ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Ne oluyor burada?
Ne oluyor? Ne oluyor?
Bir bakalım.
Hiç yemin kalmamış.
Babacık yemini vermemiş.
Pekala, ben sana biraz getiririm.
Annecik sana yem getirecek.
Tanrım, Simon.
Yem vermeyi unutursan, hayvancağız açlıktan ölecek.
Simon?
Simon?
Simon?
Sorun nedir? Böyle surat mı asacaksın hep?
Ben neden seninle kalamıyorum?
Merak etme, iyi vakit geçireceksin.
Ayrıca, onunla uzun zamandır kalmıyorsun, değil mi?
Kalmamı istemiyor çünkü.
Hayır, istemediği şey o değil.
Sadece, annen bu konularda pek gözü pek birisi değil. Tamam mı Tata?
Ona yardım etmemiz gerek. Anlaşıldı mı?
Bugün ne giyeceksin?
Dolabımdan istediğini alabilirsin.
Tamamdır. Belki ceketlerinden birini alırım.
Tamam. Hangisini ama?
Hem istediğini al diyorsun hem de hangisini alacağımı soruyorsun.
Hadi ama, Nicky.
Bir mesaj.
Kimden gelmiş tahmin et.
Tek gözlü adamdan mı?
Evet!
Ne? Yok artık.
Tahmin et.
- Kıpraşma. - Tahmin et.
- İhtiyar adam mı? - Hayır.
Çok kötüsün.
Hayır.
Ne bileyim kim. Seni takip edemiyorum artık. Bilmiyorum.
Brezilyalı adamdan.
Brazilyalıdan!
- Toksik olandan yani. - Sensin toksik.
- Ne zaman buluşuyorsunuz? - Yarın gece.
Siktir, gitmem gerek.
Tut unu. Bekle.
Hep işleri yarım bırakıyorsun.
Pekala, Nicky, nasıl yapılacağını biliyorsun.
Tabii ya, kimse umursamıyor beni zaten.
Beni de öyle.
Lütfen..
- Siz bugün görüşecek misiniz peki? - Evet.
- Nerede? - Dennis'in Yeri.
Kızım, dur biraz!
Makasları çantama geri koy, olur mu?
- İkisini de. - Neredeler bilmiyorum ki.
Masanın üzerindeler sanırım.
İşte buradalar.
Çantanın dış gözüne geri koy onları.
Başka bir şeye ihtiyacın var mı?
Evet, paraya Nicky.
Para mı? Hayır.
Kim kaybetmiş parayı?
Hiç param yok.
Bak kimi buldum!
Bir saniye!
Çocuğun..
Kapıda bekliyor.
Kusura bakma ama bunu izlemek için kalamam.
Hayır, üzgünüm.
Siktir.
- Tata, canım... - Bu nedir, Anne?
Hoş geldin.
Hayır, bırak onu.
Temizlik yapacağına söz vermiştin.
Hiçbir şey için söz vermedim.
Dinle, tatlım. Benimle kalmaya gelmen hoşuma gidiyor.
Ama bugün işe gitmem gerek.
Kalamayacağım.
Tata.
Tata!
Baba, kaykayım.
- Burada bekle. - Ne oldu?
- Tata! Gitmem gerek! - Babam burada, hadi ama.
Bu iğrenç.
Tatlım.
Beni affet, gelmeni istemiyor değilim. Burada olduğun için mutluyum.
İşe gitmem gerek, üzgünüm.
Bira kokuyorsun.
Bira değil bu, rom.
Ne kadar kaba...
Javi...
Komşularının neyi var? Birbirlerini öldürecek gibiler.
Javi, dinle beni.
Unuttun değil mi?
Unuttum. Fazladan mesai almıştım. Şimdi gitmem gerek.
Bunu haftalar önce konuşmuştuk, Iris.
Arayıp yerine başkasının bakmasını isteyemez misin?
Hayır, kovulmamı mı istiyorsun? Çalışmam gerek, Javi.
Daha çok çaba gösterip Tata'yla ilgilenmeni istiyorum.
Benimle böyle konuşamazsın.
O senin de kızın.
Tata!
Ben gidiyorum.
Gidiyorum.
Görüşürüz, öpücük ver.
