği diyelim efendim.
Çok iyi.
Hiç özlüyor musun? Eski ülkeyi? Savile Row'u?
The Row... Şey, aslında...
Hem evet hem hayır.
Onun gibisi yoktur ama oradayken
hep yaşlı Arthur Braithwaite'in gölgesinde olduğumu hissederdim.
Gerçi kanatlarımı açmam için beni teşvik eden de Arthur Braithwaite'ti.
-Arthur iyi adamdı, değil mi? -Eski topraklardandı efendim.
Şimdi, müsaade ederseniz...
Çok iyi efendim.
Malumu sağa mı sola mı yatırıyoruz?
Çoğu beyefendi bugünlerde solu seçiyor. Siyasi olduğunu sanmam.
Lanet şeyin nerede olduğu belli olmuyor. Rüzgâr tulumu gibi sallanıp duruyor.
-Ne diyordun? -Ne diyordum efendim?
Braithwaite. Kanatlarını açmanı söylediğinden bahsediyordun.
Evet, elbette. Dün gibi hatırlıyorum.
Lord Braeburn için hafif kareli, şık bir binici ceketi kesiyordum.
En iyi tiftik, bir tutam da kaşmir.
Başımı kaldırdım, kapı eşiğinden bana bakıyordu.
Yani Arthur Braithwaite.
İri yarı, heybetli bir adamdı.
Bir ağırlığı vardı. Kelimelerle anlatmak zor.
-Bıyıktandır o. -Bıyık mı?
Kocaman, gür bir bıyık, her yeri çorba.
-Benim zamanımda bıyığı yoktu. -Şu an görebiliyorum. Parlak kahverengi.
Sanırım yakayı ele veriyoruz Harry. Hiçbir şeyi kabul etme. Her şeyi inkâr et.
Bence hafızanız oyun oynuyor.
Başka birini düşünüp onun bıyığını Braithwaite'e yakıştırıyorsunuz.
Devam et.
"Harry," dedi bana, "Bence rüştünü ispat ettin.
Adımı ve geleneğimi
Yeni Dünya'ya taşımaya ne dersin?
Tam bir ortaklıktan bahsediyorum."
Söylemekten çekinmiyorum, gözlerim dolmuştu.
Neredeyse benimkiler de dolacak.
Teşekkürler efendim.
Hayatımda hiç bu kadar büyük bir saçmalık duymamıştım.
Gel ve otur şöyle Harry.
Sorun yok.
No comments yet. Be the first to leave one.