ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Hatırlıyorum.
İlk geldiğimde ben de senin gibiydim, Sylvia.
Bitmiş, kaybolmuştum. Umutsuz vakaydım.
Hayatımın yönünü...
tayin edemez haldeydim.
O yüzden o gün geçmişindekileri paylaştığında seni anladım.
İlk geldiğim günlerdeki halimi hatırlattı bana.
Yanından geçtiğimi hatırlıyorum.
Bisikletinle yokuştaydın ve doksan gündür içmemiştin.
Şöyle demiştim...
"Hepimiz güçlükler yaşıyoruz ama onlara teslim olmamalıyız."
Ben buradayım.
Geldim, başardım, buradayım.
Neyle karşılaşacağımı bile bilmiyordum.
Ama Anna'yı görmek güzel.
Keşke senin gibi olabilseydim diyorum.
Nasıl anlatsam bilmiyorum ama...
keşke annem de senin kadar güçlü olabilseydi, Sylvia.
Sevgili Sylvia...
sponsorun olmak büyük onurdu benim için.
Biliyorum bunu duymak istemezsin ama senin için dileğim, umarım birini bulur ve...
benim gibi yalnız kalmazsın.
Anna büyüyecek...
buralardan gidip kendi yolunu çizecek.
Yapacak bunu.
- Evet. - Yapacak.
Seninle ikimiz 13 yıldır beraberiz.
Çoğu evlilikten daha uzun süre.
Hepinize teşekkür etmek istiyorum.
Bana yer açtığınız için hepinize minnettarım.
Bu grup olmadan hiçbiri mümkün olamazdı.
Ve kızım için şükrediyorum.
Burada olmak nasıl?
- İyi. - İyi? Beklediğin gibi mi?
- Yani evet. - Evet?
Evet.
- Seninle gurur duyuyorum. - Sağ ol, hayatım.
- Yıldönümün kutlu olsun! - Senin adına çok sevindim!
- İyi ki geldin. - Tebrik ederim! İyi akşamlar.
- Yemek yer miyiz? Yemek? - Evet.
Tek kalan erkek sensin.
- Dolap bozuk yine. - Çağırırım birini.
- Görüşürüz, anne. - İyi dersler.
- Sağ ol, görüşürüz. - Görüşürüz.
Günaydın, Karen.
Haberin olsun, Mario bu sabah biraz huysuz.
Süper. Tamam.
- Herkese günaydın. - Günaydın.
- Günaydın. - Anthony, günaydın.
- Girsene. - Günaydın, Anthony.
Günaydın.
- Günaydın, Anthony. - Günaydın.
N'aber?
Ben bolon...
- bolonya sandviç seviyorum. - Acele etme, tamam.
Ve elma püresi seviyorum. Cips seviyorum.
Dışarı çıkarken mont giymen gerek.
Biliyorum iki kat giymişsin ama hava çok soğuk, Mario.
Haydi ceketini giy. Kendin giymek ister misin?
Tamam. Ben taşırım. Tamam. Haydi.
Aşağıya inelim, otobüsü kaçıracaksın.
Evet, lütfen.
Başka isteyen var mı?
Herkes tamam mı?
- Peki. - Kusura bakma, bunu alıyorum.
Bu daha iyi.
Hey, ben molaya çıksam olur mu?
- Tabii ki, sen ara ver. - Tamam. İşte al.
- Lucy, ellerini yıka. - Yıkadım zaten.
Rocca oynuyordun.
Tom fotoğraf istiyor. Gönderelim mi?
- Tabii. - Mark.
- Mark. - Ne?
- Sırası değil. - Fotoğraf sadece.
- Beraber vakit geçirelim. - Tamam, dur.
Bu kadar yeter.
- Mark. - Tamam.
- Yemeğe kalıyor musunuz? - Hayır.
Sağ ol, evde yeriz. Gel, buraya otur.
Cuma günü Woodbury mezunlar gecesine gidiyor musun?
Robert gitmiyor.
- İstersen ben gelirim seninle. - Sağ ol, balım.
Bence gitsen iyi olur. Sosyalleşmiş olursun. AA dışından birileriyle.
- Yıldönümü toplantısı nasıldı? - İyiydi.
Güzel miydi?
Neyin yıldönümü?
- Ben sana sonra anlatırım. - Evet.
- Ne yıldönümü? - Lucy.
Yemeğini ye.
Hemen ödemen şart değil. Robert'ın parası değil.
- Torbacılığa mı başladın? - Hayır, öğrenciler nakit ödüyor.
- Say istersen ama hepsi orada. - Hayır, hayır. Sağ ol.
Söyleyeyim diyordum. Annem seni ve Anna'yı sorup duruyor.
Ne kadar kalacak?
Geri dönüp ne yapacak ki? Babamın yokluğunda yapamıyor.
Anna, gitmemiz gerek.
Aspirinin var mı?
Evet?
Merhaba, efendim. Buzdolabı için çağırmışsınız.
