ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
- Görüntü kontrol. - Kamera, hazır.
Motor.
Artık hep oluyor. Hafta sonu, beyzbol maçındaydım
ve binlerce insanın arasında oturuyordum.
Ve hiçbiriyle bağlantı hissedemedim.
Sanki şeymişim gibi geliyor...
Görüş hizamdasınız. Dikkatimi dağıtıyor.
Bana bakmasanız...
Hazır.
- ...olur mu? - Motor.
Artık hep oluyor.
Bir beyzbol...
Şaka mı bu be?
- Tamam. Sessiz. Başlıyoruz. - Çocuklar, çaba... Bu...
- Kameralar. Kayıt. - Bana...
- Durun... - Ne zaman konuşacağını söylesen olmaz mı?
- Motor. - Ve beni bulacak.
- Bu nasıl bir his? - İyiydi ha?
- Motor. - Ve beni bulacak.
Bu çok mu fazla oluyor? Gözyaşları?
- Motor. - Işık iyi mi?
Beni bulacak.
Vay canına... Babam burada mı?
İçine sıçayım. Çok yoruldum.
Ne bu? Ne giyiyorsun?
- Yünlü kumaş. Evet. - Süpermiş.
Harika görünüyorsunuz. Çok çekicisiniz.
Bitirmeden bana bilgilerinizi yollayın. İş konuşmak için.
Sonrasında. Anlatabildim mi?
Bence çok... Çok süper olabilir.
Son zamanlarda, geri döneceği hissinden kaçamıyorum...
- Ve beni bulacağı hissinden. - Bunun olduğuna inanamıyorum.
- Kimse izlemeyecek. - Bu doğru değil David.
- Baban bunu halledecek. - Halletse bile,
bir daha bu şehirde çalışamayacağım.
Bir şeyi unutmaman lazım.
- Tamam. - Bana bak.
Sen uzun bir muhteşem erkekler soyunun yaşayan son erkeğisin
ve bir gün çok büyük şeyler miras kalacak.
O zaman ne yapabilirsin, biliyor musun?
Ne?
Bu şehre siktiri çekebilirsin.
Tamam. Peki.
Ciddiyim canım.
- Tamam. - Sik bu şehri.
Söyle.
Sikeyim bu şehri.
Anne.
Söyle Davy.
Sikeyim bu şehri.
Keyfim yerinde değil
ve konu sadece trafik ya da insanların sinyal kullanmaması değil.
Davy Siegel'ı bulup Olivia hakkında ne bildiğini öğrenmeliyim.
Bay Sugar.
Selam Carlos.
Gerçekten ne bildiğini.
Nasılsın?
Nedir bu? Tapınak mı?
BİR JONATHAN SIEGEL YAPIMI
Aynen göründüğü gibi.
O öldüğünden beri odayı bu şekilde tutuyor.
Hiçbir erkek bir kadını Bay Siegel'ın Lorraine'i sevdiği kadar sevmemiştir.
Evet.
- Ne oldu? - Jonathan için
bazı sorularım var ama...
Yok bir şey.
Elbette,
beklemeleri gerek.
Tamam, bu sırada başka insanlara
başka sorularım var.
Selam Kenny.
Ne istiyorsun?
Davy burada mı diye soracaktım ama görüyorum ki sen buradasın.
- Yani o da burada. - Kenny.
Being There'i izlemiş miydin?
Peter Sellers mı? Elbette.
- Kim o? - Pardon.
Sürekli geliyorum.
Melvyn Douglas. Onu hatırladın mı?
Kapıdan kovsak bacadan geliyorsun.
Güçlü adam, her zaman hasta. Şimdi de ölüyor.
Ama Melvyn Douglas diyor ki...
Evet...
..."Hastaneye gitmem. Ben Melvyn Douglas'ım. Hastaneyi bana getirin."
Bay Sugar.
- Nasıl yardımcı olabilirim? - Davy'yi arıyorum.
David.
Para demişken, babam artık iyi olmadığından
ücretinin geri kalanını memnuniyetle öderim.
İstersen yoluna gidebilirsin.
Teklif için teşekkürler ama paran sende kalsın.
Beni Jonathan tuttu. Bu vakayı bırakmıyorum.
"Vakayı bırakmıyorsun" demek? Çok dramatik.
Evet. David. Pardon. Buraya David için geldim.
David'den haber var mı?
Yemek odasına geçip otursana.
Rahatına bak.
- Seni neden ilgilendiriyor? - Onunla konuşmak istiyorum.
Herhâlde haberleri izlediniz.
- İzledim. - David korkunç bir şok yaşadı.
Bu berbat yalanların hiçbirisi kesinlikle doğru değil ve bunu kanıtlayabiliriz.
Davy berbat durumda. Bana şöyle dedi:
"Anne, böyle bir yalan söylediğine göre bu zavallı kadın
çok acı çekiyor olmalı."
Kadın onu yok etmeye çalıştığı hâlde
hâlâ onunla empati kuruyor.
