The Sympathizer - First Season

The Sympathizer - First Season

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

സീസൺ 1

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

The Sympathizer S01E03 Love It or Leave It 2160p MAX WEB-DL DDP5 1 HDR DoVi x265-NTb
കമന്ററി എഴുതിയത് 1see0ne

ടാഗുകൾ

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
x265
HD
x264
720p
720
1080
HEVC
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2024-05-01
ഡൗൺലോഡുകൾ: 62
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

Ne oldu?

Sadece emin olmak istedim.

Ne hakkında?

Şişko hakkında.

Hayırdır bu saatte?

Çok özür dilerim.

Neden sırf bunun için buraya kadar geldin ki?

Nasıl uygun görüyorsan öyle yap. Ne yapılması gerektiğini biliyorsun.

Uyumaya devam edelim.

İçki kokuyor.

Ee? İçmiş miydin gerçekten?

Yoldaş Kumandan! Bunu nasıl sorarsın?

Tamam, tamam.

Sonra ne oldu?

General'in kaçamak sözlerini Bon ile paylaştığımda...

...arkadaşım güldü.

"General böyle biri zaten! Ne istiyorsun?

Ne yapacağını söylemez ama yapsan iyi edersin, yoksa seni mahveder."

Yoldaş Komutan, fitneci yine iş başında!

Bu lanet kampta işler bensiz yürümüyor.

Bekle. Birazdan dönerim. Ona kalem ve daha fazla kâğıt getir.

Bak, bu gibi durumlarda üç seçeneğin vardır.

General hangisini istiyor?

Halka açık bir infaz mı, talihsiz bir kaza mı...

...yoksa gizemli bir kayboluş mu?

Talihsiz bir kaza süsü verilmiş halka açık bir infaz.

Bu durumda, silahlı soygun olmalı.

Öyle görünmesini sağlayacağım.

Hayır, bu benim işim. General bunu benden istedi.

Hiç tecrüben yok.

Senin var mı?

Hedefli bir suikasttan bahsediyoruz.

Paraşütle inip makineli tüfekle taramaya benzemez.

Mesele şu ki...

...ben sıradan bir paraşütçü değildim.

Ne?

F-6 Programını duymuşsundur.

Ne?

Üzgünüm, sana hiç söylemedim. Man'a da.

F-6 çok gizli bir programdı, bunun ne anlama geldiğini biliyorsun.

F-6, Azrail.

Arkadaşımın düzinelerce yoldaşımızı öldüren...

...eğitimli bir suikastçı olduğunu öğrenmek dehşet vericiydi.

Ama aslında aynı zamanda rahatladım.

Bunca yıldır yalan söyleyen tek kişi ben değildim.

Ve onun uzmanlığını kullanabilirdim.

Bak. Şekerleme vakti geldi.

İşte, bak. Her gün aynı şey.

Geçen hafta da aynı şekilde oldu.

Biliyor musun...

Bu aralar çok konuşkan oldun. Neyin var senin?

Bir şey söyle.

Fazla konuşkan olduğumu söyledin.

Öğle vakti. Hiç şaşmıyor.

Doğru, daha yeni ikizleri oldu.

İkiz erkek mi? Bir erkek, bir kız mı?

Bilmiyorum.

Sikeyim.

Neyin var?

Lanet bebekleri getirmek zorunda mıydı?

Lanet olası bebek arabası!

Onları görmek istemiyordum.

Nasıl olsa görecektin. Uzun ömür partisinde.

Uzun ömür partisi mi?

- Siktir, sakın söyleme. - Davetliyiz.

İçki dükkanına bıraktı.

Annesinin 80 yaşına girmesinden gurur duyuyor.

Dedi ki...

Böyle giderse, bahse girerim benden uzun yaşayacak.

Man nasıl acaba?

Eğer kurtulamadıysa...

...şu anda "yeniden eğitim kampı" denen bir hapishanede...

...işkence görüyordur.

Sikerler.

Bon, hayır!

Bon, dur! Ya biri görürse?

Sakin sokak, otoyola kolay çıkış. Bu mahalle zaten gözde bir yer.

Cüzdanını alırsak, polis soygunda işlerin sarpa sardığını düşünecek.

Deli misin sen?

Burada mı yapmak istiyorsun? Ailesinin yaşadığı yerde mi?

Bak... Burası ölüm bölgesi.

Araba, duvar ve kanal arasında onu köşeye sıkıştıracağız.

Tek atış, kulağının arkasından ya da alnından. Ne tarafa döndüğüne bağlı.

Her türlü pis iş.

- Hiç dağılmış beyin gördün mü? - Evet, en sevdiklerimdendir.

Neden nefret ediyorum biliyor musun? Ağzına girmesinden.

Siyah, löp parçalar, içinde küçük kan lekeleri var.

Maalesef oğlum işe gitti. Gelinim de ikizleri gezmeye çıkardı.

Yani evde sadece ben varım. Tek başıma. Her zamanki gibi.

Anlıyorum.

Başka zaman tekrar geliriz öyleyse.

Bunca yolu gelmişsiniz. Hemen gidecek misiniz?

Sen de çıkmak üzere değil miydin teyze?

Oh, hayır...

Hayır.

Binbaşı tatlıya çok düşkün galiba.

Hayır. Onlar dağıtım için.

Zengin olmak istiyor. Gerçek bir Amerikalı gibi.

