ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Soldaki sonsuz güneş. Mauritius'un plajlarından kum zerreleri içeriyor.
O hoş doku oradan geliyor.
- Peki. - Sağdaki de Paris gold.
Pigment Fransa'daki altın kaplama bir evden geliyor.
Versay Sarayı'ndaki Aynalar Salonu'nun pervazları da oradanmış.
- Biliyorum. Biliyorum, evet. - Tamam. - Evet.
Tahiti vanilyasına kesin hayır mı diyorsun?
- Evet, çünkü o dondurma aromasıdır. - Peki.
- Hayır. Bebeğim, burası bebeğimizin odası. - Tamam.
- Mükemmel olsun istiyorum. - Biliyorum.
Kız mı erkek mi bilirsek daha kolay olur, diyorum sadece.
Birkaç ay içinde öğreneceğiz.
- Ayrıca öğrenmeye karşı değilim. - Öyle mi?
Bilmesem de olur diyorum sadece. Ayrıca sürpriz olması çok daha keyifli.
Evet, o enerjiyi alıyorum.
Ne diyorsun?
Paris gold!
- Sanırım Paris gold'u beğendim. - Güzel.
- Ben de. - Karar verildi.
Sıra bende.
Baştan sona harikaydın bu süreçte.
O kadar muayene, iğneler. Her şeye rağmen çok iyiydin.
Tek başıma yapmadım ki.
Ben tek başıma yaptım. Kabın içine. Yapayalnız şekilde.
Hazır mısın?
Evet, hazırım.
Çok korkuyorum ama hazırım.
Beni seviyorsun.
Sen de beni seviyorsun.
Mantık ve istatistiksel akıl yürütme...
fen bilimleri ile sonsuz bilinmezlik arasında bir yerde konumlanıyor gibidir.
Ancak hiçbir şey gerçekten uzak olamaz.
Aslında matematiğin diğer çalışma alanlarından pek farkı yok.
Sadece tek bir yanıt vardır.
- Tamam. - Beyler, şunu kesin.
John'la ikisi takılıyordu bir ara.
- Oğlum! - Cidden mi?
- Çok öncedendi. Ben evliyim artık. - Anlat anlat.
- Çeneni kapar mısın? - Gri bölge yok.
Uzlaşmama lüksünüz yok.
Geceyle gündüz gibi net.
Hey.
Hey.
Bugün Scarsdale'lerin evini gösteriyorsun, değil mi?
Evet.
Ben de gelsem olur mu?
Haydi işte. Beraber çalıştığımız son projeydi o.
Bence iyi fikir değil.
Ah John! John! Lütfen aç, lütfen!
Peki, teşekkürler. Sizi görmek güzeldi.
Merhaba, ben John Winter. Lütfen mesajınızı bırakın.
Merhaba, ben John Winter.
Siktir ya, lütfen! Haydi be, John!
CEVAPSIZ ÇAĞRI
Hey!
Gel buraya.
Beni seviyorsun.
Sen de beni seviyorsun.
Burada kalamam ben.
Biliyorum.
MAHZEN KAPISI
Bak, doğru evi elbet bulacağız. Bulunca da o olduğunu anlayacağız.
Bir aydan fazla oldu.
Ya fiyat bütçemizi çok aşıyor ya da evlerin masrafı oluyor.
- Söz, o mükemmel evi bulacağız ve hayal ettiğimiz gibi yaşayacağız. - Yaa?
Belki başka semtlere de bakmak istersiniz?
Ya da diğer kasabadan birkaç eve bakarsınız?
Hayır, hayır. Burası iyi. Burada evimizde hissediyoruz.
Açıkçası bende pek seçenek kalmadı.
Ama anlaşılan siz gerçekten buralarda yaşamak istiyorsunuz. Sizi bir arkadaşıma yönlendireceğim.
Çok uzun zamandır burada yaşıyor. Herkesi tanır. Tüm konutları da bilir.
Aradığınız evi bulmanıza etse etse o yardım eder.
Baksana. Korku filminin başlangıç sahnesi gibi.
Hayatım, bir fikrim var. Haydi büyük ve esrarengiz evde yaşayan tanımadığımız...
bir adamı ziyaret edelim. Ne olabilir ki?
Aslında bu kadar çaresiz durumdayken kime olsa gidilir.
Evet, öyle galiba.
- Oha ya! - Vay!
Hoş geldiniz! Gelmeye karar vermenize çok sevindim.
Ben Emmett. Emmett Claymore.
- Evet, John. - John! - Bu eşim Sera.
- Sera, çok memnun oldum. - Memnun oldum.
- Bizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. - Ne demek. Lütfen, içeri geçelim.
Tamam, işte buyurun.
Pek böyle Jacobethan mimarisi kalmadı artık.
Bak bak bak! Mimariden anlayan biri!
- Evet. Yapım tarihi nedir? 20'lerin başı? - 1918.
Ben aldığımda çok kötü durumdaydı.
10 yıla yakın süre renovasyonla geçti. Ama sonunda restore etmeyi başardım.
Mükemmel.
- Yalnız çok iyi, değil mi? - Evet.
Ee, Jeannie bizim buralarda ev baktığınızı söyledi?
Evet. "Bakıyoruz" kısmı doğru.
Burayı gerçekten seviyoruz ama bir türlü ev bulamadık.
Şaşırmadım.
Emlak işleri çetrefillidir burada. Evlerin çoğu mirasla devrolur.
Siz nesiniz peki? İşin içinden misiniz?
- Öyle de denebilir. - Peki.
Hayır, doğru konutu doğru insanlara ayarlama konusunda uzmanım diyelim.
Bunu yaparken de yardım ettiğim insanları tanımaya çalışırım.
