ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Rahat ol.
Gittikçe daha da rahat hissediyorsun.
Şimdi önünde açılan bir sinema ekranı hayal et.
Onu en beğendiğin yere kur.
Nefes alıp verişine konsantre ol.
Bedeninin rahatlamasını sağla. Huzuru hisset.
Devam et.
Bırak nefesin gelsin ve gitsin.
Gelsin ve gitsin.
İşte oradasın.
Ayrıntılara dikkat et.
Renklere,
desenlere,
ışığa,
ısıya dikkat et. Sıcaklığı hisset.
Bırak bu huzurlu manzara, gözlerinin önünde oluşsun.
Huzur duygusu sonsuz.
Fırtınaya bak!
Kapalı olduğundan emin misin?
Şimdi biraz daha rahat mısın?
Böyle bir manzarayla bu pek de kolay değil.
- Manzara mı? - Eteğinin içini görüyorum.
Sapık.
Biliyor musun? Okuma vakti sona erdi.
Onu alma zamanım geldi.
Ben de kalkıp kahve yapayım.
Müziği açmamı ister misin?
Pekala, ne olursa.
Seni Wagner'le baş başa bırakıyorum.
Sonra görüşürüz.
İÇİMDEKİ DENİZ
Julia, arabaya bin! Donacaksın!
Çok inatçısın.
Siz Gené olmalısınız.
Ben Marc. Merhaba.
Julia nerede?
Sanırım Galiçya bizden pek hoşlanmıyor.
Şubat ayı soğuk olur.
- Uçuşun nasıl geçti? - İyi.
Sonunda tanışabildik.
Benim arabamla gitmemizin bir sakıncası var mı?
Yalnız geleceğinizi sanıyorduk.
- Elbette. - Öyleyse?
- Marc mı? O sadece not alıyor. - Pekala.
- Güvenilir biri mi? - Evet.
- Şirkette çalışıyor. - Bak.
Umarım bunun, Ramon için ne kadar büyük bir adım olduğunu biliyorsundur.
Elbette biliyorum. Bunu konuştuk.
Bugün siz geliyorsunuz.
Yarın da basın gelir ve sonra da televizyon.
Ramon, bunun yanlış bir yöne gidebileceği konusunda endişeleniyor.
Bak, tek söyleyebileceğim şu...
Elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Umarım.
Bu benim için çok önemli.
İnan bana.
Ramon'u anlıyorum.
- Merhaba. - Merhaba.
Ben Julia.
Avukatsınız.
Bu Manuela, Ramon'un yengesi.
- Yardıma ihtiyacınız var mı? - Hayır, sorun değil.
Geldiler.
- Merhaba. - Merhaba.
Elinizi sıkamadığım için kusura bakma.
Sıkamıyor musunuz?
Gergin biri olduğunuzu söylediler.
Pekala, güne kahvaltıyla başlarım.
Saat kaçta?
Dokuz buçukta.
Erken kalkmayı sevdiğimi sanmayın.
Sonra biraz radyo dinlerim.
Neleri dinlemekten hoşlanırsınız?
Her şeyden biraz dinlerim.
Özellikle tartışmaları dinlerim.
- Tartışmaları sever misiniz? - Evet.
Gürültü ve kavgayı severim.
İşte bu da benim bilgisayarım.
Siz mi tasarladınız?
Evet, bir şeyler icat etmeyi severim.
Babam ve yeğenim yaptı.
Birden ciddileştin.
Ramon...
Neden ölümü seçiyorsun?
Pekala...
Ölmek istiyorum çünkü
bu şartlarda sürdürülen bir hayatın
saygınlıktan yoksun olduğunu düşünüyorum.
Böyle düşünüyor olmam diğer tetraplejikleri
gücendirebilir ama
ben kimseyi yargılamaya çalışmıyorum.
Ben kimim ki
hayatı seçenleri yargılayayım?
Bu nedenle beni ve ölmeme yardım edecek olanları
yargılamamanızı istiyorum.
Birilerinin size yardım edeceğini düşünüyor musunuz?
Bu, söz konusu kararı verecek
kişilere bağlı.
Korkularının üstesinden gelmeleri gerekiyor.
Bu, o kadar da büyük bir mesele değil.
Ölüm her zaman bizimleydi ve her zaman da bizimle olacak.
