ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Kendimize yürüyen ölüler olduğumuzu söylüyoruz.
Rick, birlikteyiz burada.
Kaybettiklerimiz olacak. Hattâ birbirimizi bile.
- Beni kaybedebilirsin. - Hayır.
Düşen ben olursam, diğerlerine senin önderlik etmen gerekecek.
Çünkü yapabilecek olan sensin.
Rick!
Judith'e bir gelecek inşa etmek için buna değecek.
Başarabiliriz. Ben vazgeçmiyorum.
Elimde bir B var.
Tümgeneralim, yolsuzluk ve ihaneti soruşturmaktan büyük onur duyuyorum.
Bu işi halledeceğim.
Cesur Adam'a ait bir şey buldum.
Nasıl yani? Anne?
Yaşıyor mu?
Bilmiyorum.
Ama yaşadığını düşünüyorsan o zaman gidip onu bulman gerek.
Tamam, bebeğim. Deneyeceğim.
Git getir onu.
Denedim.
Lütfen bil, denedim.
Alınan önlemlere rağmen yaşanan istilalar sonrası...
şehrin surlarındaki düşüş önce bazı bölgelere, ardından tüm şehre yayıldı.
İki noktada sızma olmuş, iki yerde çökme veya olası patlama yaşanmış...
ve bu gelişmeler tüm nüfusu şehre hapsetmişti. Anlaşıldığı kadarıyla...
en son düşen yüzlerce kişinin toplandığı bir bina oldu.
CRM istihbaratına göre, kapıları kapalı olmasına rağmen...
binanın içinde yaşanan bazı durumların ardından ölümler, yeniden canlanmalar ve...
Y A Ş A Y A N L A R "Yıllar"
KÖPRÜDEN BEŞ YIL SONRA
Emanetçi Grimes'ın bağlantısı yapıldı.
Emanetçiler! Sivil Cumhuriyet Ordusu bu gönüllü göreve katıldığınız için sizlere teşekkür eder.
Etkinlik üçüncü risk seviyesindedir. Yanan deltaların ilerleyişini durdurarak...
200 binden fazla kişinin ekinini ve gıda deposunu korumuş olacaksınız.
Böylece vatandaşlığa geçiş sürecinizi hızlandırmış oluyorsunuz.
Merkez, Alfa konuşuyor. Tüm emanetçiler yerini aldı ve başlamaya hazır.
Anlaşıldı. Temizleme protokolü uygulansın.
İleri, emanetçiler!
Grimes. Grimes!
- Emanetçi Grimes! - Pardon. Baltamı arıyordum.
Emanetçi Grimes!
Böyle işte.
Böyle işte.
- Emanetçi Grimes protokolü çiğniyor! - Ben görüyorum onu!
Emanetçi Grimes, olduğun yerde kal!
Emanetçi Grimes!
Ne cehenneme gittin!
Grimes, kıpırdama!
İndirildi, indirildi. Kontrol altında. Kayıp yok.
- Michonne! - Rick!
- Hay sıçayım! - Pardon?
Demek istediğim...
Başka bir şey demek istedin.
Buralı değilim. Kayboldum ve işe geç kalıyorum.
Haritacılıktan...
anlar mısın?
Hayır. Sadece adres tarif etmeyi bilirim.
Gitmek istediğim yer burası. Ama nerede olduğumu bilmiyorum.
Şu tarafta.
Büyük mavi binayı geç.
Bulursun.
Sana inanıyorum.
Sakıncası yoksa...
Sakıncası yok.
Öğle yemeğini bölmek istemem.
- Bu civarda mı çalışıyorsun? - Evet.
Seviyor musun?
Olmak istediğim yer bu değil.
Sen olmak istediğin yerde misin?
Evet.
Sana her şeyi hep birbirimize kavuşunca anlatırım diye düşündüm.
Gün batımından sonra yarı karanlıkta verandada otururken...
anlatacağım bir hikâye olurdu.
Ama sana şimdi anlatmalıyım.
Her şeyi değil. Her şeyle yüzleşemem.
Bu çoğunluğu. Ama hepsi...
hepsi sana dönebilmekle ilgiliydi.
Köprüde olanlardan sonra hayatta kalacağımı sanmıyordum.
Ve gözlerimi bir askeri hastanede açtım.
Bir ordu buldu beni. Binlerce askerden oluşan...
yüz binlerin yaşadığı faal, saklı bir şehri koruyan ordu.
"Her şeyden önce güvenlik ve gizlilik." Ordunun parolası bu.
O yüzden kimse asla ayrılamıyor. Şehir kendi kendini idare ediyor.
Ordudan tamamen bağımsız. Ama onlar da surların dışındakiyle...
aynı kuralı uyguluyor.
Kurtardıkları insanlar dış çeperlerde çalışıyor.
Enerji için aylak öldürüyorlar, ekinlerde ya da su ve atık işlerinde çalışıyorlar.
Altı yıl yaptıktan sonra şehre alınıyorlar. Ordudan, dış çeperlerden ayrılıyorlar.
Onlara emanetçi deniyor. Ben de onlardan biriydim ama içeri girmeye niyetim yoktu.
Ben kaçacaktım. Sana dönecektim. Lanet olsun, yapacaktım!
Lanet olsun!
Tek elle zor oluyor, değil mi?
Tümgeneral Beale ile konuştuğum için geldim buraya.
- Benim için? - Evet.
- Şanslısın, yüksek yerlerde dostun var. - Sen dostumsun demek?
Rick, gidip senin adına...
dünyanın muhtemelen en güçlü ordusunun başındaki kişiyle konuşuyorum.
Sahip olduğun en iyi dost muhtemelen benim.
