ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Gökyüzü...
...bir zamanlar korku, dehşet ve batıl inanışın nesnesi iken...
...şimdi, büyüyen bilgimizin uçsuz bucaksız alanı.
Venüs'ün uzaklığını, Mars'ın atmosferini...
...Jüpiter'in büyüklüğünü ve Merkür'ün hızını...
...hepsini ve daha fazlasını artık biliyoruz.
Ama gökyüzü, en büyük gizemini bir sır olarak tutmaya devam ediyor.
Bu diğer gezegenlerde ne tür bir hayat var? Ki eğer varsa.
Bizimki gibi bir insan yaşamı mı?
Yoksa son derece düşük bir ölçekte bir yaşam mı?
Ya da tehlikeli bir çapta yüksek?
Bu ezeli sorunun cevabını aramak...
...durmaksızın aramak...
...her yerdeki bilim insanlarının sabit bir meşgalesi olmuştur.
Hem ünlü hem de tanınmayan bilim insanlarının.
Büyük üniversitelerdeki bilim insanlarının...
...ve mütevazı evlerde yaşayanların.
Her yaştan bilim insanlarının.
- Nereye gidiyorsun sevgilim? - Bir şey yok Mary. Kahve yapacağım.
- Saat sabahın 4'ü daha. - 4'ü mü? Alarm çaldı ama?
Rüya görüyorsun. Alarm, her zamanki gibi sabah 07:30'a kurulu.
O zaman oğlanınki.
- David? - Tüh! Seni uyandırmak istememiştim baba.
Saatin kaç olduğunu biliyor musun?
Evet ama Orion şu an zirve noktasında ve bu, önümüzdeki 6 yıl içinde bir daha olmayacak.
Kenara çekil!
- Harika, değil mi? - Evlat, bu kesinlikle muhteşem, evet.
Biliyor musun, Rigel ve Bellatrix'i buldum ama Büyük Nebula'yı bulmak için...
...ikiniz de doğruca yatağa geri dönebilirsiniz.
- Ona sadece-- - Gördüm.
Bir bilim insanıyla evli olduğum yetmiyormuş gibi, oğlum da bilim insanına dönüşüyor.
- Haydi bakalım David, yatağına. - Tüh ya! Anne, biraz daha kalamaz mıyız?
- Olmaz dedim. Bu saat, uyku saati. - Hayır, annen haklı.
Annenin sesini mutfakta duyana kadar yataktan çıkma yok daha.
Babanın sözünü dinle, ihtiyar annen sabah çok erken uyanırsa akşamları uyuyamıyor.
- İyi geceler David. - İyi geceler anne.
İyi geceler baba.
- Artık uyuyacak mısın? - Evet.
İyi geceler evlat.
Vay anasını!
- Baba! Baba! - Ne var oğlum?
Ağaçların ötesindeki kum ocağına bir şey indi.
- Parlak, kocaman bir ışıkla! - Ne?
Haydi gel, şu an orada. Sana göstereceğim.
- Annen sana uyu dememiş miydi? - Uyudum ama parlaklığı beni uyandırdı.
Her yeri aydınlatan parlak bir ışığı vardı.
Baba, işte tam oraya indi!
Rüya görüyordun bence. Bir meteor düşmüş olsa tüm kasaba yataklarından fırlardı.
Düşmedi, kondu! Gördüm!
Ama nedir bilmiyorum baba, uzay gemisi falan olabilir.
- Ne kadardı? - Şey kadar...
- Uçak kadar mı? - Daha büyük!
İyi de şu an dışarıda bir şey yok, öyle değil mi?
- Şimdi yok ama vardı. Gördüm... - Yatağına dön oğlum.
Dinle evlat, tüm bunların hayal gücün olduğunu biliyorsun, değil mi?
- Ama gördüm! - E peki neye benziyordu?
Kesin bir şey diyemem.
Önce o parlak ışık vardı, sonra ışık soldu ve uğultu sesi gelmeye başladı.
Ne yapacağız biliyor musun? Sabah kalktığımızda ilk iş, gidip bir göz atacağız.
Dışarıda bir uçan daire görürsek General Mayberry'e haber vereceğiz. Anlaştık mı?
- Ama... - Sabah dedim.
- Tamam. - Aferin evlat. Hadi, iyi geceler.
- Ne oldu tatlım? - Uykuna geri dön Mary.
- David iyi mi? - Elbette.
- Seni uyandırdığım için üzgünüm. - Şimdi ne yapıyorsun peki?
Hiçbir şey. Birkaç dakikaya dönerim.
