ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Çevirmen: Clint Eastwood
Japon Kana alfabesinde bu kelime sekiz, dokuz ve üç rakamlarından türemiştir;
Toplamda 20 eder: Japon kumarındaki kayıp numara.
Bu Japon mafyasının kendine verdiği "Mutlak Gurur" anlamındaki kelimedir.
Yakuzalar Japonya'daki hayatlarına, 350 yıldan fazla süre önce...
...ticaret yolları üzerinde kumarbazlık,
...dolandırıcılık ve kanun dışı tüccarlık yaparak başladılar.
Ayrıca fakir kasabaları ve kırsal kesimi...
...yağmacı soylular takımından korudukları söylenirdi.
Bu kişiler görünüşe göre bunu eşsiz yetenekler ve cesaretle yaptılar.
Günümüzde Yakuza, Samuray öğretisindeki gibi...
...Bushido'nun onur öğretilerine bağlıdır.
Lütfen selamlarımı kabul edin.
Önce siz benimkini kabul edin.
İmkansız. Sizin kademeniz daha yüksek.
Sözleriniz kabûlümüzdür.
Çok naziksiniz, teşekkürler.
Ben Kato Jiro. Osaka'da doğdum ve hiçbir klana bağlı değilim.
Ben serbest biriyim.
Uluslararası ilişkilerde ihtisas yaptım.
Kibarlığınızdan çok etkilendik.
Ben Akiyama Masaru, Tono Klanının naçizane bir kobunuyum.
İçten saygılarımızı sunarız.
İngilizcesi iyi miymiş?
Los Angeles'ta nerede kalıyorsun?
Genelde şehir merkezinde.
- Orası şehirde en sevdiğin yer mi? - Hayır.
Westwood'u seviyorum.
YAKUZA
Dört gün içinde Tokyo'ya dönmelisiniz, Bay Tanner.
Ve bu sırada Tono ile olan işinizi halletmelisiniz.
Bunu yapmazsanız, tabii ki, yine gelme talimatı aldım...
...ama sadece bir bez parçasından fazlasıyla.
Bu gerekli mi, hatta akıllıca mı?
Kaldır şunu.
Üzgünüm.
Tono bekliyor, Bay Tanner.
- Evet? - Harry, ben George.
Selam, eski dostum, buralarda ne işin var?
Yok birşey. Sadece solmuş bir arkadaşla ilgileniyordum.
- Sen ne yapıyo... - Harry, seninle konuşmalıyım.
Başım belada, ciddi belada.
- Yakuza, Louise'i kaçırdı. - Ne?
Eğer dört gün içinde buraya dönmezsem,
...bana Louise'den başka bir parça gönderecekler...
...ve elbisesinden bir parça olmayacak. - Polise gittin mi?
Bu hikayeyle mi? Uğraştığım adamlar Yakuza takımından.
- Polis ne halt becerebilir ki? - Benden daha çok şey becerirler.
Senin yapıp, onların yapamayacağı birşey var.
Gerçekten mi?
Neymiş?
Tanaka Ken'i görebilirsin.
George, Ken'i 20 yıldır görmedim.
Tanaka Ken ne istersen yapacaktır.
Ne dersen yapar yada ölümüne yapmayı dener. Bunu biliyorsun.
Bunu sana sormaktan nefret ediyorum, Harry ve kendini bu işe sokmanı istemezdim.
Hiç Eiko'yu gördün mü?
Evet, Noel'de.
Her Noel'de Kilmer Evi'ne gidiyorum...
...bilirsin, birşeyler içmek ve bir kaç hediye vermek için.
Beni kapıda görünür görünmez her zaman, "Harry nasıl?" diyor.
Yani yılda bir kere, ona nasıl olduğunu söylüyorum.
Nasıl görünüyor?
Harika. Biraz bile değişmedi.
Çok iyi.
Al Hoekstra'ın oğlunu seninle gönderiyorum.
Dusty, onu hatırladın mı?
Hatırlamak mı? Al ve karısı sinemaya gittiğinde, ona bakıcılık yapardım.
Evet, şimdi koca çocuk oldu.
Benim özel korumam.
Bana birşey olmayacak.
Harry, bu adamları tanırsın.
- Sence kendim halledemez miyim? - Öyle demedim. Öyle birşey söyledim mi?
Sence çok mu yaşlıyım? Seni orospu çocuğu.
Hayır, "seni ihtiyar orospu çocuğu" olacaktı!
- Tamam, oraya gidince... - Özel koruma mı?
Ben yarın geleceğim. Aynı uçakta olmamalıyız.
Bu, Cathay Pacific Hava yolları ile uçacak yolcularımız için son duyurudur.
Harry!
Harry? Hey!
- Harry, Tanrı aşkına. Nasılsın, dostum? - Selam, Oliver, sen nasılsın?
İyi görünüyorsun. Dur, dur, bırak şunları alayım.
Buna inanamıyorum, Harry. Neredeyse aynı görünüyorsun, dostum.
- Birkaç yıl yaşlansak ne farkeder? - Evet.
Oh, Oliver Wheat, bu Dusty Hoekstra. Dusty, Al'ın oğlu.
Aman Tanrım, tabiî ki.
Dusty bir Honda tarafından ezilmemem için elimden tutmaya geldi.
Ya, tabi. Bizimle kalabilir. Gelin, gelin.
Savaş sırasında sıkı dosttuk, işgal zamanında.
- Harry ve baban sert çocuklardı. - George ve Oliver ise beyindiler.
Evet, dışarıda araba ve şoför var. George nerede?
Aynı uçakta olmamamız gerektiğini düşündü.
