ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
1 Kasım 1959'da New York'un nüfusu 8.042.783'tü.
Ortalama boyları 1,69 olan bu insanları yan yana dizseydik,
Times Meydanı'ndan Pakistan'da Karaçi'nin varoşlarına kadar erişirlerdi.
Bunları biliyorum çünkü Sağlam Hayat adlı
bir sigorta şirketinde çalışıyorum. Ülkenin en büyük beş firmasından biriyiz.
Merkez büromuzda 31.259 kişi çalışıyor.
Bu sayı Natchez, Mississippi'nin nüfusundan daha fazla.
Ben 19. katta çalışıyorum.
Sıradan Poliçeler Departmanı, Prim Hesaplama Bölümü,
Kısım W, Masa Numarası 861.
Adım CC Baxter: Calvin'in C'si, Clifford'ın C'si.
Ama birçok insan bana Evlat der. Burada üç yıl 10 aydır çalışıyorum
ve net maaşım haftalık 94 dolar 70 sent.
8.50 ile 17.20 arası çalışıyoruz.
On altı asansör 31.259 kişiyi taşırken ciddi bir trafik sıkışması olmasın diye
binayı kat kat boşaltıyorlar.
Bana gelince, sık sık ofiste kalıp
bir iki saat daha çalışırım, özellikle de hava kötüyse.
Çok hırslı olduğumdan değil.
Sadece eve gitmek için doğru zaman gelsin diye vakit öldürüyorum.
Apartman dairemle ilgili küçük bir sorunum var da.
Batı 60. Cadde'de oturuyorum. Central Park'a sadece yarım blok.
Kiram ayda 85 dolar. Aslında 80 dolardı, geçen temmuzda
ev sahibim Bayan Lieberman ikinci el bir klima takana kadar.
Gerçekten güzel bir daire. Lüks değil ama rahat.
Tam bir bekâra göre.
Tek sorun evime her istediğimde girememem.
Kes şunu Sylvia. Çıkmamız gerek.
Bu panik neden? Ben bir martooni daha alacağım.
Lütfen Sylvia. Saat dokuzu çeyrek geçiyor.
Önce beni buraya sokmak istiyorsun, sonra da acele ettiriyorsun.
-Bana kendimi ucuz hissettiriyorsun. -Ondan değil tatlım.
Adama saat sekizde evden çıkacağıma söz verdim.
Hangi adama? Bu arada, kimin evi burası?
Ne fark eder? Bizim ofisten bir ahmağın.
-İyi akşamlar Bay Baxter. -İyi akşamlar Bayan Lieberman.
-Ne hava ama. -Evet.
Cape Canaveral'daki çılgınlık yüzünden olmalı.
-Dışarıda mı kaldınız? -Hayır, sadece bir arkadaşımı bekliyorum.
-İyi geceler Bayan Lieberman. -İyi geceler Bay Baxter.
-Nerede oturuyorsun? -Dedim ya, annemin yanında.
-O nerede oturuyor peki? -179. Cadde, Bronx.
Tamam. Seni metroya götüreyim.
Ne münasebet! Bana taksi çağıracaksın.
Siz kadınlar hep Bronx'ta oturmak zorunda mısınız?
-Buraya başka kızlar da mı getiriyorsun? -Kesinlikle hayır. Ben evli ve mutluyum.
Merhaba Bayan Dreyfuss.
-Bir sorun mu var? -Hayır. Anahtarımı düşürmüşüm de.
İşte buradaymış.
Evinizden bir gürültü patırtı geliyordu. Hırsız girmiş olmasın?
Siz hiç merak etmeyin. Evde çalınacak bir şey yok.
İyi geceler Bayan Dreyfuss.
Rahatsız ettiğim için üzgünüm Evlat ama küçük hanım galoşlarını unutmuş.
Şikâyet etmek istemem Bay Kirkeby ama sekizde evi boşaltmalıydınız.
Biliyorum Evlat ama bu işler otobüs tarifesi gibi işlemiyor.
Yaz olsa sorun etmem ama bu gece yağmur da yağıyor.
-Yemek de yememiştim. -Elbette.
Bak oğlum, personel bölümünden Sheldrake'e methettim seni.
-Bay Sheldrake'e mi? -Doğru.
Bizim departmanı konuşuyorduk; iş gücü ve terfi açısından…
Ne kadar zeki bir çocuk olduğunu söyledim. Hep genç yönetici arayışındalar.
