Le prime 200 righe.
Alice Laird'in üniversiteye hazırlanmasına
yardım ettiğim gerçeğini neden kabullenemiyorum?
Belki etmediğin içindir?
Yardım etmekten kaçınmak için, felsefe yapıyormuş gibi davranıyorsun.
Tanrım, zaman uçup gidiyor.
Sanki dün Sutton'ın yaşındaydın ve şimdi…
- On sekiz. - On sekizsin.
Artık bir kadınsın.
- Iyk. - Ama bekle.
Bütün bir okul yılı için iki bavul mu?
Charlie ve ben birkaç aylığına gidiyoruz
ve sadece Labubu'larım için koca bir valizim var.
Yani Sutton'ın Labubu'ları.
Babam geri kalan eşyalarımı gelecek ay yurda taşındığımda getirecek.
Bunlar futbol sezon öncesi eşyaları.
Tanrım. Üç gün sonra gidiyorum. Daha fazla zaman lazım.
Hey, evlat. Sen hazırsın.
- Hazır olduğumu biliyorum. Sen değilsin. - Yalnız kalacaksın.
Liz ve Derek İspanya'ya gidiyor, bu da Tennessee'ye.
Sofi'yle de işi batırdın.
Onunla işi batırmadım.
Panikledim ve dedenle olan sorunlarımın onu temelli uzaklaştırmasına izin verdim.
- Bir usta gibi. - Taşınıp gitmeden hemen önce
patronuyla büyük bir kavgaya tutuşan bir usta gibi.
Şimdi ikiniz ortaokul sürtükleri gibi birbirinizi kale almıyorsunuz.
Bu arada, onun için buradayım.
Dinleyin, endişeye gerek yok.
Tek başıma iyi olacağım. Aslında dört gözle bekliyorum.
Buzdolabındaki şeyleri şişesinden içebilirim.
Meyve suyu, süt, soya sosu.
Evde iç çamaşırlarımla dolaşabilirim.
Harika. Artık senin için kesinlikle endişelenmiyorum.
- Soya sosu mu? - Evet.
Bazen bir sürü suşi yiyip sonra bir shot atmayı seviyorum.
Bu rahatsız edici.
İkimiz de kalmamıza
- izin verdiğiniz için minnettarız. - Yok canım.
Sadece eşyalarımız gelene kadar.
Cidden sonsuza dek Connecticut'ta mı yaşayacaksınız?
Öleceğim güne kadar.
Bu kanepede bile ölebilirim.
- Baba. - Paul, hayır.
Belki Elvis gibi tuvalette nalları dikersin.
Beyzbol antrenmanı için toplanalım evlat.
- Elvis kim? - Önemli bir şey değil.
- Neden hâlâ burada? - Evliliğimiz üzerinde çalışıyoruz.
Jimmy'nin seni Dave'den uzaklaştırmasını dilediğim için beni affet.
- Tanrı aşkına Paul. - Bekle, sana söyledi mi?
Tamam. Babamla cinsel partnerlerimi konuşurken
hep gizliliği tercih etmişimdir,
o yüzden sizi biraz yalnız bırakıyorum.
- Sağ ol. - Hı hı.
Ne? Jimmy bana kızgınken ağzından kaçırdı.
Garip bir zamandı.
Dave'le ayrılmıştık ve Jimmy çok şefkatli bir adam.
Önemli bir şey değildi.
Yani o güvenli bir sikti.
- Pardon? - Güvenli sik.
Karşılıksız seks demek.
- Evet… - Julie'nin güvenli bir sik olması gibi.
Sonra kesinlikle güvenli bir sik değildi.
Lütfen güvenli sik demeyi kes.
Güvenli sik nedir?
Annen muhtemelen bunu yanında söylememeliydi.
Sana sonra açıklarım.
Hayır, açıklamayacaksın.
Tanrım, neler oluyor? Bu neden oluyor?
Ne bu?
Barselona saatine uyum sağlamamıza
yardımcı olması için erken kalkmaya başlayabileceğimizi düşündüm.
Bu, İspanyolca "uyan ve kalk" demek.
"Seni geberteceğim"in İspanyolcası ne?
İyi, keyfine bak.
Hola, amigo. Erken kalkmışsın Sean.
- Daha yeni evine taşınmadın mı? - Taşındım.
E, ne yapıyorsun dostum?
Biliyorsun, Alice gidiyor.
Yaptıklarından sonra Jimmy'yi terk etmek için iyi bir zaman mı, bilmiyorum.
Ne yani hâlâ burada yaşıyormuş gibi mi davranacaksın?
Ona söyleyecek uygun zaman gelene kadar.
Bu çok saçma. Senin adına sevinecek.
- Selam Jimmy. - Hola.
Neden bu kadar erken uyandın?
Bilmiyorum çocuklar. Bir sürü bağrışma duydum.
- Evet, bizdik. - Neden bu kadar mutlusun?
Şu güne bak. Hadi ama.
Kusura bakma dostum. Derek'le sohbet ediyordum…
Dün gece uyuduğum havuz kulübesinden çıkarken.
Harika hikâye.
Saatin kaç olduğunu biliyor musun?
Herkes yatağına dönüyor ya da…
Nasıl yani?
Araştırmış.
Bu yan bakış da ne?
Normalde uzun süreli erkek arkadaşın dün geceki gibi yeni hamle yaptığında
aldattığını düşünürdüm
ama sen yolunu kaybetmiş gibiydin ve sonra onu yaptın.
