ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
KARAYİB DENİZİ
Martinik adası, 1940 yazı, Fransa'nın işgalinden hemen sonra.
MARTİNİK
DENİZ KUVVETLERİ DENİZ POLİSİ
Günaydın.
Günaydın Kaptan Morgan. Bugün arzunuz nedir?
Aynı dünkü gibi.
Müşterinizle limandan bir süreliğine ayrılmak istiyorsunuz.
Evet, öyle.
- Adınız? - Harry Morgan.
- Uyruğunuz? - Eskimoyum.
- Ne? - Amerikalıyım.
- Teknenin adı? - Queen Conch, Key West, Florida.
İki haftadır her gün yaptığımız gibi balığa çıkıyoruz.
Akşama döneriz, 50 kilometreden fazla da açılmayız herhalde.
5 frank lütfen.
Bir şey daha.
Diğer ada karasularının yakınından geçemezsiniz.
Ne Santa Lucia, ne de Dominika.
- Bu yeni mi çıktı? - Evet.
Bu emir dün gece Ekselansları Amiral Robert tarafından verildi.
Fransız sömürgesi Batı Hint Adaları'nın valisi.
Aferin ona.
- Ne o? Şikayetçi misiniz? - Hayır.
Merhaba Harry. Ne alemdesin?
Çok iyi geldi.
- Bana içki getirdin mi? - Horatio getiriyor.
Çok iyi bir dostsun Harry. Bu sabah her şeyi almışız demek.
- Her sabah alıyoruz ya. - Geçen perşembe hariç.
Doğru ya, unutmuşum. Haklısın Eddie.
İşte Horatio geldi. Ona yardım ediversene.
- Günaydın kaptanım. - Günaydın.
- Yem de getirdin mi? - Evet. Hem de bol bol.
- Şu muhafız bir biramızı aldı. - Bay Johnson onun parasını öder.
- Harry, bir içki... - Sadece bir şişe.
- Günaydın. - Günaydın Bay Johnson.
- Çıkıyor muyuz? - O size kalmış.
Hava nasıl olacak acaba?
Bilmem. Dünkü gibi galiba. Biraz daha iyi.
- Haydi çıkalım o zaman. - Tamam. Atlayın bakalım.
- Demir almaya hazır olun. - Peki kaptanım.
- Bay Johnson... - Evet?
- Mazot almam lazım. - Tamam.
Onun için de para lazım.
Ne kadar?
4 litresi 28 sent. Toplam 150 litre lazım.
11,20 dolar eder.
Al, 15 dolar.
- Mazot aldığımız yerde bozdururum. - Sana olan borcumdan düşersin.
Haydi gidelim.
Aman dikkat Johnson.
Oltaya balık vurdu.
Biraz daha asılın. Fazla değil.
Onu dürtmeniz lazım. Nasıl olsa sıçrayacak.
Bir daha çekin. Üç dört kez çekip bırakın. Zokayı iyice yutsun.
Öbür yalancı iğneyi de at bari.
Yakaladım!
Biraz koyverin.
Kaçtı.
Kaçmadı. Misinayı koyverin. Çabuk.
Madem yüzmek istiyor, yüzsün.
- Kaçtı. - Hayır, zokayı yuttu.
- Kesin kaçtı. - Sarın oltayı.
Hayır. Kaçtığından eminim.
Kaçtığı zaman size söylerim. Çabuk sarın.
- Şimdi kaçtı işte. - Evet, şimdi kaçtı.
- Kaçmadı. Çabuk dön de peşine düş. - Sarın şu oltayı.
- Hala çektiğini hissedebiliyorum. - O oltanın ağırlığı.
Delisin sen. Zar zor sarıyorum oltayı. Belki de ölmüştür.
Belki. Ama hala şurada sıçrayıp duruyor.
- Haydi çabuk ol. - Çabuk oluyorum Bay Johnson.
- Sen böyle yem takamıyor musun? - Takarım tabii.
- Neden bu adama taktırıyorsun? - Büyük balıkları kaçırmayalım diye.
Neden ki?
Onun eli benimkinden çabuk.
Günde bir dolar bana gereksiz bir masraf gibi geldi.
Ama o gerekli. Değil mi Horatio?
Umarım öyleyimdir.
Eddie yapamaz mı bunu?
Hayır, yapamaz.
Ne oldu?
Demin bir balığı elinden kaçırdı.
Bay Johnson, pek talihsizsiniz.
Şey alayım mı?
- Buz kutusunda. Bir şişe al. - Sağol.
Ne diye bu ayyaşı yanına alıyorsun anlamıyorum.
Eddie ayyaş olmadan önce çok iyi bir denizciydi.
O eskidenmiş.
Tam yol ileri.
- Akraban filan mı? - Hayır.
- Ne diye bakıyorsun ki ona? - O bana baktığını sanıyor.
Tamam, bu istikamette devam.
- Bay Johnson... - Evet?
Bir şey sorabilir miyim?
Bak, aklında olsun, biraları ben aldım, üstüne üstlük...
- Şişeler için de depozito verdim. - Hiç ölü bir arı soktu mu sizi?
- Ölü ne? - Ölü balarısı.
Beni hiç arı sokmadı ki.
- Emin misiniz? - Tabii ki eminim.
O halde ben şekerlememe döneyim. Bira için sağolun.
Oltaya dikkat edin.
Bir günde bu kadar kayıp yeter.
- Ne oldu? - Hiç. Kamışla makara denize gitti.
Misina fazla gergindi. Balık vurunca tutamadınız.