Sonunda hepimizi bulacak.
Herkesi bulacak.
Bu hayatımızın bir parçası.
Ölümü seçiyor olmama
neden bu kadar şaşırıyorlar? Sanki bulaşıcıymış gibi davranıyorlar.
Bu dava mahkemeye giderse
neden başka alternatifler aramadığını soracaklardır.
Neden tekerlekli sandalye istemedin?
Tekerlekli sandalyeyi kabul etmek
kaybettiğim özgürlükten arta kalan parçaları kabul etmek demektir.
Şöyle düşün...
Sen şu an
üç adım uzağımda oturuyorsun.
Üç adım nedir ki?
Her insan için önemsiz bir uzaklık.
Ama benim için o üç adım
sana ulaşmamı,
sana dokunmamı engelleyen
imkansız bir yolculuk.
Bir hayal.
Bir fantezi.
İşte bu yüzden ölmek istiyorum.
- Üç saat oldu Ramon. - Tamam.
Beni çevirmesi gerekiyor.
Aşağıda bekleyebilir misin?
Bizi bir yıl önce aradı.
Ölmesine gerçekten yardım edeceğimizi düşündü.
Ona psikolojik destek ya da
yasal tavsiye verebileceğimizi ama
ağzına siyanür koyamayacağımızı söyledik.
Çok öfkelendi. Bize sahtekar dedi.
Telefonu suratına kapattım.
Bir kaç gün sonra aradığında daha sakindi.
- Kararlılığı beni şaşırtmıştı. - Hiç tereddüt etmedi mi?
Asla.
Bu önemli.
Ne kadar oldu?
26 yıl.
Annesi öldüğünden beri ona yengesi bakıyor.
- Böyle nasıl? - İyi. Şu kolumu biraz yukarı kaldır.
- Torbanı değiştireyim. - Şimdi olmaz Manuela.
Bir saniyemi alır. Biraz beklesinler.
Ramon'un ağabeyi Jose'la
evlendi. Hep birlikte bu küçük çiftlikle yaşıyorlar ve
geçimlerini küçük bir meyve bahçesinden sağlıyorlar.
Peki onlar bu konuda ne düşünüyor?
İnsanlar istediklerini düşünebilirler.
Ama bence istediği şey doğru değil.
Neden?
Onun için en iyi olanı istiyorum. Hepimiz bunu istiyoruz.
Neden ölmek istesin ki?
Kim böyle bir şeyi isteyebilir? Bu hiç mantıklı değil.
Ona bunun için yardım etmeyeceğim ve
buradaki kimsenin bunu yapmasına izin vermeyeceğim.
Hiç kimsenin.
- Merhaba. - Merhaba.
Onu orada bırakma.
- Tamam anne. - Odana götür.
Amcan makineye bakmanı istedi.
- Çantan. - Tamam.
Nesi var?
Makarası çok gergin.
Sınavın nasıl geçti?
Avukat bey nerede?
O bir kadın.
Dışarıda Gené ve büyükbabanla birlikte.
- Kumsala gittiler. - Arabayı büyükbabam kullanıyorsa
oraya asla varamazlar.
Büyükbaban hakkında böyle konuşma.
İyice bunadı.
Elbette. O yaşlı biri.
- Ne bekliyorsun? - Her şeye burnunu sokuyor.
Bütün gün evde oturuyor.
Ona kimin ihtiyacı var ki?
Ne?
Bir gün...
Belki yıllar sonra ama
bir gün, az önce söylediğin şey için pişman olacak ve
kendinden nefret edeceksin.
- Neden? - Bir gün.
Göreceksin.
Bir gün.
Buranın denizi çok tehlikelidir.
Burada yüzmeye cesaret edenler, çok dikkatli olmalılar.
Oğlum suya tam buradan atlamıştı.
Aklından ne geçiyordu bilmiyorum.
Bilmiyorum.
Atladığı anda
deniz suyu geri çekildi.
Boynunu
yere çarptı.
Bu çok üzücü.
Bunu ancak
yaşayan bilebilir.
Tanrı izin verdiği sürece
yaşamaya devam edecek.
Ama yaşamak istemiyor.
Bunu hiç söylemedi.
Bunu bana hiç söylemedi.
No comments yet. Be the first to leave one.