Ele veren neydi? Başparmağımı nereye koyacağımı bilememem mi?
Siktir, geç kaldım.
Hazırlanmam lazım.
Bebeğim, yeni aldığım pahalı sabun var ya…
- Hı hı. - Lütfen onu kıçında kullanma.
Kullanmam.
Ama emin olmak için yüzüne sürme.
- Tylenol'un var mı canım? - Şu an seni duyamıyorum.
Hayır, yapmadı.
Hayır, yapmadı.
Vay canına.
Kıymetlimsss.
- Canım? - Efendim?
Bir fikrim var.
- Tamam, nedir? - Cidden iyi bir fikir.
İkimiz çırılçıplak soyunup birlikte duş alsak ya?
Niye sert nefes alıyorsun?
Hep böyle alırım. Niye öyle duruyorsun?
Bilmiyorum.
- Birlikte duş almak ister misin? - Yapamam.
Benim erken saatte hastam var.
- Görüşürüz canım. - Tamam, sarıl bana.
- Evet. Veda sarılması… - Teşekkür ederim.
…erkek arkadaşım. Bayıldım.
- Kanka kucaklaşması mı? - Evet.
Süper, kaçtım.
Ne… Kavga mı ediyoruz?
Bilmiyorum. Olabilir.
Belki de. Ben bil…
Hey, Paul.
- Evet? - Selam.
Nasılsın?
İyiyim.
Connecticut nasıl?
Şikâyetim yok.
Kendi özel aşçım var.
Emeklilik parasını bir kerede harcama, tamam mı?
O benim torunum.
Senin için ne yapabilirim Jimmy?
Dinle, üzgünüm…
Sen gitmeden önce orada işler biraz çirkinleşti.
Söylediklerinde tamamen haklıydın.
Hangisinde?
Duygularımın başkası için olduğu.
Dert etme evlat.
Standart aktarım.
Hastalarımın yüzde 90'ı bana patlar
ve ertesi sabah uyandıklarında babaları olmadığımı fark ederler.
- Babam olmadığını biliyorum Paul. - Biliyor musun?
Her neyse, bu şekilde ayrılmak istemezdim, anlıyor musun?
Aslında veda kahvaltımızı dört gözle bekliyordum.
Gitmeden önce sana söylemek istediğim çok şey vardı.
Sen öylesin Jimmy.
Kafanda işlerin gitmesini istediğin ideal hâlini canlandırıyorsun.
Ama hayat bundan daha karmaşık ve sorun değil.
Alice'ten ne haber? Wesleyan'a giderken
- buraya uğrayacak mı? - Evet.
Beni boş bir evde bırakmaktan endişeleniyor,
o yüzden iyi olduğumu bilmesini sağlamalıyım.
Sonra da onu en iyi şekilde uğurlayacağım.
Şehirdeki en sevdiği yerlere gideceğim
ve onu havaalanına bıraktığımda mükemmel veda konuşması yapacağım.
Şu anda yapıyorum, değil mi?
Yapıyorsun.
Ama konu Alice, o yüzden bu seferlik sana izin vereceğim.
Hazır seni yakalamışken şey demek istiyorum…
Baba, kendi sandviçlerini yapabilirsin.
Kahretsin, kapatmam gerek. İrtibatta kalalım.
ARAMA SONLANDI
Tamam. Yolculuğumuzdan önce büyükanne adayı kontrol listemdeki
her şeyi bitirdim.
Peyton ve Will'e jinekoloğumuzdan randevu aldım.
Onlara bir kutu doğum öncesi vitaminle birlikte vajinaların suda doğumdan sonra
asla iyileşmediğine dair çok ilginç bir makale gönderdim.
O makaleyi sen mi yazdın canım?
- Evet, ben yazdım. - Evet. Al.
- Merhaba. - Hey!
Kaş yapımı ve çay için hazır mısın? İkisini de yapan yer buldum.
Yapamam. Connor beni pahalı bir yemeğe götürecek.
Yıl dönümümüz.
Öyle mi? Öyle mi?
On ay 13 günümüz kutlu olsun canım.
Connor için beni üçüncü kez ekiyorsun.
Üniversiteye gitmeden mümkün olduğunca çok takılacağız sanıyordum.
Doğru ya, üniversiteye gidiyorsun.
Unutmuşum çünkü neredeyse beş dakikadır bundan bahsetmiyorsun.
- Sahi mi? - Sahi.
- Sahi mi? - Hayır.
Bu işe dâhil değilsin.
Tamam, belki biraz gerginlik hissediyorum.
- Kapa çeneni Connor. - Kapa çeneni Connor.
Ne yapacağım biliyor musun? Kardeşinle yatacağım.
Kimse sana fikrini sormadı.
Neden? Neden hep böyle oluyor?
Bu işler böyledir. Alış buna, dostum.
Lütfen oğlumuza kadınların deli olduğunu öğretme.
Bırak kendi başına öğrensin.
- Liz? - Ne? Evet, ben…
- Liz? Dalga mı geçiyorsun? - Buradayım, sen ne yapıyorsun?
- Vay anasını, Liz. - Ne yapıyorsun?
Şuna bir bak.
Tanrım, sonunda teklif etti.
Hiçbir şey yapmadı.
No comments yet. Be the first to leave one.