Without

Without

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

Without 2011 1080p HULU WEB-DL AAC2 0 H 264-monkee
കമന്ററി എഴുതിയത് aytug2001

ടാഗുകൾ

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
1080
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2023-06-20
ഡൗൺലോഡുകൾ: 53
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

Çeviri: aytug2001

Lütfen gemiden inmeden önce tüm kişisel eşyalarınızı aldığınızdan emin olun.

İlk olarak sürücülerin araçlarına dönmelerini rica ediyoruz.

Bütün yolcular gemi yanaştığında inmek zorundadır.

Umarız bugün bizimle bu yolculuğu yaptığınız için memnunsunuzdur.

Sizi tekrar görmeyi diliyoruz.

Bu yol üzerinde. Şurada.

- Burası mı? - Evet.

- Emin misiniz? - Evet.

Kasabada ne kadar kalacağınızı söylemiştiniz?

Sanırım bir işe ihtiyacım olduğu sürece.

Ama muhtemelen hafta sonları eve giderim.

Yani kalıcı değilim burada.

- Buralarda tanıdığın birileri var mı? - Pek sayılmaz.

İstersen sana çevreyi gösterebilirim.

- Yardım ister misin? - Hayır.

Çok teşekkürler.

- Hoşça kalın. - Güle güle.

Pekala, şu tuşa kesinlikle basmıyoruz.

Basarsan, bütün sistem devre dışı kalır.

Tekrar başlaması yaklaşık 15 dakika sürüyor.

Sadece kapatmak istediğinde bas.

Pekala, kanallar burada.

Burada menü tuşu var. Yaklaşık 600 kanalımız var.

Ben balıkçılık kanalını açık bırakıyorum. 354'te.

O kanalı seviyor, o yüzden onu öne aldık.

- Tamamdır, 354. - 354. - Bob, Joslyn mutfağa gelsin.

Bir saniye!

Üzgünüm, tost makinesini kullanmayı bilmiyorsun sanıyor.

- Sorun değil. - Her neyse işte, ses tuşu burada.

Sesi belli bir seviyede kilitledim. Televizyonun böyle bir özelliği var.

Her kanala göre en uygun ses seviyesini ezberleyip ayarlarsın.

- Tamam. - Anlaşıldı mı?

Görüyor musun?

Bak, her kanalın sesi farklı.

Onun için en az 34'te olmalı ses.

HDTV'de 36'ya çıkıyor ama ses seviyesi aynı gibi.

- Anladım. - Gördün mü, ses seviyesi farklı. Kilit böyle kalsın.

- Anladın mı? - Evet.

Pekala, güzel.

- Burada internet var mı acaba? - Yok.

Onun için vaktimiz olmadı.

Yani, burada bayağı ilkel bir hayat sürüyoruz.

Telefon da çok çekmez, o yüzden sıkılırsan benim yaptığımı yap.

Bir şeyler kaydetmeyi öğren. Basit şeyler yani.

Tuz, biber, çay, şişe su, kahve. O kahve ne zamandan kalma bilmiyorum.

Ama muhtemelen hala içilir.

Peynirli makarna. Onu yeme.

Onlar Joe'nun. Onlara bayılıyor ve bu adada alacak yer yok.

Diğer her şeyi yiyebilirsin.

Babam sabahları şeftali püresi sever.

Zihinsel olarak pek sağlıklı değil gibi görünebilir ama istediği şeyi yaptırır.

Çatallar, bıçaklar.

Bıçaklar, onları bulaşık makinesine atma.

Çünkü onu mahvedecekler.

- İçki dolabı, kaç yaşındaydın? - 19.

Arada az Kahlua içmende bir sakınca olmaz ama viskiye dokunma.

- Çünkü o Bob'un ve o içtiğini fark edecektir. Emin olabilirsin. - Tamam.

Başka ne vardı? Liste tabii, dur getireyim.

Pekala, bu listeye Bob, "İncil" der.

- İncil mi? - Evet.

- Peki. - Onu okuyup incele biraz.

İçinde doktor, bazı numaralar, pizzacının telefonu falan var.

Anlarsın ya, babamla ve bu evin bakımı için gerekli her şey var.

O yüzden okuyup bir bakarsın.

Bu bir E mi?

Hayır, R.

R'lerim ve E'lerim birbirine benzer de.

Dediğim gibi onu oku ve kuralları anladığından emin ol.

- Ondan sonrası basit olacaktır. - Peki.

Kate ve Joe, gidiyoruz. Büyükbabaya hoşça kal deyin.

- Gel bakalım. - Geldiniz mi?

- Büyükbabaya veda mı edeceksiniz. - Dedeye hoşça kal deyin, tamam mı?

Dedeye öpücük ver, Katie.

- Hadi öp dedeyi. - Hadi, bebeklerim.

- Öpmek istemiyorum. - Sonra konuşursun.

- Tamam. - Baba, ben gidiyorum.

Bir sorun olmayacak. Joslyn, iyi vakit geçirin.

- Sana kötü davranmasına izin verme. - Joslyn seninle ilgilenecek.

- Çantamı alabilir misin? - Tamam.

- Birkaç güne dönebiliriz. Gelmeden haber veririz. Tamam mı? - Pekala.

Pekala ufaklık, gidelim.