Kusura bakmayın, berbat bir ev sahibiyim.

Otoparkta yapamayız. Annesi hep buradayken olmaz.

Seninle ilgili tam da bundan endişeleniyordum.

Her şeyi duyar.

Ama ona araba kapısı çarpıyormuş gibi gelir.

- Bağırma. Kulakları iyi duyuyor gibi. - Bırak ya, ölmüş de gömmemişler.

Artık gidebilir miyiz lütfen?

Hayır, hayır, oturun. Size çok özel bir ikramım var.

Oğlumdan bile saklamak zorunda kalıyorum!

Frambuazlı "Paille d'Or" bisküvileri.

Ne yemeyi sevmediğini söylüyordun?

Az önce, dışarıdayken.

- Pardon? - Löp et dedin.

Siyah, içinde pıhtılaşmış kan varmış.

Cumartesi günkü partim için menü hazırlıyoruz.

Siyah sucuk.

Bon siyah sucuktan iğreniyor.

- "Siyah sucuk" mu? - Kanlı sucuk.

Bizim tiet canh'a çok benziyor.

Endişelenme!

Bu bir uzun ömür partisi; siyah sucuk gibi bir şey servis etmeyiz.

Şimdi söyle bana Yüzbaşı.

Neden hâlâ evlenemedin? Çok yakışıklısın. Çok zekisin.

- Nedenini biliyorsun. - Ah, o mu? Saçmalık!

Burası Amerika!

Bu ülkede piç olup olmaman kimsenin umurunda değil derler.

Şimdi bana partiye birini getireceğine söz ver!

Ne?

Durup dururken niye geldin?

Bir uğrayayım dedim.

Tamam. Bir temel kural daha eklememiz gerekebilir.

Sürpriz ziyaretler yok.

Güzel görünüyorsun.

Öylesine uğrayan biri için sen de fena sayılmazsın.

Hiç uzun ömür kutlamasına katıldın mı?

Hayır.

Ama Star Trek'in bir bölümünde görmüş olabilir miyim?

Seninle gelmemi mi istiyorsun?

Evet dersem, beni diğer konuklarla nasıl tanıştıracaksın?

Ne cevap verirsem vereyim hapı yuttuğumu hissediyorum.

Bu bir tuzak değil. Hadi, bebeğim. Rahatla.

Bazen çok gergin oluyorsun.

Doğru. Katılıyorum ama benimle geliyor musun yani?

Akşam seni ararım.

Çok üzücü.

Sen...

Beni takip mi ediyorsun?

Tamamen tesadüf.

Bu yüzden yüzümde şaşkın bir ifade var.

Köpeğin olduğunu bilmiyordum.

Bu şey mi? Evet, iyi bir dekor.

Kimse fufu köpeğini gezdiren bir eşcinseli umursamaz.

Eşcinsel misin?

Kim olmam gerekiyorsa oyum. Tıpkı senin gibi.

Köpek, CIA'e mi ait?

Şüpheye açık diyelim.

Bu arada, General'in şüpheleriyle ilgili bir ipucu var mı?

Saigon'daki adamın araştırmaya değer bir şey buldu mu?

Generalin endişelerini derhal gider. Neden? Çünkü ona ihtiyacımız var.

Ama o artık sadece iktidarsız bir soytarı değil mi?

Evet ama hâlâ kral.

Tacı olan bir soytarı.

O yüzden zırvalamayı bırak ve bana sağlam bir kanıt getir.

Bu senin de işine yarar.

Unutma, bu şekerleme işini ortaya atan sendin.

Generalin emmesi için birkaç paket aç.

Kanıt mı?

Binbaşıyı "Sarı Bayrak" a çağırıp biraz hırpalayabiliriz.

Ama doğrudan inkar ederse ne yapacağız?

Unutma ki burası Amerika.

Keşke Vietnam'da olsaydık da...

...sivillere cezasız işkence yapabilseydik, değil mi?

Bunu gerçekten almam mı gerekiyor?

Vatandaşlık bilincin varsa evet.

Tanrım. Haklısın.

Hayır, hayır, hayır! Yeme onu, Tanrım.

Bak, ya hiç kanıt bulamazsam?

Bir sonraki adama geçersin.

Sonra başkasına, sonra yine başkasına ve başkasına, ta ki...

...bir şey bulana kadar.

Bir şey daha. Bunu halleder misin?

Hadi gidelim.

Sabrın, bir casusun en önemli erdemi olmasını göz ardı ederek...

...Man'a son bir kez sormaya karar verdim.

Binbaşı masum bir adamdı.

Ya da o ordudaki herhangi biri kadar masumdu.

Man'dan Binbaşı'yı öldürüp öldürmemem konusunda...

...hâlâ bir direktif gelmedi.

Bunun sessiz bir "hayır" mı yoksa "evet" mi olduğunu...

...merak etmeye başladım.

Neden hâlâ burada?

Açlıktan ölüyorum.

Gördün mü, sana söylemiştim. O kadar basit değil.

Bir ay boyunca rutinini takip etmeliyiz.

Kim bu herif?

Ağzında kürdan olan bir adam her zaman bela demektir.

Ah, siktir et.

Binbaşı?

Göründüğü gibi değil.

- Nasıl görünüyor ki? - O benim iş ortağım.

Ne tür bir iş?

Mesele şu ki...

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left