ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Tamam evlat.
İyi dinle Luke. Şuradaki mezarları görüyor musun?
Onlara doğru koşacaksın. Asla arkana bakmayacaksın.
Anladın mı? Hadi! Çabuk! Koş!
Polis helikopteri geliyor! Gidelim!
Yürüsene Wyatt!
Hey! Hey! Hadi! Tamam. Pekâlâ. Tamam bak...
Yürümen gerek. Seni kaldıracağım.
Hey, hadi. Benimle kal.
Hadi gitmemiz gerek!
Bana tutun. Tutun. Dayan hadi.
Gitmemiz gerek. Dur! Dur yapma! Hayır hayır yapma dur!
Rotayı sen değiştirdin!
Hayır, hayır, hayır!
Çok kan kaybettin, şoktasın.
Beni tuzağa düşürdün!
Hayır, hayır, hayır! Seni arabadan çıkardım.
Oğlunu kurtardım! Hatırlamıyor musun?
Bana ihanet ettin!
Etseydim sen ölmüş ben de gitmiş olurdum!
Seni tuzağa düşüren ben değilim.
Beni dinle. Anladın mı?
Bırak şunu hadi! Polisler gelmek üzere!
İş daha bitmedi.
Anton hangisine daha çok kızar?
At'ın kaçmasına mı senin tutuklanmana mı?
O At denen herif ölene kadar durmayacağız!
- Gidiyoruz! - Pekâlâ.
Hadi yürüyün!
Selam Gray, Covington'ı izlemeye yetişebilecek misin?
Evi gösterecek kimse kalmadı...
...ve hep birlikte gideriz diye düşündüm.
Bana döner misin lütfen? Tamam...
Ne oldu?
Bu beklediğimden de berbattı.
Hangi kısmı?
Hayatlarımızın manav reyonuna dönmesi mi?
Yoksa kocasına sürekli babacık demesi mi?
Merak etme. Bir sonrakinde evde olmayacağız.
- Babandan haber aldın mı? - Hayır.
Hâlâ evi satmamıza gerek var mı ki?
Tatlım. Bunu konuşmuştuk.
Değil mi?
Biliyorum...
Ama, babamın para sorununu çözdüğünden eminim.
Nasıl yani?
Bilmiyorum.
Yani, sanırım yeni bir müşteri buldu...
Çıkmadan önce gizlice telefonla konuştuğunu gördüm.
Sana bir şey demedi mi?
Hayır ama bu ara çok yoğun.
Merhaba. Aşağıda işimiz bitti.
Evi çok beğendiler. Bolca da paraları var.
Yakında teklif yaparlarsa şaşırmam.
Gracián'ın kaçta geleceği belli mi?
6'da başkaları gelecek de.
Sanırım yolda, geliyor.
Teşekkürler.
Bize yardım gerek.
Polisler yakında her yeri sararlar...
Tamam.
- Dur, dur, dur! - Hayır hadi, devam!
Pekâlâ, derin bir nefes al, tamam mı?
İyice yaslan. İyice yaslan.
Baba! Baba!
Baba kimdi onlar?
Sesini yükseltme. Lütfen sesini yükseltme.
Resmen avlanıyoruz...
Bak bir telefon bulmalıyız. Kardeşine ulaşmalıyız...
...tamam mı? - Hayır, kimseyi arayamayız.
Olmaz.
Bunu kimin yaptığını bulana kadar.
Seni bir doktora götürmezsek kan kaybından gideceksin.
- Bir şey olmaz. - Gidelim.
Duydun mu? Duydun mu?
Tamam, hadi hadi hadi hadi. Geçtiklerinde çıkıyoruz...
Sen de diğer koluna gir. Hadi.
Durun durun!
Bir yer biliyorum.
Hadi bakalım.
Hayır, hayır. Ben seni anlıyorum...
...ama sen ekip için yaptığın ayarlamaların...
...işe yaramadığını anlamıyorsun.
Biz senin geleceğiniz.
Bay Beal'ın da öyle.
Size 500 işçi sunabiliriz.
Hepsi dilinizi biliyor ve geçici vizeye sahip.
İstersen başka yerlere bakabilirsin...
...ama ileride teklifimizi değiştiririz...
Tamam mı?
Pekâlâ, harika...
Shepherd! Kumarhaneden iyi haber geldi!
The Big Livings, The Sharp Ends.
Young Runners.