Teli makaranın üstüne kapatmış olsanız...
o balık beraberinde sizi de alıp götürürdü.
Şansınız yokmuş Bay Johnson. Belki kadınlardan yana şanslısınızdır.
- Bu gece bir şeyler yapalım mı? - Sana bir ders vereceğim pis ayyaş.
- İyi yüzer misin? - Artık tahammülüm kalmadı.
Benim de. Şimdi koyvereceğim seni denize.
Sinirlenme. O adamın sana 16 günlük borcu var.
15.
Fazla konuşuyorsun Eddie.
Farkındayım Harry.
Neyse, dert etme.
Yarına ne dersin?
Olmaz. Bu cins balık maceralarından bıktım artık.
Yine ne yapacağınız belli. Şu ipi gevşet biraz.
Sen 16 gün balığa çık, her iyi balıkçının hayallerini süsleyen...
iki balığı oltaya düşür, sonra da kaçır.
- Talihsizsiniz işte. Böylesini görmedim... - Kapa çeneni Eddie.
16 dedin. Sadece 15 günlük borcum var.
Bugünle birlikte 16. Hem kamışla makara da gitti.
- Zararı karşılamak sana düşer. - Böyle durumlarda hayır.
Gündelik kirası neyse ödedim. Zarar sana ait.
Kiralık arabayı uçurumdan yuvarlarsan, parasını ödersin.
- Arabanın içindeyse ödemez. Çok komik. - Evet, komik Eddie.
Olta takımı, dikkatsizliğinizin kurbanı oldu.
Tamamı 275 dolara mal oldu.
Kamışın parasını almayacağım, çünkü o kadar büyük bir balık onu alıp götürebilirdi.
Gündeliği 35 dolardan 16 günde toplam 560 dolar yapar.
Evet, 560 yapar Eddie.
Haydi biraz indireyim, yuvarlak hesap 825 dolar diyelim.
Bana borcunuz bu kadar, paramı istiyorum.
Yanımda o kadar para yok. Sabah bankaya giderim.
- Olur mu? - Başka çarem yok herhalde.
- Gidip bir şeyler içelim. - İyi fikir.
- Sen kabininde otur. - Herhalde beni...
Olmaz Eddie.
Baksana. Akşam altıdan sonra herkes bayrak indirir sanırdım.
- Çoğu indirir. - Tam Vichy'ye yaraşan şey.
Bu onların bayrağı.
Sonra görüşürüz.
Beyler, adınızı öğrenebilir miyim?
Neden?
Bu beyin Vichy'ye hakaret ettiğini duydum.
Vichy hakkında bir şey söylemedim, değil mi?
Bilmem, pek dikkatli dinlemiyordum.
- Adlarınız lütfen. - Biz Amerikalıyız...
Onun adı Johnson. Benimki de Morgan. Marquis Oteli'nde kalıyoruz.
Bu kadarı yeterli mi?
Buyurun?
- Ne içersiniz? - Burbon.
Burbon. Bana da bir rom.
- Bugün talihiniz yaver gitti mi? - Pek sayılmaz Fransız.
- Gördüğüm en iri balığı kaçırdık. - Belki yarın yine düşer ağınıza.
Bana düşmez. Gidiyorum. Bu son günüm.
- Çok yazık. - Evet ya.
Şerefinize.
Gidip bir temizleneyim.
- 800 kaç dolardı? - 25.
825 dolar.
- Johnson... - Evet?
Yarın sabah saat kaçta?
Bankaya gittikten sonra. Saat 11'e doğru iyi mi?
Sizi bekleyeceğim.
- Bir sorun mu var Harry? - Hayır Fransız.
- Demek bugünden sonra boşsun. - Evet. Niye?
Bugün birileri geldi. Tekneni kiralamak istediler.
- Balıkçılar mı? - Hayır. Benim arkadaşlarımın arkadaşları.
Mümkün değil.
- Anahtar bayım. - Teşekkürler.
Lütfen dinle beni Harry.
Tekneni sadece bir geceliğine kullanacaklar.
- İyi para verecekler. - Ne için?
Onlara iyilik yapmak isterdim, ama yerel siyasete bulaşmak işime gelmez.
Önemli olmasaydı bunu sana açmazdım.
Lütfen, odana kadar gelebilir miyim?
Tabii. Gel bakalım.
Kibriti olan var mı?
Teşekkürler.
Bu kim?
Bugün öğleden sonra geldi. Güney uçağıyla.
Bak Fransız, şu öbür meseleye dönersek...
Siyasi tavrını ve kimleri tuttuğunu biliyorum.
Sen bilirsin, ama ben bu işe karışmak istemiyorum.
Sizinle düşüp kalkarken yakalanırsam, hayatım mahvolur.
Teknemi de kaybedebilirim. Aman eksik olsun.
Ama bu gece seni görmeye gelecekler.
İyisi mi onları uyar. Zamanlarını boşa harcamasınlar.
Kusura bakma. Sonra görüşürüz.
Siz devam edin.
Bravo!
Adamlara ulaşmaya çalıştım, ama onlarla temas kuramıyorum.
Teknemi kiralamak isteyenlerle mi?
Buraya gelmeleri yeterince tehlikeli, bir de boşu boşuna gelmeleri...
Görüşmek isteyen ben değilim. Başından sav şunları.
- Merhaba. - Ver şunu.
- Neyi? - Johnson'ın cüzdanını.
- Ne? - Haydi.
No comments yet. Be the first to leave one.