ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Kimse Chatsworth için bir cennet bahçesi demez...
...ancak bizim için iyi bir ev oldu. Ben, Frank Gallagher...
...ve gurur duyduğum çocuklarım, çünkü her biri biraz beni anımsatıyor.
Hepsi kendi başının çaresine bakabiliyor. Ve bunu aslında bana borçlular.
-Kaçın! -Gidelim buradan!
Lip, azıcık adi bir pisliktir. O yüzden kimse artık ona Philip demiyor.
Ian, annesine çekmiştir. Bu, diğerlerinin işine geldi çünkü anneleri kaçıp gitti.
Ve Carl. Saçlarını uzatmasına izin vermiyoruz.
Çünkü dimdik uzayınca punk'a benziyor ve bitler buna bayılıyor.
Debbie, Tanrı'nın bir armağanı. Tam bir melek.
Bozukluklarınızı cebe indirse de, size iyilik yapmak için her şeyi göze alır.
Ve minik Liam. Bir gün bir yıldız olacak.
Sheila, sevgilim. Çok mutluyuz. Ancak birkaç tahtası eksiktir.
Muhteşem komşular, Kev ve Veronica. Her şeyi ödünç verirler. Her şeyi değil.
Carol ve Marty. Cehennemden gelen kiracılar. Yalnız kalplerin sonuncuları...
...ve psikiyatrların ıslak rüyası. Gerçi kimse mükemmel değildir.
Ancak hepsi, hayatın en önemli ihtiyaçlarından birini çok iyi bilir:
Parti vermeyi.
Ünlü bir deyime göre "doğru henüz çizmelerini giymeden...
...yalan dünyanın öbür ucuna ulaşabilirmiş."
Bu doğru, çünkü yalan bizim para birimimizdir.
Bar yarım saat için kapatıldı.
Biz de yeni yılı kutluyoruz.
Beyaz yalanlar var, bir de kara yalanlar.
Sonra bir de saykodelik yalanlar var.
Bilirsiniz, hiç beklemediğiniz için sizi şaşkınlığa uğratan yalanlar.
Dicko, iyi misin, ufaklık?
Herkes beni dinleyebilir mi? Şimdi saatlerimizi senkronize edelim.
İşte buradalar! Hayatımın meyveleri, gözlerimin nuru. Dördü birden.
Sizleri bir çobanın sürüsünü sevdiği gibi seviyorum.
Yeni yılınız kutlu olsun!
Yeni yıl dileklerim. Daha çok sigara. Günde en az bir paket içeceğim.
Daha fazla striptiz postası işi yapacağım. Ve hiç spor yapmayacağım.
Daha gerçekçi dilekler dileyelim, değil mi? Senin için de dilekler yazdım.
Edebiyat dersleri. Hep okumaya fırsat bulamadığını söylüyorsun.
Evet ama okul ve ödev falan mı?
Hiç sanmıyorum, V.
Bira doldurarak emekli olmak istemiyorsan, çaba göstermelisin.
-Ne oldu? -Bu annen.
-Sen fıstık mı yedin? -Evet, cini emsin diye.
-Alerjim var. -Bundan söz edebilirdin.
Yardım edin!
-Ona ne yaptın? -Ölecek. Anapaplektik mi ne.
Çabuk, boğazı şişmiş. Su getir, Kev.
Yeni yıla gireli iki dakika oldu ve başıma gelene bak. Bu bir işaret.
Asla evli erkeklerle ilişkiye girme. Bu, altın bir kural.
Lütfen, Tanrım. Bana bunu yapma.
Son yıllarda çok saptığımı biliyorum ama yaşamasına izin verirsen...
...sana geri döneceğim, Tanrım. Bu zor anımda dualarıma cevap ver.
Duamı kabul etti.
Beni duydu.
Sizden talihsizlere destek olur musunuz?
Hasta bir çocuktan daha yürek burkan bir görüntü yoktur.
Dolaşmaya devam et. İnsanlar biraz içince çok daha fazla cömert oluyor.
Tanrı seni kutsasın.
Deborah, ailen okuldan gelen mektupları aldı mı acaba? Liam hakkında.
-Emin değilim. Ciddi bir şey mi? -Korkarım. Müdür atmaktan söz ediyor.
Liam davranışları giderek rahatsız edici oluyor. Noel temsili bardağı taşırdı.
-Seni Tanrı mı yolladı? -Hayır, çünkü öyle biri yok.
O uydurulmuş biri. İncil de insanlar iyi olsun diye uydurma hikayelerle doludur.
Tanrı gerçek değil mi?
Biz Katolik vakfıyız. Katolik çocukların eğitimi için varız.