Cape Town'ın tamamı.
Tüm o sokak serserileri benim için, Tongai için mal satar.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü onların en büyük korkularını alıp bana kıyasla küçücük yaptım.
Nerede bu adam Shepherd?
Çıktı.
Bu niye burada o zaman?
Patron kalmamı söyledi.
Nyarara!
At, sürücünün yeterli koruma...
...sağlayacağına karar verdi.
Tartışmaya mahal görmedim.
Bugün mü uysallaştın?
Güvenliğinin başı olacaksın güya.
O kocaman adam.
Kendi kararlarını verebilir.
- İstersen ara, aynısı söyleyecektir. - Aradım zaten...
Defalarca...
Luke'u da aradım.
Luke da onunla mı?
Sen ne bilirsin?
Bir ekip toplayacağım.
Tek bir görevin vardı.
- Sen nereye gidiyorsun? - Pisliğini temizlemeye!
Hadi rahibe! Hadi rahibe!
Geldim!
Gray?
Yaralı mısın?
Onun kanı değil.
- Üzgünüm. - Olmaz.
- Onu al lütfen. - Tamam gel bakalım.
- Tamam, hadi az kaldı. - Tamam.
Ağır yaralandı Anne.
Bacağını tut.
Sessiz ol!
Sustur şunu!
Burası son geleceğim yerdi.
Bilmek istemiyorum. Hiç anlatma.
Herif kan kaybından ölecek Anne.
Onu görüyorum.
Ama onu hastaneye götürdüğünü göremiyorum.
Gray, beni dinle.
Bak eğer bir suç işlendiysen...
Kim suç dedi ki sana?
- Ben bu... - Bunun ne olduğunu çok iyi biliyorum!
Seni de tanıyorum.
- Yardım eder demiştin! - Edecek de tamam mı?
- Yardım edecek. - Hayır.
Bir yıl hemşirelik okudum. O kadar.
Bu çıkış yarasına bir cerrah bakmalı.
- Öyle bir şey olmayacak. - Hastane yok. Hastane yok.
Tamam hastane yok, tamam.
Şuna bir bakayım, dur bakayım.
Lütfen.
Anne lütfen. Yardım et.
- Bandaj nerede? - Bırak...
Dolapta.
Betadin, gaz ve peroksid de var. Hepsini getir.
Selam Sarah.
Sarah! Merhaba.
Tanrı aşkına, Colin.
Merhaba Sarah...
Sana karanfil getirdim.
- Burada olmamalısın dostum. - Konuşabilir miyiz? Lütfen?
Tekneyi aldım Sarah. Parayı da.
Sonunda konuştuğumuz gibi buradan gidebiliriz.
Colin, burada olman hiç uygun değil.
Uygun olmayan ne biliyor musun Craig?
Kardeşimin bana bunu yapması!
Colin.
Vay be.
Üzgünüm.
- Kurşun girip çıkmış mı? - Evet.
Bu iyi haber mi?
Evet. Vücudunu parmaklarımla deşmemden iyidir.
- Elini buraya bastır. - Pekâlâ...
Hissediyor musun?
Tamam, sakin ol, sakin. Hadi.
Sadece nefes al, nefes al.
Evet. Acıdığını biliyorum.
Ağrı için bir şeyin var mı?
Rahibelerde kesin oksi vardır.
Hayır. Hey, hey, hey!
Kimse bir yere gitmiyor!
Baba ölecek mi?
Beni iyi dinle.
Onun için dua et.
Benim için babana dua eder misin?
Tamam mı?
Tongailere mi bulaştın?
O hayatı bıraktın sanıyordum.
- Anne... - Evet?
Büyük bir hataydı. Toparlamaya çalışıyorum.
Bunları ardımda bırakmak için çok çabaladım.
Ama sen çıkıp kapıma getirdim.
Anne, sana bunu...
...yapmak istemezdim. - Boş versene...
Bak yarayı kapatıp dikebilirim.
Ama kurşun bir organı parçaladıysa...
...ana damarlara geldiyse, onun...
Anlıyorum. Anlıyorum.
- Hayır, uzanman gerek. - Olmaz!
Uzanman gerek! Beni dinle!
Beni dinle dedim! Kardeşlerinden birini...
...arayabilir miyiz? - Hayır, hayır.
Bak burada kalırsan kan kaybından öleceksin!
No comments yet. Be the first to leave one.