- George, neler oluyor? - Nasıl desem...
David, ilerideki ocağa bir şeyin indiğini gördüğünü söylüyor.
Kulağa anlamsız geliyor ama çok inanmış görünüyordu.
- "İndi" derken ne demek istiyorsun? - Parlak bir ışık gördüğünü söylüyor ve...
O böyle bir çocuk değil, böyle hayali şeylere meraklı bir çocuk değil, biliyorsun.
Ayrıca tesisteki çalışmamız gizli...
...ve herhangi bir olağandışı şeyi bildirme emri de aldık.
- Ortalıktaki dedikodular da bir yandan... - Dedikodular mı?
Mary, biliyorsun, seninle bu konularda konuşamam. Gidip bir göz atsam iyi olur.
- Bayan McLean, oğlunuz şu an nerede? - Hala uyuyor. Uyandırmak istemedim.
Kocanız da terliklerini ve sabahlığını giyip o araziye gitti ve ortadan kayboldu, öyle mi?
Kulağa delice geldiğini biliyorum ama lütfen arayıp bulamaz mısınız?
Bayan McLean, kocanız daha önce de böyle ortadan kaybolmuş muydu hiç?
Elbette ki hayır.
Bakın, alınmayın ama bu bilim insanlarının bazen böyle davranabildiğini bili--
Kocam bir tasarımcı, mühendistir. Mizah dergilerindeki çatlak profesör değil.
- Lütfen konuşmayı bırakıp da arayın... - Tamam hanımefendi, tamam.
Olayın içyüzünü öğrenip merkeze bildirmemiz gerekli, bunu siz de biliyorsunuz.
Gidelim Butch.
Burada kimse yok, orası kesin.
Uçan daireler, ortadan kaybolan bilim insanları. Sırada ne var?
- Haydi dönelim. Burada değil. - Bana uyar. Kahve içmek istiyorum zaten.
- George McLean. - E, adam buradaymış demek.
- Tamam, sen kuzeye bak, ben de bu tarafa. - Tamam.
Kahvem yalan oldu.
Hey! Jackson. Jackson!
Hey Jackson, nereye kayboldun?
- Merhaba anne. - Günaydın tatlım.
- İyi uyudun mu? - Evet.
- Saat kaç? - Sekize geliyor olmalı.
- Babam nerede? - Erkenden çıktı.
- Tüh! Babam gidip bakacağımıza söz vermişti. - David, bu sabah huysuzluk etme, yorgunum.
Kahveniz var mıydı acaba?
George, iyisin! Çok endişelenmiştim.
- Ne oldu? Tarlaya gittin sanıyordum. - Bırak artık David. Ne yaptın?
Bill Wilson'ın evinde biraz oturdum.
- Pijamalarınla mı? - Pijamalarımla, açık değil mi?
- Ama... - Saat kaç?
- Terliğinin teki nerede? - Saat kaç dedim!
- Polisleri haberdar etsek iyi olacak. - Ne polisi?
Çok endişelenmiştim George, polisleri aradım.
Dışarıda seni arıyorlar.
- Git onlara söyle David, de ki-- - Olduğun yerde kal!
- Şu anda dışarıdalar mı? - Evet.
Neler oluyor George, nedir bu?
Kendi işine bakmayı öğrensen ne güzel olacak!
Polisler, sorular sorarlar ve ben de cevap veremem...
- Ne olur sorarsalar? Neden cevaplayamazsın? - Kahvemi getirecek misin?
Söylesene baba, dışardayken hiçbir şey gördün mü?
Şu uçan daire saçmalığına yine başlama!
- Baba! - Ne var, ne istiyorsun?
Boynuna ne oldu? Sanki orada bir şey var.
Hiçbir şey yok. Dikenli telli çitten geçerken çizildi biraz.
Dikenli tel mi? Buralarda dikenli tel yok ki hiç.
Dikenli tel çizdi dedim!
Git üstünü giyin artık.
Evet David, acele et, üstünü giyin. Yapacak olduğun bazı işler var.
- Özür dilerim ama ben-- - Bu sizin kocanız mı?
Evet, adım George McLean. Karım sizi işinizden epeyce alıkoydu. Kusura bakmayın.
- Hiç önemi yok. - Siz iyi misiniz?
- Evet, iyiyim. - O zaman rapor edilecek bir şey yok.
Bütün mevzuyu unutacağız, öyle değil mi Mary?
Evet.
Kahve alır mıydınız?
Aptal olma Mary. Bu beylerin yapacak çok önemli işleri var.