-Ama o daha 5 yaşında. -Günahkarlık erken başlar, Debbie.
Bayan Murdoch ve ben, pazartesi saat 10'da evinize ziyarete geleceğiz.
Ailene hatırlatırsan çok seviniriz. Mutlu yıllar.
Mutlu yıllar.
Polisler. Baskın var. Mallarınızı saklayın. Köpeklerle baskına gelmişler.
-Bu gece olmaz. Yapamazsınız! -Kim demiş?
Görgü kuralı.
Burada nitelikli uyuşturucu satıldığı ve kullanıldığına dair duyumlarımız var.
Elbette. Bugün yılbaşı.
Atla.
Buz bakıyordum.
Beni istediğin zaman tutuklayabilirsin.
Uzak dur.
Tanrım. Bunu yapmayı nasıl öğrendi? Seni sapık...
-Bir tane bulduk, komiserim. -Kalk.
-Malı nereden aldın, Frank? -Otobüs durağında buldum.
Belshaw Lane'in sonundaki. Ama ona ben saldırmadım.
Torbayı aldığım zaman o zaten ölüydü.
Sonuçta, çantasını çaldım mı?
Hayır, cüzdanını olduğu yerde bıraktım.
Saygıdan. Çünkü ceset çoktan sertleşmeye başlamıştı.
İçinde hiçbir şey olmadığı için mi?
Ve çok kötü çiş kokuyordu.
Yani hırsızlık, uyuşturucu bulundurma...
...ve belki de satma niyeti.
Satmak mı? Yemeyin beni. Sikmeyin. Kime satacağım?
Durumun pek iyi görünmüyor, Frank.
Hiç iyi görünmüyor.
Ancak...
Siktirin gidin!
Gidiyor!
Merhaba, Debbie, yeni yılın kutlu olsun.
-Bilemeyeceğim. Babam evde mi? -Henüz yatağına yatmadı.
Okuldan mektup gelmiş. Liam'ın başı dertte. Eve ziyarete gelecekler.
Pazartesi sabahı bir ebeveyniyle görüşmek istiyorlar.
Ve sen babası oluyorsun.
Baba, bu ciddi. Okuldan atılırsa, sosyal hizmetler akbaba gibi kokuyu alır.
Ne yapmamı istiyorsun?
-Pazartesi 9.30'da evde ol. Söz ver. -Söz veriyorum.
-Unutmayacağına söz ver. -İki gözüm önüme aksın ki...
Gazozumuz kalmamış ben de sana votka hazırladım. Buyur.
Serotonin yüzünden, kış bunalımı. Herkes ocakta biraz bunalıma girer.
Veya sıkıntılı, yorgun ve beş parasız olduğum içindir.
Yemek istemiyorum.
-Gideceğini bilmiyordum. -İnzivaya çekiliyorum.
-Günahkar ruhumu arındırmak için. -Bu nereden çıktı?
Beni aydınlığa götüren yol, kadınlar tuvaletinde belirdi.
Ben sevgi arayan yalnız bir kadınım ve O bunu anlıyor.
-O'na ihtiyacım olunca, Tanrı beni duydu. -Tanrı yoktur.
O gerçek değil.
-Kalk. Haydi. -Beni bir tek sen özlersin.
Bitlenmişim! Bu bir bit! Tanrım! Bundan kötüsü olabilir mi?
Tanrı yok. Tanrı diye bir şey yok.
Beni iyi dinle. Tanrı hakkında bunu söyleyemezsin.
-Neden? -İnsanlar rahatsız oluyor.
Bunu bir daha söyleme. Ve pazartesi günü okuldan iyi insanlar gelince...
...çok uslu olmalısın. Anladın mı?
-Sheila, babam orada mı? -Sanırım biraz rahatsız.
-Seni sonra arasın mı? -Boş ver.
İMARETHANE
Hasta bir çocuktan daha yürek burkan bir görüntü yoktur..
Bitlenmek istemeyiz, değil mi?
-İyi bir Noel geçirdin mi, Liam? -Evet, teşekkürler.
-Bir fincan çay ister misiniz? -Hayır, sağ ol.
Annen ve babanla biraz konuşup gideceğiz.
Annem ve babam bugün uygun değiller. Sizden özür diliyorlar.
Korkarım bu bir işe yaramaz. Onlara üç mektup yollandı ve hiç yanıt gelmedi.
Açık konuşabilmek için ev ziyaretine geliyoruz.
Okul yönetiminin ebeveyn sorumlulukları hakkındaki görüşleri bellidir.
Neredeler?