Tatlı oğluma inanabiliyor musunuz?
Hayır.
Şey.
Sana çok sabırlı davrandım ama oğluma yaklaşacak olursan...
Bay Sugar...
Onu zihin gözünde hayal bile etsen...
...çok üzgünüm ama...
...avukatlarımı kıçına öyle bir salarım ki
bağırsağına bile avukat gerekir.
- Komik mi? - Hayır ama...
- Onun annesisiniz o yüzden onu... - Hı-hı.
...kollamanızı anlıyorum ama eğer
kardeşini bulmamı sağlayacak bilgiye sahipse...
Üvey kardeşi.
Sanırım Olivia'yı aramanın anlamsız olduğuna inandığımı açıkladım.
Yani Olivia'ya her ne olduysa hak etti, öyle mi?
Hayır, öyle demedim.
Ama babamın isteklerine saygı duydum. Hiç karışmadım.
Onun "başına gelen" yüksek ihtimalle
karın kasları çok güzel olan bir kokain torbacısıyla tanışmış olması.
Az önce söylediğinize inanmıyorsunuz.
Kenny.
Carlos.
Gitmesini sağla.
- Bay Sugar'ı kapıya götürür müsün? - Selam Carlos.
Gitmemi sağlayamayacaksın Kenny.
Yemin ederim.
Sorun yok.
Davy. Sana söyledim Davy... Bunu ben hallederim dedim.
- Bu iş bende. - Davy.
Siz gidebilirsiniz. Seninle konuşacağım.
- Davy, lütfen. - Dur anne. Yeter.
- Davy, ben... - Yeter! Dur! Çık.
- Hadi. - Tamam.
Tamam.
Zarar vermeyecek... Sorun yok Kenny.
Siktir.
O beni seviyor. Yani...
Kadınlar etrafımda her zaman tuhaf davranır.
Tuhaf değil yani ama bilmiyorum. Siktir.
Meşhur bir çocuktum, meşhur ailem vardı ve yanımdalardı.
O yüzden şeyi hiç öğrenemedim...
Onların yanında normal olmayı hiç öğrenemedim.
- Anladın mı? - Normalden kastın ne?
Kadınları seninle yatmaya zorlamak için şiddetli tehditlerde bulunmamak mı?
- Kastettiğin o mu? - Evet. Ben... Tamam, ben...
Ben de gurur duymadığım şeyler yaptım.
Ama artık dünya öğrendi. Yani...
Olivia'yı kim kaçırdı?
"Nerede o? Nerede?"
Çok amansızsın. Hayır, sorun yok.
Öyle olmalısın da.
- Olivia'yı kim kaçırdı? - Tamam.
Bu, yaptığım en kolay konuşma değil.
Meşhur bir çocuktum. Meşhur ailem vardı.
Nasıl normal olacağımı bulmalıydım. Ayrıca onlar da etrafımdaydı,
- hiçbir zaman şeyi... - Hey!
Olivia'yı kim kaçırdı?
Tamam.
Uzun zaman önce kızlar bulabilen bir adamı duydum.
Profesyonel ya da fahişeler değil ama...
Kaçırılan kızlar, kimsenin
- aramayacağı kadınlar. - Bak, ben...
Bariz kötü davranma ya da herhangi bir kötü davranma görmedim.
Tüm kızlar... En azından benim gördüklerim güzel görünüyordu.
- Yani anlarsın... - Ne? Mutlu mu?
Bunun çok kötü göründüğünü biliyorum.
Yani kadın için Byron Stallings'e gittin.
- Hayır, ben o ismi söylemedim. Asla. - Byron Stallings'e gittin David.
- Tanrım. - Birkaç kez gittim.
Birkaçtan fazla, tamam mı?
Bir süre sonra...
Şeye başladım... Onunla tenis kulübündeymişiz gibi takılmıyorduk.
Bu Stallings tam bir psikopat.
Ama muhabbeti olan bir tanıdık olarak...
Yani... Stallings'e durup dururken
ortaya çıkan ve bana saldıran kızları anlattım...
Mahkemeye, polise gitmekle tehdit ediyorlardı.
Bütün bunlar vardı. Sanırım o sıra... Ben...
Galiba üvey kardeşim Olivia'dan bahsettim.
Ne dedin?
Ne mi dedim? Bana yaptığını anlattım.
O şeyle konuştu...
Bir kadına anlaşmamasını söylüyordu.
Basına benimle ilgili her şeyi anlatmasını söylüyordu.
Tam da filmim vizyona girmeden önce.
Bak, dinle, lütfen bana inan. Lütfen.
Sadece onu korkutacağını sandım.
Ona rahatlamasını söyleyecekti.
Şey yapmasını hiç istemedim... Tanrım, çok kötü.
Peki Margit...
- Hayır. - Annen...
Hayır. Annem kadınları biliyor.
Olivia'yı bilmiyor.
No comments yet. Be the first to leave one.