Le prime 200 righe.
TAZE ÇÖREKLER EV YAPIMI DONDURMA
Ne yapıyorsun?
Ne?
Neden bir sosisliye tişört giydirmeye çalışıyorsun?
Çocuklar sosisli sever aptal.
Evet, biliyorum. Bu yüzden onlara sosisli yapıyoruz aptal.
Aynen öyle kuzen. Bu reklam. Buna tanıtım derler bebeğim.
Tanıtım yapmana gerek yok.
Dükkânın tişörtünü giyen bir sosisli bu. Aşırı komik.
Git bana biraz propan getir.
Biliyor musun? Öncelikle, bu boktan işe girmeyi ben istemedim.
Tamam. O zaman Cicero'dan ödeyemeyeceğin
borçlar alma da çocuk partilerinde çalışmak zorunda kalmayalım.
- Borç falan almadım ben. - Önemi yok.
Bacaklarımın kırılmasını istemiyorum.
- Kapa çeneni. - Bacak kırmak?
Eğer o orospu çocuğu bize yaklaşırsa onun kıçını tekmelerim.
Sadece bana yardım et yeter.
- Şu işi halledelim. - Ayrıca, bugün yapmam gereken
idari yazışmalarla ilgili
hiçbir fikrin yok.
- Tamam mı? Bu delilik. - Yazışma mı?
- Evet. - Bu doğru mu?
Sistemimi eleştiriyorsun
ama gayet iyi işletiyorum. Destekçilerime ve iş ortaklarıma
zamanında geri dönüyorum.
Tabii. Bir destekçinin adını versene.
- Adını mı? - Bir ortağının adını ver.
Sadece tek bir kişi. Söyle bakalım.
Timothy. Ama seninle... Şuna bir el at.
- Bu sığmayacak kuzen. - Evet, sığacak.
- Sığmayacak. - Bana yardım edebilir misin?
- Sığmayacak. - Lanet olası sığacak.
Dövüş mü istiyorsun?
Dövüş mü istiyorsun?
Evet. Sıkıyorsa gel. Siktiğimin bebesi. Tam bir bebesin.
- Siktiğimin bebesi. - Günaydın.
Siktir.
Bak ne yaptın.
Siktiğimin bebesi.
Pekâlâ. Bodrumdan yedeğini alacağım.
Marcus, tezgâhı sevdin mi?
Evet. Artık ekmek yapmak zorunda olmamak çok klas.
Şefler, hazırlık listeniz hazır.
Kontrol edin. Teşekkürler.
- Şef, rica etsem bunu dener misin? - Evet, tabii.
- İyi mi? - Harika.
Teşekkürler Şef.
Patates püresini hatırlıyorsun, değil mi? Sadece kontrol etmek istedim.
Sen siktir git dediğimi hatırlıyor musun?
Bu evet demek değil.
- Siktir git, ne yapacağımı bilirim demek. - Pekâlâ, bu yeni bir tarif.
Az önce ne dedim ben?
Sadece yaparken ısının çok yüksek olmadığına emin ol.
Jeff'e cevap veririm. Sistem.
Dinle, baskıcı biri olmaya çalışmıyorum.
Senin alanına girdiğimi düşünmeni istemiyorum.
Ben sadece benden isteneni yapıyorum
ve mutfakta bir kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu anlıyorum...
Mutfakta kadın olmak nasıl bir şeymiş?
İnanılmaz.
Dinle, sen doğmadan önce bu mutfaktaydım ben,
o yüzden geri bas.
Affedersiniz.
Aman tanrım, kuzen, bu boku görmelisin.
Herifin teki küçük bir ineğe dalaşıyor
ve lanet inek onu ezip geçiyor kardeşim.
Ne halt yemeye Kennedy'ye gidiyorsun?
Sakin ol. Cicero bu mahallede yaşıyor.
Hayır. Lanet Cicero artık Wilmette'de.
Şu lanet olası yola...
- Doğru, benim hatam. - Yine de her şey yolunda.
O lavuğu görmek için acelem yok.
Yemin ederim kuzen, bana Rick derse kendimi kaybederim.
Kuzen, bir iyilik yap, olur mu? Bizi bu çukurdan kurtarmaya çalışıyorum.
Bugünün sakin geçmesini istiyorum. Bu boku gündeme getirme lütfen.
Sakin ol. Pislik çıkarmayacağım, tamam mı?
- Her şeyi yanlış anladın! - Kelimenin tam anlamıyla en kolay iş bu.
Sana karşı duran ve saçmalıklarını dinlemeyen tek kişi benim.
- Telefon benim değildi. - Bir usta arayacaktın!
Bunu yıllardır söylüyorum.
- Telefon benim değildi. - "Cicero, adamınım.
"Artık bir çocuğum var. Gerçek bir işe ihtiyacım var."
- "Aslan Kral'a bilet alabilir miyim?" - Telefon çalsa açamaz mıyım sence!
Ve o merdivenlerden nasıl düştüğünü bile bilmiyoruz.
Bunları arka tarafa mı götürelim istersin yoksa...
Evet.
- Yandan dolaş, olur mu? - Yandan mı? Tabii.
Teşekkürler Rick.
- Bana Rick demenden nefret ediyorum. - Ben de telefonu açamamandan.
Yemek geldi çocuklar.
Güzeldi. Teşekkürler. İyi oldu.
Carmen, bu sen misin?
Selam. Bay Zurski. Nasılsınız?