Bu iş neden sana kaldı? Senin okulda olman gerekmiyor mu? Bunu açıkla.
Bu aralar çok yoğunlar. Her şeye vakit ayıramıyorlar.
İşleri çok zor. Hastane ziyaretleri ve işten sürekli izin alma ihtiyacı.
Bu haksızlık. Hiç adil değil.
Öğretmenlerle konuşup farkında olmalarını sağlarım.
Yalnız üvey ablası Karen'a söylemesinler. Okul bitince onu almaya geliyor.
-O çok üzülür. -Kanser kötü bir hastalık.
Sizce bu Tanrı'nın onu cezalandırma yolu olabilir mi?
Hayır, Debbie, böyle düşüncelerle kendine işkence etmemelisin.
Bu şarkıyı bir daha duyarsam, birine kafa atacağım.
-Bu akşam birkaç saat çıkabilir miyim? -Bu düzenli mi olacak?
Okumayı öğreniyorum, bu bir gecede olacak bir şey değil.
Dudaklarımı oku. Burası kütüphane değil. Gideceksen yerine bakacak birini bul.
Tercihen genç, seksi bir kadın olsun.
Sorun çözüldü.
Çocuk dolu bir ev, arada bir bitlenmek çok normal.
İğrenç bir şey.
Sorunun ne biliyor musun? Sen fazla temizsin.
Marty ile çıkıyorsan, standartlarını düşürmelisin.
Biz çocukken donunu o kadar az değiştirirdi ki, yıkamayıp yakardık.
Belki de kundakçılığa bu yüzden başladı.
-Çatlamaz, tamam mı? -Ne çatlamaz?
Suratın.
-Bunalımdayım. -Karnın tok...
...çıplak değilsin, bastığın yere tapan bir erkeğin var.
-Sorun ne? -Bilmiyorum.
Sana güneş lazım.
Kışın ortasında güneşi nereden bulacağım, Marty?
Tabii, beni Rio'ya yollamak için 1000 sterlinin yoksa?
Yok. Ama seni mutlu edeceğim.
Ötmeye başla.
-Sana onu çıkarma dedim. -Sen ne yaptın, Debbie?
-Hiçbir şey. -Külahıma anlat.
-Bütün okul onu hasta sanıyor. -Bir öğretmeni omzumda ağladı.
Buna hakkı yoktu. Özellikle söylememesini rica ettim.
Sen manyak mısın? Ne peşindesin? İnsanlara onun böyle...
-Liam, doğru banyoya. -Sana söyleneni yap.
Onu okuldan atacaklardı. O zaman eğitim müfettişleri...
...ve sosyal hizmetliler eve gelecekti.
Belki farkında değilsiniz ama bizi büyüten birileri yok.
İstediğiniz bu mu? Evde dolanan meraklıların bizim için...
...neyin iyi olduğuna karar vermelerini mi?
Çünkü öyle olacak.
Bizleri ayıracaklar, yurtlara veya bakıcı ailelere yollayacaklar.
-Neden bize söylemedin? -Ne yapardın? Sikişmeye mi ara verirdin?
-Neden atılacakmış? -Ateistiz diye. Tanrı'yı inkar ediyor.
Bunu kimden duydu? Kim Tanrı yok dedi?
-Bana bakmayın. Ben dua ederim. -Bendim.
-Neden? -Çünkü bu doğru.
-O küçük bir çocuk. -Aynen öyle.
O yüzden doğaüstü varlıklar hakkında yalan söylememeliyiz.
Geçmişte bir sürü abuk şey yaptın ama bu ilk üçe girer.
Onlara de dedin? Nasıl ikna ettin?
Farklı kanserlerin bir bileşimi. Her ay kemoterapi seansı görüyor.
-Hasta tedavi programı mektubu var. -Bu mümkün değil çünkü o hasta değil.
Önemli değil.
Görmek istemedi. Asla istemezler.
-Belki iyileşir. -Bir gecede mi?
Hayır, doğru söylüyor. Bizim için tek çıkış yolu bu.
Saçları tekrar uzar ve tedavi işe yaramış gibi yaparız.
Aramızda kalmalı. Ne kadar az kişi bilirse, o kadar iyi.
Sabredin. Sadece bir çift elim var.
-Bir büyük bira. -İki bira istedim.
Bu o kadar zor değil. Ne zamandır buraya geliyorsun?
Ne istiyordun, bira mı? İki bira mıydı?
-Cips istemiştim. -Hemen.
-Akşam okuluymuş, inanmıyorum. -Jez, bunları ödünç alabilir miyim?
-Evet, alabilirsin. -Sağ ol.
No comments yet. Be the first to leave one.