ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Girin.
Bay Spencer. Bay Spencer, rahatsız etmek istemezdim...
Ancak bilmek istersiniz diye düşündüm. İki kişi buradaydı.
Sizi sordular.
Biri genç diğeri yaşlıca iki adam.
İçeride olmadığınız duyunca üzüldüler. Burada olmadığınızı söyledim.
- Geri geleceklerini söylediler mi? - Söylemediler, ama bence gelecekler.
Sonra markete gittiğimde onları köşede gördüm.
Belki de onları içeri almam gerekirdi ancak rahatsız edilmek istemediniz.
- Evet. - Eminim geri gelecekler.
Yorgun görünüyorsunuz, gerçekten.
Başınız mı ağrıyor?
Bence dinlenmeniz gerek. Bana öyle geliyor.
Neden, Bay Spencer? O kadar parayı ortada bırakmamanız gerekiyordu.
Parayı ortalıkta görmek beni sinir ediyor.
Dünyadaki herkes dürüst değil biliyorsun.
Yine de başımın belaya girmediğini söylemeliyim.
Bu arkadaşlarınız sizi aradıklarını söylemememi istedi.
Sürpriz yapmak istiyorlarmış. Ancak ben bilmek istersiniz diye düşündüm.
Evet, tabii. Geri gelirlerse içeri alabilirsin.
Bayan Martin. Bu çok ilginç.
Onlar aslında benim arkadaşım değil. Beni hiç görmediler.
- Tuhaf değil mi? - Evet, aynen dediğiniz gibi.
Ve şimdi burada olduğuma göre onlarla tanışmak zorundayım.
Hatta onlarla dışarıda tanışabilirim.
Ama belki de tanışmam. Henüz değil.
Sen uyuklamaya devam et. Perdeyi indireyim.
Ne biliyorsun? Blöf yapıyorsun. Hiçbir şeyin yok.
Merhaba, Postane mi? Bir telgraf çekmek istiyorum.
Kaliforniya, Santa Rosa'ya, Bayan Joseph Newton'a.
Mesajı söylüyorum. Hazır mısınız?
Yapayalnızım. Stop.
Bir süreliğine seninle kalmaya geliyorum. Stop.
Perşembe orada olacağım, dene ve beni durdur.
Daha sonra yine aynı zamanda telgraf çekeceğim.
Hepinize sevgiler...
Ve küçük Charlie'ye Charlie amcasından öpücükler.
Evet imza o. "Charlie Dayı"
Evet, doğru. Santa Rosa.
Santa Rosa, California.
Ann! Telefona cevap ver.
Newton'ların evi. Ann Newton.
Merhaba Bayan Henderson. Ben Ann.
Annem evde değil.
Telgraf mı?
Kalem bulamıyorum, en iyisi o sizi geri arasın.
Kafamı önemsiz şeylerden uzak tutmaya çalışıyorum.
Çünkü aklımda tutmam gereken çok şey var.
Sayısız şey.
Ona sizi aratacağım. Aradığınız için teşekkürler.
Hoşça kalın.
Merhaba Ann. Annen nerede?
- Dışarıda. - Dışarıda mı?
Az önce Bayan Henderson Postaneden aradı.
Bir telgrafımız varmış.
Yazacaktım ama kalem bulamadım.
Telgraf mı?
Sarah teyzen ehliyet aldığında bir bela olacağını biliyordum.
- Kaza nerede olmuş? - Not almadım.
Peki ya öpücük?
Bu çok garip değil mi? Ben bir çocuğum...
...ve sizin okuduğunuz yazıları okumam.
Pekâlâ. Sanırım kötü rüya görmene sebep oluyorlar.
Kötü rüya mı? Anlamıyorsun baba. Gizemli hikâyeler...
- Roger nerede? - Dışarıda. Ortalama zihin...
- Charlie nerede? - Dışarıda. Hayır, odasında düşünüyor.
Çok fazla okuma. Gözlerini mahvedeceksin.
Ve benim kitabımı bırak. Ne okuyorsun?
lvanhoe.
- Kimsiniz? - Benim.
Sorun ne? İyi değil misin?
Hayır. Son derece iyiyim.