- Oh, olmaz. - Tabiî ki olur.
- Kapanışa kadar bekliyor musun? - Evet.
- Onu görmek hakkında ne hissediyorsun? - Öylesine birşeyler işte.
Ne olacak ki? Şu an iki farklı insanız, değil mi?
Tabi.
- Oyunun nasıl? - Artık oynayamıyorum.
- Oynayamıyor musun? - Doktor'un emirleri.
- Oh, yapma, Ollie. - Gerçek bu.
Yıllar önce kalp hastası bir çift ölmüştü.
Doktor satrancı bırakmamı önerdi.
Fazla heyecanlanmamı sağlıyor.
Satranç oynamak?
Ciddiye alırsan, çok heyecanlıdır.
O yüzden artık diğer insanların oyunlarını oynuyorum. Başımı beladan uzak tutuyor.
Burada küçük bir cephaneliğin varmış.
Düşündüğünden daha zorlu bir yolculuk oldu, değil mi?
Ben pek zorlu diyemem. Birşey olmadı ki.
Artık George'u görmüyor musun?
- Pek değil. - Neden?
Kim bilir? O meşgûl, ben meşgûlüm.
Ben Japon-Amerikan tarihi öğretiyorum, o ise yaratıyor.
Olağanüstü başarılı.
Nereye baksam, hiçbirşeyi tanıyamıyorum.
O hala burada.
Kırsalda çiftçiler tatami hasırlarında televizyon izliyor olabilirler...
...ve sisin ardından Fuji'yi göremezsin.
Bunu seni aldatmasına izin verme. Burası hâlâ Japonya..
...ve Japonlar da hâla Japon.
Kahretsin!
Çok hafif dokundum.
Oh, sana birşeyler getireyim.
Halıyı batırmamaya bak, olur mu evlât?
Sonra görüşürüz.
- Hey, nereye gidiyorsun? - Döneceğim.
Otur.
- Kaç yıllık şu... adı nedir? - Katana.
Henüz 500 yıllın üzerinde.
Onu ben yaparım.
Kilmer nereye gidiyor?
Bir Zen ustası için...
...kılıç diğer insanoğullarını öldürmek için değil...
...kendi açgözlülüğünü, öfkeni ve aptallığını öldürmek içindir.
Kılıcın yapanı ve kullananı öyle bir yaşamalıdır ki...
...adalet, barış ve insanlık yoluna kendini yok etmeyi göze almalıdır.
Bu kutsaldır.
Sevdiği birini görmeye gitti.
Kilmer mı?
Kim o kadın?
Tanaka Eiko.
Savaş boyunca, Tokyo bombardıman ile harap olmuştu.
Burada Hiroşima ve Nagazaki'nin toplamından daha fazla insan öldü.
Tüm ailesi silip süpürüldü. Sadece Eiko ve küçük kardeşi hayatta kaldı.
Tokyo'ya döndüğünde...
Bazıları pis işler yapan kızlar oluyordu.
Eiko, yine de, daha becerikliydi.
Kızının penisiline ihtiyacı vardı...
...bu yüzden o da, bunu bulmak için karaborsacı oldu.
Bu arada, Harry onun ne yaptığının farkına vardı.
O zamanlar askeri polisti.
Bir gün, Amerikan birlikleri ile bir çatışmada,
...Eiko neredeyse öldürülüyordu.
Harry buna engel oldu.
Askeri hapishanede kısa zamanda yakınlaştılar.
Neyse, işte böyle tanıştılar.
1949'te, işgalin üçüncü yılında.
Harry onun için deli oluyordu, bu açıktı...
Harry onu istedi, ama Eiko reddetti.
Onunla sonsuza dek yaşayabileceğini ama asla evlenmeyeceğini söyledi.
Sonra 1951'de, Eiko'nun kardeşi, Tanaka Ken, ölümden döndü.
Altı yıldır, Filipinlerdeki orman mağaralarında yaşıyordu.
Harry'e Eiko'yu ve kızını kurtardığı için teşekkür etti...
...ama Eiko'ya artık onunla konuşmayacağını söyledi.
Onu düşmanına borçlu bırakmıştı, ve bu onun için bir işkenceydi.
Ken ablasını terk etti.
İşgaldeki Tokyo'nun en başarılı yakuzalarından biri oldu.
Eiko, bu arada, ne Harry'i bir daha gördü, ne de onunla evlenebildi.
Görevi bitince, George'tan 5,000 dolar borç aldı...
...bir kahve barı satın aldı ve Eiko'ya bir "sayanora" hediyesi oldu bu.
Adını "Kilmer Evi" koydu ve bugün hâlâ orayı işletiyor.
Peki ya kardeşi? O şimdi nerede?
Tanaka Ken mi?
Bu, Harry'nin bunca yolu tepmesinin sebebi.
Üzgünüm, kapalıyız.
Merhaba, canım.
Evet, benim.
Harry?
Sakin ol.
Teşekkürler.
Bir dakika mazur gör. Daha yeni kapatmıştık.
Biliyorum.
Jack Daniels mı?
İyidir.
Artık içmiyorum.
Haklıymışlar. Biraz bile değişmemişsin.
Anne, kapattık. Buluşmaya...
Hanako?
Harry?
Bu Harry Kilmer.
Onu hatırladın, değil mi?
Evine hoşgeldin.
O zaman bir öpücük ver, tatlım.
Seni görmek çok güzel. Uzun zamandır yazmıyordun.
Seni özledik.
Değil mi?
Hanako, bomba gibisin.
Bomba mı?
Çok güzel bir kadınsın.
Teşekkürler.
No comments yet. Be the first to leave one.