Kadın olsun demiştim.
Evet, kendisi bugün müsait değil. İsterseniz ben gideyim?
Hayır, gelin.
Mutfak şu tarafta.
- Su sızıyor. - Gördüm, tamam.
Olamaz! Rebecca!
- İnanmıyorum! - Vay!
- 15 sene mi oldu? - Daha fazla, ben hamileydim.
- Doğru. Muhteşem görünüyorsun! - Biliyorum, teşekkürler.
- Sylvia. - Selam.
- Ne zamandır görmüyorum seni. - Seni görmek de güzel.
Kız kardeşin burada mı?
Hayır!
- Son anda iptal etti. - Bana demişti ki...
- Onun görürüm diyordum. - Üzgünüm.
Numarasını alalım mutlaka.
- Evet, evet. - Milleti görmek için sabırsızlanıyorum.
Çok güzel olmuş. Burada olmak çok güzel.
- Teşekkürler. - Teşekkürler sana.
- Muhteşem görünüyorsun. - Teşekkürler.
İnanamıyorum!
İnanmıyorum! Gelmene çok sevindim!
- Çok hoşsun! - Hayır, hayır!
Ne giysem bilemedim.
- Çok güzel olmuşsun! - Seni görmek çok güzel.
- Bill burada mı? Çok sevindim! - Hemen şurada.
- Ne alırsınız? Kırmızı, beyaz? - Sadece su alırım. Teşekkürler.
İki derse giriyordu. Hem dans hem resim.
Sen ders aldın mı ondan?
Dans seçmeli dersti ama alınırdı yani...
Merhaba, merhaba! Umarım hepiniz duyabiliyorsunuzdur.
Sadece sizlere...
kısaca ve içtenlikle bu gece burada olduğunuz için teşekkür etmek istedim.
Gerçekten desteğini gösterdiniz.
Bunun için teşekkürler.
O kadar yıl sonra tanıdık yüzleri görmek çok güzel.
Eminim sizler de benim gibi...
özlemişsinizdir bunu, değil mi?
Woodbury Lisesi'ni özledim.
İşin ilginç yanı...
sanki üzerinden hiç zaman geçmemiş gibi geliyor.
Çok uzatmayayım. Haydi kadehlerimizi siz güzel insanlar için kaldıralım.
Burada olduğunuz ve o lise yıllarını özel yaptığınız için hepinize teşekkürler.
- Hepinizin şerefine! - Şerefe!
Alarm aktif.
Anne, ben odamdayım.
Ne yapıyorsun? Uzak dur pencereden.
Geç yat, kızım.
Yat.
Hey, Karen. Ben sanırım bir şeyler falan geçiriyorum.
Sesli mesajla açıklayamam aslında ama...
belki açarsın diye aradım. Çünkü biliyorum, sen de pek uyumuyorsun.
Bunu dinleyince beni ara. Görüşürüz.
Ne istiyorsun?
Telefonun var mı?
Ceplerine bak. Telefon cüzdan falan var mı? Neyin var?
Merhaba, evimin önünde bir adam var. Bütün gece buradaydı.
Tanıyor musunuz?
Anne.
Adres... Kızım!
- Kim o? - Bir şey yok.
Battaniye getir bana. İyi iyi.
Adresim 39. Sokak, No 264.
Evet, isim Sylvia. Bu numara benim.
Tamam, görüşmek üzere.
İyi misin, abi? Haydi, geç.
Hey!
Merhaba.
Korkuttun bizi gerçekten.
- Gel bakalım buraya. - Merhaba.
- Kahve ister misin? - Hayır, gerek yok.
- Geç otur. - Tamam.
Buraya kadar sırf beni görmek için mi geldin?
- Evet. - Gerçekten? - Evet, yani...
bütün gece ortadan kaybolmuşsun.
- Neyse ki zatürre olmadın. - Yıllardır hasta olmuyorum ben.
- Kayboldun işte, kabul et. - Hayır, kaybolmadım. Tuvalete gittim.
Evet ve dönüşte yolunu bulamadın.
Hey, yeter! Yeter! Hey! Yeter!
Ben kahve alacağım.
Bağırmak şart.
Telefonda ağlıyordun.
Geceden yalnız mı ayrıldın?
- Geceden yalnız mı ayrıldın? - Hayır.
Bilmiyorum, bilmiyorum.
- Ayrılışını hatırlıyor musun? - Hayır.
Bu sana benziyor gibi.
- Öyle mi? - Birazcık.
- Teşekkürler. - Tabii ki.
Senin için de bir şeyim var.
Peki.
Bu daha küçük bir şey.
Anladım.
Tamam.
"Saul Shapiro, demanslıyım."
"Acil durum kişisi."
Acil durumlar için Isaac'in numarasını yazmak doğru olur mu, bilemedim.
Peki.
Gösterişli olsun dedim.
En azından içeride tutabilir miyim?
Tamam. Tamam.
No comments yet. Be the first to leave one.