Saatlerdir düşünüyordum, ve bir sonuca vardım. Vazgeçiyorum.
- Kısaca vazgeçiyorum. - Vazgeçtiğin nedir?
Hiç ailenin en harika şey olduğunu düşündün mü?
Ve bu ailenin parçalandığını?
- Biz mi? - Tabii ki biz.
Bir şekilde ilerliyoruz ama hiçbir şey olmuyor. Derin bir çukurdayız.
Aylardır düşünüyorum. Geleceğimiz ne olacak?
Hadi ama, Charlie. Durum bu kadar kötü değil.
- Geçen Ocak ayında bankadan zam aldım. - Para.
Ben duygulardan bahsederken sen nasıl paradan söz edebilirsin?
Yemek yiyoruz ve uyuyoruz. Hepsi bu.
Gerçekten sohbet bile etmiyoruz.
- Öylesine konuşuyoruz. - Ve çalışıyoruz.
Evet. Zavallı annem. Köpek gibi çalışıyor.
- Köpek gibi. - O nerede?
Dışarıda. Geri geldiğinde aynı şeyler olacak.
Akşam yemeği, sonra bulaşık, sonra yatak. Buna nasıl dayanıyor anlamıyorum.
O gerçekten harika bir kadın.
O sadece bir anne değil. Ve bence onun için bir şeyler yapmalıyız.
- Sence de öyle değil mi? - Evet. Ne düşünüyorsun?
Hiçbir şey.
Sanırım mucize gibi bir şey beklemek zorundayız.
Evet Charlie, haklısın. Kesinlikle haklısın.
- Bir yolunu bulacağım. - İyi dileklere inanmıyorum.
Şu anda tek istediğim bir mucize.
Arkadaki merdivenler çok dik.
Sorun nedir, Charlie? Sorun nedir, Joe?
- Öyle görünüyor ki... - Dırdırcı evlenmemiş kız oldum.
Kasabaya bu atmaya söz verdiğin eski püskü kıyafetle indin.
- Anne. - Hayatım, ne giydiğim önemli mi?
- Anne. - Neden bu çocuğun sana bağırmasına müsaade ediyorsun?
Her neyse, ben aşağıya iniyorum.
Joe, ben geldiğim sırada neden bahsediyordunuz?
Mucizeler hakkında konuşuyorduk.
Bir şey yok. Charlie biraz moralsiz.
İyi olacak.
Haydi canım, aşağıya inelim. Burada durmaya gerek yok.
Kendime bir şişe bira alacağım.
Anne, ben kasabaya inip telgraf yollayacağım.
Neden hayatım, telgraf yollayacak kimi tanıyorsun?
Gelip bizi canlandıracak harika birini tanıyorum. Bizi kurtaracak tek kişi.
"Bizi kurtaracak" ne demek?
Bunca zamandır, bizi kurtaran bir kişi vardı.
- Charlie Dayı'nın adresi nedir? - Charlie Dayı mı?
- Ondan para mı isteyeceksin? - Tabii ki hayır.
- O bize yardım etmez. - Adresi nedir?
- Bendeki son adres... - Buradan eczaneye...
...gidip gelmek kaç adım tutar?
- 649. - Unuttuysan sana söylemeyeceğim.
Hatırlıyorum. Philadelphia.
Meşgul bir adamdan sebepsiz yere o kadar yolu gelmesini isteyemezsin.
Benim için gelecek. Onun ismi bana verildi.
Ayrıca, onun bu dünyadaki tek akrabaları biziz.
Dördüncü caddeden gelirsen 802 oluyor.
- Anne, ne oldu tahmin et. - Tahmin etmeye vaktim yok.
Saçındaki o şey nedir?
Pekâlâ, her ne kadar tahmin edince daha nazik olsa da ben sana söyleyeceğim.
Bayan Henderson onu ofisten aramamızı söyledi. Bir telgrafımız var.
Kulağının arkasına hiçbir şey koymamalısın.
- Kulağına bir şey kaçabilir. - Emmy, Ann bir telgrafımız olduğunu söylüyor.
Ne olduğunu öğrenmelisin. Belki biri hasta olabilir.
Bayan Henderson ben bir kalem bulamadığım için telgrafı okumadı.