Teşekkürler.
Yukarı doğru çıkıyorsun Evlat. Ve içkin de bitmiş.
Biliyorum. İpotek ve Krediler'den Bay Eichelberger
dün gece Cadılar Bayramı partisi vermiş.
Bana votka ve vermut alıp şişelere ismimi yaz.
Evet Bay Kirkeby. Son iki şişe için borçlusunuz.
Cuma günü öderim.
Bu arada, eskiden aldığın şu peynirli krakerlere ne oldu?
Peynirli krakerler mi?
Şerefe.
-İyi akşamlar Baxter. -Merhaba doktor. Gece işi mi?
Evet. Schrafft's'ta biri kulüp sandviç yemiş ama kürdanı çıkarmayı unutmuş.
-İyi geceler doktor. -Baxter,
o kadar içki içebildiğine göre böbreklerin pek sağlam olmalı.
Ben içmedim. Yani…
Ara sıra misafirlerim oluyor.
Aslına bakarsan, her yerin sağlam galiba.
Duvarın arkasından duyduğum kadarıyla her gece iş başındasın.
Gürültü yapıyorsam özür dilerim.
Bazen de bir gecede iki maç yapıyorsun.
-Senin gibi silik bir tip… -Evet. Görüşürüz doktor.
Baxter,
Columbia Tıp Merkezinde bir araştırma yapıyorum.
-Belki bize bir iyilik yapabilirsin. -Ben mi?
Vasiyetini hazırladığın zaman, ki bu gidişle hazırlamalısın,
vücudunu üniversiteye bağışlamayı düşünür müsün?
Vücudumu mu?
Korkarım hayal kırıklığına uğrarsınız. İyi geceler doktor.
Yavaşla oğlum!
Tanrı aşkına.
Klasik filmler kuşağı gururla sunar:
Başrollerde Greta Garbo, John Barrymore
Joan Crawford, Wallace Beery ve Lionel Barrymore.
Grand Hotel adlı filmle.
Ama öncesinde sponsorumuzdan bir mesaj:
Modern usulde sigara içiyorsanız, o sahte filtreler sizi kandırmasın.
Ve şimdi de Grand Hotel.
Başrollerde Greta Garbo, John Barrymore,
Joan Crawford, Wallace Beery ve Lionel Barrymore.
Ama öncesinde diğer sponsorumuzdan bir mesaj:
Dostlar, takma dişleriniz sallanıyor mu?
-Alo? -Selam Evlat.
61'inci Cadde'deki bir bardayım, aklıma sen geldin. Arayabilirim diye düşündüm.
Çok naziksiniz ama kiminle görüşüyorum?
Dobisch. Yönetimden Joe Dobisch.
Elbette. Bay Dobisch. Sesinizi çıkaramadım.
Önemli değil Evlat. Dediğim gibi,
61. Cadde'de bir yerdeyim ve galiba şansım yaver gitti.
Özür dilerim Bay Dobisch.
Sizlere yardım etmek isterdim ama saat geç oldu. Başka zaman yapsak?
Bak Evlat, bu fırsatı kaçıramam. Kız, Marilyn Monroe'ya benziyor.
Ama ben yatmıştım. Üstelik uyku hapı da aldım.
Korkarım cevabım hayır.
Bak Baxter. Aylık performans değerlendirmelerini yapıyoruz
ve seni ilk 10'a koymuştum. Bunu mahvetmek istemezsin, değil mi?
Elbette hayır. Ama geceleri yeteri kadar uyumazsam nasıl verimli olabilirim ki?
Saat daha 11. Ve daireni sadece 45 dakikalığına istiyorum.
Kendimi yalnız hissetmeye başladım.
-Hem sen kiminle konuşuyorsun böyle? -Annemle.
Bu çok hoş. Gerçekten çok hoş.
Otuz dakika olsun. Ne dersin Evlat?
İçkim kalmadı. Temiz kadehim yok.
Peynirli krakerim de yok. Hiçbir şeyim yok.
Bırak onları ben dert edeyim. Sen anahtarı paspasın altına bırak ve ortadan yok ol.
Evet Bay Dobisch.
Siz nasıl isterseniz Bay Dobisch!
Hiç sorun değil Bay Dobisch! Buyurun!
Evlat'ın Yeri asla kapanmaz.
Marilyn Monroe'ya benziyormuş!