Kendini öldürdüğünü sanıyordum.
Hayır efendim, o benim kardeşimdi.
Saçmalık.
O aşağılık herif tam bir saçmalık.
Müthiş zamanlama.
- Kim olduğunu sanıyor? - Her şey tamam.
İtalyan bile değil. Yüzde yüz Polonyalı.
- Çok aşağılayıcı. - Sen İtalyan mısın ki?
O adamdan daha fazla İtalyan'ım.
Izgarayı aç. Gidip sosislileri alayım.
Bana bir saniye ver.
- Richie, o da ne? - Sakin ol, bu bok reçeteli.
Endişe ve korku sorunum var.
- Herkes öyle. - Yarısını ister misin?
Hayır.
Ketçabı hangi kutuya koydun?
- Ketçap. Hangi kutuda? - Ketçap getirmedim.
Neden ketçap getirmedin?
Ne tür bir pislik sosisliye ketçap koyar?
- Bir çocuk, Richie. - Pislik bir çocuk.
Sensin çocuk, pislik.
Hey kuzen, bu nonoş meyveler neyin nesi?
- Ev yapımı Hayalet Avcıları içeceği için. - Yok ya!
Aslında epey havalı.
Huzur içinde yat Harold.
Bir lokma çörek insana neşe getirir.
İki lokmaysa sadece üzüntü.
Demek istediğim, ilk ısırığı sevmeyen yoktur.
Çocukken en sevdiğim şeydi.
- Tatlıya düşkün müydün? - Evet ama tadına değil.
Tatlılara bakmayı severdim sadece. Renk ve dokularını.
Eskiden sevdiğim bir çörek vardı,
kafamdan asla çıkaramazdım.
Jöle dolgulu, parlak mor, tadı şekerli ve keskin.
Çörek aldığımızda aile hep mutlu olurdu.
- Olmamak zor genç adam. - Evet.
- Adamlarım. - Chester. İşte bu.
Teşekkürler.
- Seni seviyorum. - Tabii ki kardeşim.
İbra, kardeşim.
- Chester. - Selam tatlım.
- N'aber T? Orada ne var? - Patates püresi.
Keşke bende olsa.
Yeni baskı, tüm taze renkler.
18-32-24'e işaret koydum.
Canlı bir orkide moru, aşırı havalı.
Çok teşekkürler.
- Geri getireceğim. - Arka.
- Sığır eti ne durumda? - Evet Şef.
- Şimdi çıkarıyorum. - Teşekkürler.
- N'aber? Selam. - Selam.
- Pardon, sen kimsin? - Pardon. Chester, bu Şef Sydney.
Sydney, bu oda arkadaşım Chester.
Selam, Chester oda arkadaşı.
Selam, Şef Sydney.
- Peki neden buradasın? Üzgünüm. - Adamıma çalışıyorum.
İlham verici malzemeler bırakıyordum.
O bir tasarımcı.
- Ne tasarlarsın? - Ne var ne yoksa.
- Ben gittim. Evde görüşürüz G. - Tabii, evet.
- Sağ ol. Geri getiririm. - Tabii ki.
- Memnun oldum Şef Sydney. - Ben de.
- Toplantıda bol şans. - Sağ ol.
Bir marka elçisiyle buluşacağım, o yüzden leş gibi kokamam.
Pekâlâ, ben kaçar.
Pantone renkleri mi?
Düşünüyordum da dükkân için klasik bir çörek yapabilirim belki?
Diğer yemeklere ek olarak elbette.
- Evet. - Tutabilir diye düşündüm.
Evet. Yani, çörek yapımı aldatıcı derecede zordur.
Bilirsin, çok fazla ekipman gerektirir.
Burası dünyanın en teçhizatlı yeri mi bilemiyorum.
O erik gibi mükemmel olmasını istiyorum.
- Carmen'in anlattığı erik. - Michelin tarzı mı?
Evet. Yani, bilmiyorum.
Sınırlı sayıda falan gibi olabilir yani.
Eğer kafana koyduysan yanındayım.
Yardım gerekirse haber ver.
Pekâlâ. Seve seve. Teşekkürler Şef.
- Bol şans. - Pekâlâ.
Her şey yolunda mı?
Yolunda Şef.
Yolunda Şef.
Güzel. Sweeps aile yemeğini hallediyor. Angel, salataya ne dersin?
- Elbette Şef. - Muhteşem. Teşekkürler.
- Bugün aile yemeği alacak mıyım? - Sen burada çalışmıyorsun.
Nasıl gidiyor?
- İyi Şef. - Yeni pastayı denedin mi?
- Evet. - Ve?
Marcus'a çok güven veriyorsun.
Bravo.
Hiçbirini sen yapmadın mı? Yoksa bunları sen mi yaptın?
Henüz yapmadım.
Biraz araştırma yapıyorum.
Dokuları hissedip olayı çözmek işte.
İşte bu hoş...
Hissetmek mi dedin?
Evet, gördün mü, bu güzel. Tıpkı...
- O mu iyi? - Evet, sanırım.
Bu güzel.
Hani büyükannenin evinde
yumuşak tuvalet kapağı olur, onun gibi.
- Evet. - Oturursun.
- Hafifçe söner. - Ve potpuri gibi kokar.
Ayrıca büyükanne gibi de kokar.
- Selam, n'aber şapşal? - Selam! Nasıl gidiyor? Seni görmek güzel.
No comments yet. Be the first to leave one.