Evet.
98 Margaux var elimde. Tek başıma içmeyi hiç istemem.
Peki, sizi erken bir akşam yemeğine kalmayı teklif etsem?
Hem iş hem keyif bir arada olur.
Evet! Evet, çok isteriz.
- Harika. - Evet. - Yemek odası hemen şurası.
Biriniz mimar biriniz matematikçi demek?
- Merak eden... - Evet.
ve problem çözen. Bir tarafta sınırsız olasılık...
diğerinde tek bir çözüm. Merak ettiğim şey ise bunu nasıl sürdürebildiğiniz.
Şöyle izah edeyim. Ben her şeyi bilmek isteyen, bu da hep haklı olan.
- İşte aramızda bir şekilde yürütüyoruz. - Anladım.
Ee, neden bu kadar uzağa taşınıyorsunuz?
Yani gençsiniz. Şehirde yaşamak size daha cazip gelir diye tahmin ediyorum.
Bir sayfayı kapatıyoruz. Yeni bir sayfa açmak için buradayız.
Öyleyse...
hepimizin hayatlarındaki yeni sayfaya içelim.
- Şerefe. - Şerefe. - Şerefe.
Şerefe.
Bütün bunlar nedir?
Evin inşasında ilk temel atılırken...
çalışanlar eski eserler bulmuş.
Madencilik araçları, eski silah ve benzeri şeyler.
Ben taşınana kadar hepsi evin arkasındaki kulübedeydi.
Renovasyona başlandığında...
kendim de bacalara ve duvarlara gizlenmiş çok sayıda kalıntı buldum.
Ne gibi şeylerden bahsediyoruz? Para dolu çanta?
- Öyle şeyler değil. - Yaa? Tüh.
Ama hiçbirini atmaya kıyamadım.
Böyle bir vitrin yaptım işte.
Evin ve zengin tarihinin yaşayan bir kaydı gibi görüyorum.
- Çok güzelmiş. - Evet.
Bizim de aradığımız bu. Karakteri olan bir ev.
Eski evler için ne denir, bilirsiniz. İnsanlar gibidirler.
Hepsinin derin, karanlık sırları vardır.
O zaman evinizle düzenli buluşmaya gelsem olur mu?
Bilemiyorum. Duruma bağlı. Ya ev sizin olsaydı?
- Teklif yapsak mı? - Olur, üzerimde 27 dolar falan var.
- Bence bu teklifi kaçırmamalı. - Bence de kaçmaz...
Evet ama bir an için finansal konuları unutalım ve şöyle farzedelim...
- Evet? - Ya bu ev sizin olsaydı?
Pardon, anlayamadım.
Yeni bir sayfa açmak istediğinizi söylediniz.
- Evet. - Tamam. İşte sorum şu...
bir ev sizi mutlu edebilir mi?
Bu ev sizi mutlu edebilir mi?
Hayır, hayır.
İnsanı mutlu eden şey ev değildir. Yuvadır o.
Siz peki? Bu ev sizi mutlu etti mi?
Bir zamanlar etti.
Bir zamanlar? Ne oldu? Ne değişti?
Galiba yuvam eve dönüştü.
Sadece ev.
Belki ikiniz için farklı olur.
- Gerçekten çok güzel ağırladınız. Ama biz gitsek iyi olur. - Evet.
Bu kadar içkiden sonra misafirlere kalmayı teklif etmemek bir ev sahibine yakışmaz.
- Şey... - Lütfen, bakın.
Kalmalısınız. Üst katta misafir odaları hazır. Israr ediyorum.
Gerçekten araç sürmemelisin.
- Muhtemelen sürmemeliyim bu halde. - Hayır, sürmemelisin.
Anlaştık o zaman.
Ben buraları toparlarım.
Siz uyuyun dinlenin.
Sohbete sabah devam ederiz.
Çünkü sanırım sizin için en uygun evi biliyorum.
Düşünsene. Bir düşün, tamam mı? Mesela...
Çardakta kahvaltı yapıyoruz.
Muhteşem partiler veriyoruz.
Çocuklarımız bahçede koşuşturuyor.
- Yani belki... - Kapa çeneni!
Sence yardım eder mi gerçekten?
Evet, belki eder.
Ne?
Özledim seni.
Duyuyor musun?
Bilmiyorum. Gitmiş olabilir.
- Bilmiyorum. - Emmett?
Emmett, biz çıkıyoruz. Veda edelim dedik.
- Nerede bu? - Bilmiyorum.
"Sevgili John ve Sera..."
Sizlerle tanışmak büyük zevkti.
Beraber geçirdiğimiz kısacık zamanda anlamlı bir bağ kurduk.
Önünde uzun ve mutlu bir gelecek olan çok tatlı bir çiftsiniz.
Sizleri tanıdığım kadarıyla, bir değişim, yeni bir...
başlangıç aradığınız belli ve size yardım etmek istiyorum.
Bu ev benim unutmak istediğim bir geçmişi temsil ediyor.
Eşim her gün bahçede oturur...
güneşin batışını izlerdi.
Kendim artık istemediğimden...
evi ve içindeki her şeyi size vermek istiyorum.
Yalnız bir şartım var.
Mahzen kapısını asla açmamalısınız.
Bu şarta uyarsanız ev sizindir.
Ama sözleşmeye uymazsanız ev derhal bana döner.
Eminim açacağınız yeni sayfa için bu küçük bir bedeldir.
Karar sizin.
Saygılarımla, Emmett.
Anlamıyorum.
Bırakıp gidecek kadar önemsiz ama görmemizi istemeyeceği kadar önemli şey ne olabilir ki?
Kimin umurunda?
No comments yet. Be the first to leave one.