- Alnına ne oldu? - Senin gibi biri yaptı.
Programım için daha uygun olabilecek biri.
Dışarıda kalırsan kaçma olasılığın daha yüksek olur mu sanıyorsun?
Hayır. Sadece ölme olasılığın artıyor.
Farkındasındır, ben öyle olmasını istemiyorum.
Ben işime dönüyorum.
- Rick, ne dediğimi duy... - Artık yapmana gerek yok bunu.
İlk denediğimde ordu benimle ne yapacağını bilemedi.
Çünkü kimse kaçmaya çalışmıyor. Kaçmak istemiyor.
Hapse mi atarlar? Öldürürler mi?
Okafor diye bir yarbay var. Emanetçi kalmam için onları ikna etti.
Ben ise kaçmaya devam ettim. Ama başaramadım. Sana dönemedim.
Sürekli kaçmaya çalıştım.
Onlar da dışarı gittiğimizde beni halatla bağlamaya başladılar.
Kaçamadım. Sana dönemedim. Kapana kısılmıştım!
Okafor beni korudu çünkü bende farklı bir şey gördüğünü söylüyordu.
Ordularına katılmam için beni kendi programına dahil etmek istedi.
Hayatımı onlar için kullanmam için. Böyle diyordu.
Hep diyorum sana.
Bizim gibiler için...
Yaşayanlar için kaçış yoktur.
Odana üniforma bıraktım. Artık gerçekleri kabul etme zamanı.
Geçen sefer elini kaybettin. Bir sonrakinde canın gidebilir.
Boşa harcama onu.
Bardak fırlatacağıma sana teşekkür etsem yeridir.
Neden?
Bana kaçılamayacağını gösterdin.
Oha lan! Duymuştum ama vay be! Harbiden yapmışsın, ha?
Hey, Esteban.
- Evet. - Dokunayım mı?
Yok, takılıyorum. Şaka şaka.
Var ya, iki sene boyunca benimle konuşmadın bile. Hattâ hiç kimseyle.
Ama ben seninle konuştum.
Epey sürdü ama artık bir yere vardık.
Bir yere vardık. Şimdi bu saklı şehir...
Sen onu muhtemelen Alcatraz gibi görüyorsundur.
Ama biz emanetçiler onu iyi yaşam olarak görüyoruz.
Klimaları var resmen! Klima!
Yani öyle kıçından terler akmıyor artık!
Rick, bugün önemli bir gün.
Bunları anlatıyorum çünkü bugün benim buradaki tesislerde son günüm.
Yarından itibaren oradayım.
Su ve Elektrik 3. Mıntıka Müdür Yardımcısı.
Bitmeyen altı yılından ardından emanetçiliği tamamladım.
Artık surların içindeyim, oğlum! Vatandaşım.
- Hediye verseydim sana. - Yapma be, Rick.
Ne verecektin ki? Çatık kaş mı?
Teşekkürler. Bu her neyse artık.
Oğlum, bu hayat işte.
En azından Okafor denen herif seni asker masker yapmaktan vazgeçer artık.
Cidden mi? Hâlâ?
Yani şeye rağmen...
Oha oğlum! Kabul et bari rahat bıraksın seni.
En azından dışarı malzeme aramaya falan çıkınca kafana göre takılırsın.
Hey, sana anlatmadığım bir şey var.
Hatun yaptım ben. İçeriden.
Gazeteci. Su idaresiyle ilgili haber yapmaya gelmişti...
Hiç buralara gelmezdin.
Katılmışsın.
Katıldım.
Bu...
darı.
Pek darılık bölgede değiliz ama doğru olanı bulabilirsem...
çok şeyi değiştirebilir.
Emredersiniz komutanım!
Seçimin bu mu?
Öncesinin sonu...
yenisinin başlangıcı mı?
Bu son.
Ve başlangıç.
CRM'e hoş geldin.
Geç kaldın sanıyordum.
Evet, kaldım.
Ben kalamam.
Ama...
- ben her gün burada yiyorum. - Bu saatlerde mi?
Sen bayağı heveslisin, değil mi?
Belki sen de öylesindir.
Değilim.
En azından...
Geldim. Geldim.
Yürü, Rick. Ders başlıyor.
Asker miydi?
Evet. Askermiş.
Bunu toplantı odasında yapacaktım ama...
konuşacağımız şey için orası ne uygun olurdu ne de güvenli.
- Burası ne böyle? - Bir yıldır hazırlanıyorsunuz.
İkiniz de askersiniz artık. Ama mesele sadece asker olmanız değil.
Lider olmanızla da ilgili.
Size CRM'in kuvvet kademesinde yer almanız için yardımcı olacağım.
Ben dört kere kaçmaya çalıştım.
- Bunu yaptım. - Ben seni öldürmeye çalıştım.
Evet ama ikiniz bana işleri içeriden değiştirmemde yardım edebilirsiniz.
Oturun.
CRM'in yaşaması gereken dönüşüm için gerekenler ikinizde de mevcut.
Neden başka şeye dönüşmesi gerekiyor? Şehir ayakta, kendini idare ediyor.
CRM de dış dünyayla ilgileniyor. Başka yerlerin aksine, burada her şey yolunda.
İnsanlar ayrılamıyor. Özgür değiller.
Kimse özgür değil, dünya bu haldeyken. Fakat hayattayız, hayattasın ama...
aslında öyle olmamalıydın.
CRM bulduğu insanları iki şekilde sınıflandırır: A'lar ve B'ler.
A'larda dayanma gücü vardır. A'lar inandıkları şey uğruna ölür.
No comments yet. Be the first to leave one.