ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Bu dizi Ben Macintyre'ın kurgusal olmayan kitabına dayanmaktadır.
Bu hayal ürünü eser için bazı isimler değiştirilmiş,
bazı karakter ve sahneler dramatik amaçla eklenmiştir.
Philby Anlatıyor
Bay Philby, Burgess ve Maclean'ın kaybolmasından
birkaç ay sonra Dışişleri Bakanlığı'ndan
istifa etmeniz istendi.
Ve Dışişleri Bakanı geçmişte komünist bağlantılarınızın
olduğunu söyledi.
Bu yüzden mi istifa etmeniz istendi?
İhtiyatsız bir ilişkim nedeniyle istifa etmem istendi.
- Burgess'le olan ilişkiniz mi? - Doğru.
Bir süre Washington'da
sizinle yaşayan Burgess için hâlâ
arkadaşım diyebilir misiniz?
Şimdi onun için ne düşünüyorsunuz?
Yaptıklarını talihsiz buluyorum.
Arkadaşlık konusuna gelince,
mümkün olduğunca az konuşmak isterim,
çünkü çok karışık bir durum.
4. Bölüm: Votka
Onda bir şey var.
İşte.
Şaka yapıyorsun.
Eğer korkulan Windsor düğümü bir şekilde Rusya'ya girdiyse,
lütfen yapmaya cesaret edemediğim bazı şeyler
olduğunu anla.
Nick?
Hayatım?
Aşağıda mısın?
Sör Anthony Blunt Rus İstihbarat Servisi'nin adamı
Ben çıkıyorum.
Peynir, turşu ve jambonlu sandviç yaptım.
Bu akşam yine geç gelirsem, güveç hazır.
Isıtman yeterli.
Hey, gel buraya.
İyi misin? - Bir öpücük daha.
Bildiğimiz İngiliz havası. Hiç şaşmaz.
Ben de şimdi işe gitmek üzereydim.
Biraz içeri gelebilir miyim?
Günaydın. - Günaydın.
Bay Angleton, trene yetişeceğim, yani sakıncası yoksa,
bir an önce söyle.
Dün gece konuştuğumuz şeyler konusunda...
Bu biraz alışılmadık ama.
Evime güpegündüz bu şekilde gelmen.
Veya daha doğrusu, konuşmadığımız şeyler...
Paspasta kalır mısın?
Her yeri ıslatıyorsun.
Devam et, dinliyorum.
Dün geceki sorunun cevabı olarak,
tabi ki Londra'da olma sebebim
arkadaşımız Bay Nicholas Elliott'a, yaptığı veya
yapmadığı işlere göz kulak olmak. - Gayriresmi olarak mı?
Efendim?
Dün gece Londra'ya gayriresmi olarak geldiğini söyledin.
Evet.
Beyrut'a da mı gayriresmi olarak
gitmiştin? - Hayır.
Öyle olmadı.
CIA, Batı Norwood'a kadar gelmiş.
Komşularım ne diyecek?
Seni şehre bırakırım diye düşündüm.
- Bir şey sorabilir miyim? - Lütfen.
Erkek olsaydım bunları yapar mıydın?
Ne yapar mıydım?
Birlikte çalışmamızım imkanı var mı diye
bakmaya geldim.
Bu kadar. - Resmi mi,
gayriresmi mi? - İmkanları birleştirmek.
Bilgi alışverişi yapmak.
Bilgi mi?
Paylaşmanın önemli olacağını hissettiğin
bir bilgi yok mu?
Bir an için bile resmi ile gayriresmi
arasındaki farkı geçiştireceğine ihtimal vermiyorum,
bunu kesinlikle yapamayacağımdan emin olabilirsin.
Kahretsin, ne kadar geç olmuş. Hemen çıkmam lazım.
Trenimi kaçıracağım.
Kahrolası Guy Burgess.
Düşünürsen, aslında rezalet.
İkimiz de Rusya adına casusluk yapıyorduk.
Cümlemi bile bitiremiyorum.
İkiniz de KGB casusuysanız, neden onu yanına davet ettin?
Aynen öyle, teşekkürler.
Hem de Washington'da. Bu resmen aptallık.
İntihar.
Hale bak. Su içiyorum.
Aslına bakarsan, neden Guy'ı kalması için davet ettin?
- Kahretsin, sen de mi? - Yerinde bir soru Kim.
Çünkü söylemek istemezdim, ama dostlar ihtiyaç anında yardımlaşır.
Ve başkalarının da soracağı bir soru.
Adam başıboştu, sağlığı çok kötüydü veya ben öyle düşündüm.
Merhaba anne. - Sesinden tanıdım.
- Merhaba Bayan P. Nasılsınız? - İşte.
İşte burada.
Aldım, bölmek istememiştim.
Sana da bir öpücük. - Nereye?
Misafir odamda o korkunç pipoyu
içmesine izin verme Nick.