Kendine iyi bak, tamam mı?
Seni seviyorum.
Ne kadar sürecek?
Bilmiyorum, sınav ne kadar sürerse... Ne kadar sürer bilmiyorum.
Pekala, işin biter bitmez gidip onu kulüpten al.
Yapamam diyorum sana.
Öldürüyorsun beni, Javi.
Bu imkansız.
İyi şanslar.
Annenin nerede çalıştığını görmek ister misin?
Gel hadi.
Gidip bir paket sigara alacağım.
Tata!
- Sana bir şey söyledi mi? - Hayır, söylemedi.
Alçın neden bembeyaz? Kimse imzalamadı mı?
Böyle hoşuma gidiyor, boş olmasını seviyorum.
Benimle gel.
Koş hadi, geç kalıyorum.
Hadi, hadi!
Hadi, acele et!
Bu taraftan.
Hadi, Tata, hemen köşeyi dönünce!
Yoruldun mu? Vardık sayılır.
David!
O arabaya ne olmuş?
Bir fikrim yok, zaten oradaydı.
Çocuk senin mi?
- Merhaba, prenses. - Merhaba.
Hadi, Tata, acele et!
Tata, şurada saklan, arabanın arkasında.
- Burası mı? - Evet orada.
Beni burada bekle, haber vereceğim.
Burada kal.
Anne!
Mario!
Geliyorum!
Marito.
İşe ihtiyacın ok sanırım.
İşe ihtiyacın yok sanırım.
Yine ne yaptım?
İşe geldiğin saate bir bak.
Mario, geldim işte. Hepsi bu. Şimdi de kartı makineye sokacağım.
Ben çoktan hallettim onu.
Ne kadar da aşağılık biriyim.
Teşekkürler, Marito.
Saç rengini ne zaman değiştireceksin?
Buradan kimseyle görüşmüyorum.
Sana biraz sıcak kahve bıraktım.
Evlen benimle, Marito!
Tata!
Gel buraya!
Anneciğin burada çalışıyor işte.
Oh, bu Cabrera.
Onu besleyebilir miyim?
Hayır, aç değil. Yediği fareler yüzünden şişmanladı iyice.
...Sıhhi krizden altı ay sonra...
...4 Eylül itibariyle, Sağlık Bakanlığının Epidemiolojik raporuyla...
...ilişkilendirilen bazı bilgiler...
Kahve ister misin?
8 yaşındayım ben anne.
Ne olmuş yani? Bolca şeker koyarız içine.
...hastalıklı diğer insanlarla temasa geçtikten sonra enfekte oldular...
Silahın yok mu yani?
Bana silah vermek pek mantıklı bir fikir olmazdı.
Ya içeriye biri girerse?
Sen olsan bana bulaşır mıydın?
Harbiden bulaşırdım.
"Harbiden" hadi oradan.
Nereden duydun bunu? Benim öğretmediğim kesin.
Iris bildiriyor.
Argo kelimeler öğrenmen doğal ama o söylediğin değil kesinlikle.
Bir şeyleri kırıp dökme!
Sadece anneciğinin gücü var burada.
Hadi, hadi!
Burada yalnız kalmak seni korkutmuyor mu?
Hayır, neden korkayım ki?
Büyük baban bana korkusuz olmayı öğretti.
Ben senin yaşlarındayken,
büyük baban beni çiftliğin yanındaki araziye götürürdü.
Her tarafta da aşırı zehirli yılanlar vardı.
Bana bir değnek verirdi
ve öylece orada bırakırdı.
Bunu hiç anlatmış mıydım?
Hareketsiz durup içlerinden biri kımıldarsa diye izlemeye koyulurdum.
Hangisini istersin?
Anne, alçım.
Yani? Diğer elinle oynarsın.
Bunun da havası inmiş biraz.
- Bu hangisiydi? - Bu nedir?
Oh, bunlar meşale.
Bak.
Gördün mü?
Burayı dumana boğmuştum. Neredeyse kovuluyordum.
Bana neden silah vermediklerini anladın mı?
Dur biraz, daha sonra birkaç fotoğraf mı çeksek?
Neredeyse kovulduğunu söylemedin mi az önce?
"Neredeyse" dedim, Tata.
No comments yet. Be the first to leave one.