ÇOK GÜRÜLTÜ YAPMAYIN! KOMŞULAR ŞİKAYET EDİYOR
-Burası mı? -Evet.
-Ne kadar? -Yetmiş sent.
Parayı çıkarsana.
İçkilere dikkat et!
-Bir papel ver. -Teşekkürler.
Tekrar yerine koy tatlım!
Aferin kızıma.
-Bunun iyi bir fikir olduğuna emin misin? -Daha iyisi aklıma gelmiyor.
Gecenin bir yarısı annenin odasına dalmayalım.
Sen onu merak etme.
Çıtını çıkarırsa işinden olur.
Anahtarı alsana.
Orada değil. Paspasın altında.
-Paspasın altında mı? -Hadi.
Aç şunu. Bütün gece burada duramayız.
-Burası annenin evi mi? -Doğru.
Mildred! Bizimki yine iş başında.
Günaydın Bay Kirkeby.
Nasılsın Baxter? Bugünlerde seni çok meşgul ediyorlar mı?
Evet efendim. Kesinlikle ediyorlar.
-Günaydın Bay Kessel. -Günaydın Bayan Robinson.
Günaydın Bay Williams. Günaydın Bayan Livingston.
Günaydın Bay McKellway. Günaydın Bayan Schubert.
Günaydın Bay Davidson. Günaydın Bay Kirkeby.
-Günaydın Bayan Kubelik. -Günaydın Bay Baxter.
Günaydın Bayan Kubelik.
Hepsi bu. Çıkabilirsiniz.
Kapıya dikkat edin lütfen. Gidiyoruz.
-Saçınıza ne yaptınız? -Beni sinir ediyordu, ben de kestirdim.
-Büyük hata, değil mi? -Hayır. Ben beğendim.
-Nezle olmuşsunuz. -Evet, size yakın durmasam iyi olacak.
Ben hiç nezle olmam.
Sahi mi? Hastalık ve Kaza Ödemeleri Bölümü'nden istatistiklere bakıyordum.
Yirmi ila 50 yaşındaki New York'lular yılda ortalama 2,5 defa nezle oluyormuş.
-Kendimi kötü hissettim. -Neden?
Ben hiç nezle olmuyorsam, zavallının biri
-senede beş defa oluyor demektir. -Evet. O zavallı benim.
-Bu sabah yatakta olmalıydınız. -Dün gece yatakta olmalıydım.
On dokuz!
Adımınıza dikkat edin.
-Ve ellerinize dikkat edin Bay Kirkeby! -Anlayamadım?
Bir gün bu kapıları üstünüze kapatacağım ve siz…
Bir sonraki kat 20!
Şu Kubelik yok mu… Onu yavaş bir asansöre atıp Çin'e götürmek isterdim.
-Binadaki en iyi operatör. -Ben de fena sayılmam.
Ama randevusal açıdan yüz vermiyor.
Belki yaklaşımınız yanlıştır.
Birçok erkek her türlü yaklaşımı denedi. Olmayacak.
-Ne ispatlamaya çalışıyor ki? -Belki iyi ve namuslu bir kızdır.
-Onlardan milyonlarca var. -Şuna da bakın! Küçük Lort Fauntleroy.
Alo, Bay Dobisch? Ben 19. kattan Baxter.
Evlat! Ben de seni aramak üzereydim.
Oturma odası duvarın için özür dilerim.
Kız, Picasso'nun serseri olduğunu iddia edip durdu ve bir duvar resmi yaptı.
Ben Picasso için aramadım. Evimin anahtarı için aradım.
Anahtarı paspasın altına bırakacaktınız.
Ama bıraktım.
Oraya koyduğumu gayet iyi hatırlıyorum.
Anahtarı buldum. Ama başka bir anahtardı.
Öyle mi? Şu işe bak! Bu sabah yönetici tuvaletine giremememe şaşmamalı!
Ben de evime giremedim!
Ve gece dörtte ev sahibini kaldırıp bir ton hikâye uydurmak zorunda kaldım.
Yazık.
Anahtarı aşağı gönderiyorum. Ve terfine gelince…
Performans değerlendirmeni Personel Bölümü'nden Bay Sheldrake'e yollayacağım.
-Bugün ondan haber alırsan şaşırmam. -Teşekkürler Bay Dobisch.
Bay Dobisch'ten.
Bir saniye.
Bay Dobisch'e.
No comments yet. Be the first to leave one.