Kırlentlerime berbat bir koku siniyor.
Söyle, bahçeye çıksın.
Kuaföre ve Cullen'a gidiyorum. Bir şey lazım mı?
Marmelat, tonik ve ekşi limon.
Sen iyi bir arkadaşsın Nick.
Yanında olduğun için çok şanslı.
- Ne olduğundan haberi var mı? - Hayır, bildiğim kadarıyla yok.
Birden Amerika'dan neden geri döndüğünü sormadı mı?
Tanrım, hayır. Bunu sormayacak kadar görgülü.
Neyse, demek istediğim şuydu,
Washington'da tek başınasın... - Ne diyeceğini biliyorum.
Ve Guy çok eğlenceli ve avare Guy görünse de...
Amerika'ya yeni gelmişti, kimseyi tanımıyordu,
ve onun için endişeliydim. - İçki içtiği için mi?
Diğer şeylerle birlikte.
Eğer alkol sorunum olsaydı, ilk geleceğim insan sen olmazdın.
Alkol sorunun var. Bence hepimizin var.
İşin bir parçası.
Ne?
Yok bir şey.
KGB'nin uzak durmak isteyeceği
insan tipi
kontrolden çıkmış bir alkolik,
bariz şekilde tuhaf, Guy Burgess gibi biri.
Guy beni çok güzel kandırdı ama.
Onu inkar edemem.
Sen bana baskı yaptın.
Resmen oyuna geldim.
Hepimizi kandırdı.
Onca zaman bizi Rusya'ya sattı. Tanrım, bilmiyorum.
Biri iç yüzünü görecekse, ben olmalıydım.
Çok üzgünüm Kim.
On yıl önce beni Maclean'a yardım etmekle suçladılar ve...
Burgess'a, hatırlıyor musun? - Hatırlıyorum.
Kahrolası Guy Burgess.
Sen iyi ve vefalı bir arkadaştın. Sonuna kadar arkamda durdun.
Senin masum olduğuna inandım.
Neden?
O zaman inandın da şimdi inanmıyorsun? Şimdi ne değişti?
Deliller.
Flora Solomon'dan mı?
Sadece o değil.
- Nasıl yani? - Biri daha var.
Kim?
Bir KGB döneği.
Sana inanmıyorum.
Doğru olmamasını nasıl isterdim, bilemezsin.
Kimmiş bu dönek?
Aynı kaynak tek hainin sen olmadığını söylüyor.
İki kişi daha hâlâ bu işte.
Sayın Başkan yardımcısı, Sayın Sözcü, senato üyeleri,
ve temsilciler meclisi. Dün,
7 Aralık 1941'de
utançla hatırlanacak bir tarihte,
Amerika Birleşik Devletleri
aniden ve kasten Japon İmparatorluğu'nun
deniz ve hava saldırısına uğradı.
Kim Philby, merhaba.
Jim Angleton.
Şair.
Uğraşıyorum.
Harvard'da şiir dergisi çıkarmıyor muydun?
- Yale. - Furioso.
- Okudun mu? - Uğraşıyormuş, hadi oradan.
- Merhaba. - Kim Philby.
Gülebilirsin. Ben gülerdim.
- Günaydın! - Günaydın Nicholas.
Sana kahvaltı aldım. Daha ziyade vergi mükellefleri aldı.
- Yine ne oldu? - Burada olmaz.
Burada kimse salam hakkındaki şaka dışında
kimsenin lafına kulak asmıyor.
Bu benim mi?
Votka.
Ölmüş mü?
Blunt'ı biliyorlar.
- Kim? - Amerikalılar.
Ne?
Kendin bak.
- Emin misin? - Önce teleksleri oku.
- Bunu nereden buldun? - Bu Al, bu arada.
Bay Elliott.
Al iyidir.
- Merhaba. - Eski bir polis.
- Bunu başka kim gördü? - FBI ve CIA dışında mı?
- Bizim taraftan yani. - MI5 Genel Müdürü,
Karşı İstihbarat Şefi, Arthur Martin, Bayan Sissmore...
- Ve ben. - Ve Al.
Bu insanlar bunu şimdi bana gösterdiğini biliyor mu?
Hayır.
Şu an için bilmiyorlar.
Teşekkürler.
Kesinlikle göze alamayacağımız tek şey
Amerikalıların Blunt'a bizden önce ulaşması,
o yüzden bugün onu yok etmeliyiz,
çünkü aramızdaki son hainlerden biri o değilse bile,
kim olduğunu biliyor. - Bunu Philby mi söyledi?
Bu iş bu şekilde yürür.
- Sana söyledi mi? - Bu kadar açıkça değil, hayır.
- Onu tanıyor musun? - Pek sayılmaz.
Cambridge'den hayal meyal hatırlıyorum. Çok zaman geçti.
No comments yet. Be the first to leave one.