- Evet. Sizin de. - Evet, biliyorum.
Görüşmek üzere.
Neye bakıyorsun sen?
Bu adamlar neden bahsediyordu? Sanki bir tür komplo çeviriyorsunuz gibi.
Saçma sapan konuşma Mary. Sana üzerini giyin demiştim!
Ne oldu?
- Biraz önce anneme bakıyordum. - Üzerini giyiniyor.
- Ne istiyorsun? - Hiçbir şey.
- Neyin peşindesin? - Hiçbir şeyin. Oynuyordum sadece.
Andy'nin evine git ve orada oyna.
David...
Buraya gel.
Seni uyarmak istiyorum.
Arazide gördüğünü sandığın hayali hikayelerini etrafa yayayım deme sakın.
Anlaşıldı mı?
Ne oldu?
Oğlun, Andy'lere gideceğini söyledi.
- E, kasabaya gitmiyor muyuz? - Önce dışarı gelmeni istiyorum.
Sana göstermek istediğim bir şey var.
Bayan Wilson, Bay Wilson burada mı?
Hayır. Neden David? Öğleden sonra dönecek. Kasabaya gitti.
- Ne oldu? - Kasabada mı? Emin misiniz Bayan Wilson?
Babam onu daha bu sabah gördüğünü söylüyor.
Yanılıyorsun tatlım, sen, buraya bu sabah gelen ilk kişisin.
- Bir sorun mu var? - Bayan Wilson, Kathy ortadan kayboldu.
Kayboldu mu? Sen neden bahsediyorsun?
Kum havuzunun oradaydı, teleskopumla gördüm.
- Yer yarıldı ve bir şey onu aşağı çekti. - David, mantıklı konuş! Nerede o? Ne oldu ona?
Doğruyu söylüyorum Bayan Wilson. Orada bir şey var...
Nerede o?
- Kathy, nerelerdeydin? Ne oldu? - Hiçbir şey anne. Sana çiçek topladım.
David, buraya gelip de beni böyle ölesiye nasıl korkutursun?
- Üzgünüm Bayan Wilson. - Bence de olmalısın.
- Nasıl böyle bir hikaye uydurursun? - Üzgünüm!
Bayan Wilson! Bayan Wilson! Eviniz yanıyor!
David McLean! Sana az önce...
İtfaiyeyi arayacağım.
İtfaiye işe yaramaz, birisi benzin tenekesini açıp aşağıda her yere dökmüş ve...
...alevler her yere yayılıyor.
Bu imkansız! Yedek benzinimizi garajda saklıyoruz biz!
Aşağıda bir teneke benzin baş aşağı çevrilmiş ve...
...her yere akmış. Yanan şey, bu.
- Kathy, bodrumda mı oynuyordun? - Hayır anne.
43559'ü bağlayın lütfen.
Alo?
Merhaba David.
Üzgünüm, hayır. Profesör Kelston şu an burada değil.
- Mesaj bırakmak ister misin? - Ne zaman döneceğini biliyor musunuz?
Öğleden sonra ancak döner sanırım.
Tüh ya... Neyse, tamam. Teşekkür ederim.
Tamamdır Bay Mitchell, teşekkürler. Yine bekleriz.
Jim! Jim!
- Merhaba David. - Bana yardım et!
Kathy Wilson'ı aldılar! Babama da bir şey yaptılar!
- Kim? Ne yaptılar? - Bilmiyorum ama gördüm. Tarlaya indiler...
- Dur bir dakika, dur. Neyin indiğini gördün? - Uzay gemisi gibi bir şey. Gördüm!
- Şaka mı yapıyorsun yoksa? - Hayır, doğruyu söylüyorum.
Hem iki polis vardı, onlara da aynı şeyi yaptılar.
- Kim, ne yaptı? - Lütfen Jim, bana inanmalısın!
Bana yardım etmelisin. Babama yardım etmeliyiz.
- Tamam David. Sen sakin ol şimdi. - Nereye gidiyorsun?
- Telefon edeceğim. Burada bekle sen. - Babamı arayacaksın! Bunu yapmamalısın!
Merak etme. Hemen döneceğim.
- Derhal komiseri görmem lazım! - Komiser ha? Çok önemli olmalı.
Anlamıyorsun, lütfen! Onu görmek zorundayım!
Sakin ol biraz evlat. Mesele nedir?
- Bana anlatabilirsin. - Hayır, komiseri görmeliyim.
Ben, bunun için buradayım.
Komiseri kim görmek istiyorsa, önce bana nedenini anlatmalı.
No comments yet. Be the first to leave one.