- Teşekkürler. - Hadi bakalım, çocuklar.

Hadi, gidiyoruz.

Selam, Frank. Nasıl hissediyorsun?

İyi misin?

Bugün öğle yemeğinde sadece ikimiz olacağız.

Armut sevdiğini duydum.

Öğle yemeğinde armut yemek ister misin?

Hadi ya.

Hassiktir!

Tamam.

Tanrım.

İki.

Pekala, küçük hanım. Oradaki ilaçların ikisi de aynı.

Bir tane de Netopro adında bir ilaç var. Yeni bir ilaç.

- Tamam. - Yalnız söyleyeyim eğer oturur veya yatar pozisyondayken...

...aniden kalkarsa baş dönmesine sebep olabilir.

- Tamam, teşekkürler. - İyi günler dilerim.

Bu bir hanım balığı.

Benim oltaya da bir şey geldi. Galiba ben de hanım balığı yakaladım.

Bu bölgede hanım balığı avlarken...

...unutmayın çok hızlı balıktır.

O yüzden hızlı sunulan yemi severler.

Yemi hızla geri çekersiniz, onlar da onu kovalayacaktır.

Yemi kovalayıp diğer hanım balıklarından almaya çalışacaklardır.

Yani büyük bir sürü varken, yem için hepsi yarışır.

Angela, bugün yakalamayı umduğun belli bir balık türü var mı?

Aslında zargana yakalamak isterim çünkü hiç yakalamadım şimdiye kadar.

Zargana yakalamak istiyor diye mutlu olsam mı bilemedim.

Çünkü evlerinizden izlediğiniz kadarıyla bu benim uzmanlık alanım.

Yoksa durumun vehametine üzülmeli miyim?

Çünkü eşim şu ana dek hiç zargana yakalamamış.

Neresinden baksam bilemedim.

Her neyse, ben elimden geleni yapacağım. Umarım onunla bir zargana tutarız.

Başka bir şey ister misin?

- Isıran her şey olur. - Isıran her şey demek, pekala.

Evet.

Hadi.

Lütfen, hadi.

Siktir ya.

Bir set daha, hadi!

Bir, iki, üç, dört.

İyice gerin, iyice. Kolaya kaçma yok.

İyice gerin. Esnekliğinizi gösterin.

Gücünüzü göster, hadi bakalım.

- Bir, iki ve üç. - Devam.

- Dört. - Devam.

İşte böyle, durma.

Gerek kalmayacak.

Bunu yapmak zorunda kalmayacağım.

Her şey yapamam.

Yapabileceğim çok daha mantıklı şeyler var.

Bu çok aptalca.

Hayır, yapma. Çünkü burada telefon çekmiyor.

İhtiyarın odasında bir diş falan çekiyor.

Evet ama sabit hattan senin beni araman daha kolay, haksız mıyım?

Evet.

Fena değil.

Sessiz.

Sanki...

Evet, evet.

Tamam.

Peki.

Yüzde iki yağlı uygun mu? Yağsız sütümüz kalmamış.

Tamam, sorun değil.

Buyurun, küçük bardak çay.

- Başka bir şey var mıydı? - Hayır, teşekkürler.

- 2.25 dolar. - Kusura bakmayın.

Sorun değil.

- Teşekkürler. - Ben teşekkür ederim.

Sağ ol.

Biraz daha.

Tanrım.

Aman Tanrım!

İyi misin?

Tanrım.

Lanet olsun.

Bu ne ya?

Bak dinle bir. Eskiden bana da aynısı oluyordu.

Büyük balıklar korkup kaçıyordu.

Ben pes etmem.

Gözlerini benden hiç ayırma.

Çok güzelsin.

Sen de güzelsin.

Sen daha güzelsin.

Göğüslerin çok hoş.

Bakmaya devam et, hey!

Gözlerini ayırmak yok.

Hey, hey! Ayırma!

- Süper. - Şu yayı yerine koy.

İkinci hamleyi yap. Ne kadara derine gidecek sence?

Gidiyor işte.

- Ne halt ediyor bu? - Yolunu kapa ve deniz kabuğunu sen al.

Bu program da ne sikim böyle?

Onu yakaladım.

Tutun şunu.

Bunlar mı hoşuna gidiyor, Frank?

Kocaman bir tane yakaladım.

Biraz eşcinsellere yönelik gibi.

Evet.

Bilmiyorum.

Az yağlı sütlü çay, değil mi?

Varsa yağsız süt olsun, lütfen.

- Tabii. - Eğer varsa.

Son aralar ne yapıyorsun?

Hiçbir şey.

Peki ya sen?

- Aynı şeyler işte. - Aynen.

- Başka bir şey var mı? - Simit var mı?

Hayır, üzgünüm. Genelde saat 10 gibi simit biter.

- Kek var istersen. - Hayır, teşekkürler.

- Jodi Lee hala buralarda mı yaşıyor? - Evet.

Ackerley'deki şu galerinin sahibi o.

Buraları biliyor musun? Ona çok üzülüyorum.

- Kızını tanıyor muydun? - Hayır.

- O konuyla ilgili bir şeyler mi okudun? - Evet, biraz.

Manyak bir durum. Çok üzücü.

Her neyse.

Tamamdır, teşekkürler.

Without subtitles in other languages

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left