Bir evim olduğunda ucu açılmış kalemle dolu olacak.
- Bayan Henderson kimden olduğunu söyledi mi? - Hayır, söylemedi.
Kimden olduğunu söyleyebilirdi.
Ann, o benim sandalyem. Ben arayıp öğreneceğim.
Bir saniyeliğine sessiz olabilirseniz.
Merhaba. 181, lütfen. Kimden olabilir?
Operatör. Sadece 181.
- Eğer kız kardeşimdense... - Merhaba?
Bayan Henderson? Ben Emma Newton.
Ann benim için bir telgrafınız olduğunu söyledi.
Anne, bağırmana gerek yok.
Gerçekten, Baba. Annemin hiç telefon görmediğini düşüneceksin.
Bilime müsaade etmiyor.
Mesafeyi sırf akciğer gücünü kullanarak kapatması gerektiğini sanıyor.
Nasıl, çok harika. Perşembe mi dedin?
Galiba biri geliyor.
- Kim geliyor, Anne? - Bu harika bir sürpriz.
Benim erkek kardeşim. Benim küçük kardeşim. Benim bebeğim.
Ve tabii ki şımarık. Aile hep en küçüğü şımartır.
Bu tek kelimeyle harika.
Çok teşekkürler, Bayan Henderson.
Evet...
Charles geliyor. Ne düşünüyorsun?
- Kim? - Dayın Charlie.
"Charles" mı dedin?
Ve bizim Charlie ona telgraf yolluyor. Ona bunu yaptıran neydi?
Merhaba, Charlie. Az önce evini aradım.
- Annen için bir telgraf. - Aradın mı?
Bill Forest'la gönderecektim ama sen alabilirsin.
Teşekkürler. Dayından... Şımarık olan.
Dayım? Charlie Dayım mı?
Evet.
Bayan Henderson, telepatiye inanır mısınız?
İnanmam gerek. Bu benim işim.
Telgraf değil. Telepati.
Yani... Farz edin ki bir şey düşünüyorsunuz,...
...ve düşündüğümüz şey uyum içinde olduğunuz biriyle ilgili.
Sonra kilometrelerce uzaktan, o kişi onu düşündüğünüzü biliyor ve size cevap veriyor.
- Ve bunların hepsi zihinsel. - Neden bahsettiğini bilmiyorum.
Ben telgrafları normal yollarla gönderirim.
Beni duydu. Beni duydu.
- Bay Otis? Bay Otis? - Evet?
Neredeyse Santa Rosa'dasınız. Santa Rosa'ya geldiğinizde hazır olmak ister misiniz?
- Ben hazırım. Teşekkürler. - O zaman ben çantalarınızı getireyim.
- Nasılsınız, Bay Otis? - Gayet iyi.
Biraz zayıf ama genel olarak gayet iyi.
Harry, görevliye doktor olduğunu söyle.
Yapabileceğin bir şey var mı diye sor. Belki o zavallıya yardım edebilirsin.
- Ben seyahatteyim. - Eşim doktor ve herhangi bir şey...
Hayır Bayan. O çok hasta. Kimseyi görmeyecek.
Trene bindiğimizden beri ona bakmadım.
Ayrıca siz de pek iyi görünmüyorsunuz.
Geldik. Haydi çocuklar.
Kapıyı kapa, evet. Burası.
- Sen... - Charlie. Genç Charlie.
Senden haber alamıyordum. Hasta olduğunu sanıyordum.
- Hasta mı? - Hasta değilsin değil mi?
Bak baba! İşte burada!
Neden, Charlie Dayı, hasta değilsin. Bu en ilginç tarafıydı.
- Ben mi hastayım? Joe, nasılsın? - İyiyim, Charles.
Roger. Merhaba, Ann. Bahse girerim ki beni hatırlamıyorsun.
Seni biraz hatırlıyorum. Değişik görünüyorsun.
Harekete geçsek iyi olacak. Emma yemeği hazır etmek üzere.
Onu istasyona gelmesi için ikna edemedim. Yemek daha önemli.
- Roger, çantaları al. Ben bunu alacağım - Teşekkürler, Joe.
Tamam. Haydi gidelim.
No comments yet. Be the first to leave one.