ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Ölü Şehir'de daha önce...
Son üç haftada nüfusumuz ikiye katlandı. Yeni gelenler kaynaklara ortak olmaya devam derse...
- Marisol? - Eşim.
Anne babasını bulmaya gitti.
Geri gelmedi hiç.
Zemin sağlam değil. Herkes sokaktan çıksın.
- Kiler! - Gıdaları kurtarmamız gerek. Yürüyün!
- Hızlıca alabildiğiniz kadar alın! - Tamam. - Sonra da binaya geri dönün.
Bakın! Gıdada kota sadece birkaç ay sürecek, tamam mı?
Ay mı? Ay?
Açtığınız arazi filizlenmeye başladı.
Ve Mason Dillard'ın rehberliğinde...
sokağın karşısında kendi kendine işleyen devasa bir besin zinciri oluşturuyoruz.
Evet, hindi popülasyonun artması zaman ala...
Ona bizi buraya getirmeden önce başlamalıydınız.
Belki de, belki de. Ama şu an durum bu, tamam mı?
Ayrıca bakın, Maggie'yle biz güvercin ve fare kapanı yapmanız için yardım edebiliriz.
Biz o ışığı fare yemek için takip etmedik!
Bir dakika, bir dakika. Yani haftada dört teneke konserve, bir paket makarna...
ve yakalayabildiğimiz kadar kemirgen, öyle mi?
Sen ne alıyorsun, ha?
Ben mutfağımı boşalttım ve her şeyi bağışladım. Dağıtılanlardan da bir şey almayacağım.
Millet! Hey! Dinleyin.
Kimsenin bunda suçu yok! Kimse böyle olsun istemedi!
Şuna eminim ki hepimiz bu kadarını bile bulamadığımız haftalar geçirdik.
Kimse açlıktan ölmeyecek.
Söz veriyorum.
Sadece birlik olmamız gerek, tamam mı?
Yapabiliriz bunu.
Siktir lan! Biz gıda istiyoruz!
Işığa doğru bak, lütfen.
Bak, gözümle gördüm.
Barbunya konservesini ikizlerin arasına saklayarak çaldı.
Sonra da beni suçlamaya kalktı.
İkizler. Komikti ya.
Ne kayıplar verdiklerini bilmiyoruz.
Daha fazlasını kaybetmekten korkuyorlar sadece.
Hepimiz o durumdayız şu anda.
Aynı darbeyi bir daha yememeye çalışıyoruz.
Haftaya gıda dağıtırken güvenliği dört katına çıkarırız.
O zamana kadar birbirlerini öldürmezlerse tabii.
Haklıydın.
Beni bu insanları buraya getirmeye ikna ettin çünkü biliyordun ki, nasıl birine dönüşmüş olsalar da...
her şeyin yeterince olduğunu, artık korkmaya gerek olmadığını bildiklerinde iyi insan olurlardı, ki oldular.
- Ama şimdi yine korku içindeler. - Farkındayım.
Bu işi bir an önce çözmezsek her şey altüst olacak.
- Daha fazla gıda bulmalıyız onlara. - Artık gıdamız yok.
Hasata kadar yetecek şekilde yok.
Bir şey yapmalıyız.
Ne olursa.
Bir fikrim var.
Daha fazla gıda veremiyorsak, en azından o konuyu düşünmemelerini sağlayabiliriz.
Gece gündüz sürekli elektrik verebiliriz.
Ama onun için de tankları dolu tutmamız gerek.
Solmari'yle konuştum.
Metro tünellerinde kafesler kurabilir.
Turnikeler yerleştirir. Böylece aylaklar girer ama çıkamazlar.
Kafesleri doldurmak zaman alacak yalnız.
O zamana kadar kapalı bir alanda bolca aylak bulmamız lazım.
Onları yakalayıp tankları doldururuz.
İnsanları yatıştırmak için işe yarayabilir.
Anlıyorum. Anlıyorum ama biraz manipülatif.
Bilmiyorum. Huzuru sağlayacaksa bence iyi liderlik budur.
Yüzlerce aylak vardır burada. Nasıl yapacağız ki?
Ee yardım alacağız.
Bilmiyorum. Aşırı tehlikeli geldi bana.
İnsan kaybetmeye değer mi?
Bak, doğru insanları getirirsek kimseyi kaybetmeyiz.
Hastir! Oha!
Buna dikkat etmemiz gerekecek.
YÜRÜYEN ÖLÜLER: ÖLÜ ŞEHİR "Hükmedenler"
Tamam, anladım ben sizi.
Kral Arthur'un bir zamanlar dediği gibi...
halkını kontrol etmek istiyorsan vereceksin ekmeği, vereceksin eğlenceyi.
Hepimiz biliyoruz ki ekmek verme konusunda sıkıntı yaşıyorsunuz.
Eğlenceye davet edeceksiniz tabi.
Çünkü insanlar video oynatıcıları ve vibratörleri çalışsın ister.
Boş mideyi unutturur bunlar.
Kusura bakmayın ama vibratörler pille çalışır biliyordum ben. Öyle değil mi?
Yanlışın var, Dillard. Bazıları acayip enerji çeker.
Kademeleri nasıl peki? Bakire kız, ev hanımı ve porno yıldızı matkap gücü mü?
Yok artık? Ciddi misiniz?
Lütfen ya, konuyu dağıtmasanız?
Bu arada geberiklerden almaya geldiyseniz Yarakello'dan uzak durursan sevinirim.
O şey için gelmedik.
Aradığınız şey cesetse bana bir isim listesi verin yeter.
Hayır, teşekkürler. Aylakları bulduk...
ama onları toparlamak için yardım lazım.
Kendinizi kurtarmak için elimize düştünüz yani?
Çünkü adamım Dillard, gayet centilmence...
size hindiler için başlangıç paketi ayarladı zaten.
- Yani isteğiniz az buz şey değil. - Gulu gulu!
İstersen ödül olarak Maggie sana balıklı fırın makarna yapar.
Aslında balıklı fırın makarnası meşhurmuş diye duydum.
Tamam, seçiyor muyuz ekibi?
- Peki, kaç kişi lazım toplam? - 12, en az.
Güçlü olmalılar ama birbirini kollayacak kadar da çevik.
Ne biliyorsunuz yapacaklarını?
Aidiyet duygusuyla diyebilmek isterdim ama iki katı erzak desek?
İyi kat erzak.
Bakın, Dillard ve benim gibiler için aksiyon keyif vericidir.
Bu gruptaki insanlar için sadece başlangıçtır.
Onlara pay verebilirsiniz. Orada ne bulursak ilk onların olur.
İlk bulanın hakkıdır derler.
Poseydon'a Dönüş filmindeki gibi. Evet, ondaki gibi.
Ayrıca onlara saygı göstermelisiniz.
Yoksa size itibar etmezler.
Merak etme sen onu.
Ve bize Kelsey lazım.
- Aynen, Kelsey Bea. - Evet, Kelsey. Yeni Babil'in eskilerinden.
Cellat Kelsey derlermiş ona. Çünkü idamlarda gönüllü olurmuş.
Anlaşılan urgandan bıçağa sorunsuz geçiş yapmış.
Ekleyin onu.
Tamam. Rahip Anthony peki?
Hayır, Anthony manyağın teki.
Ama bana tanrıyla çok güçlü bağım var dedi. İşimize yarayabilir.
Amin.
Bennie.
- Yangıncı Bennie, adamım. - New York itfaiyesindenmiş.
İşinin ehli, şehri biliyor.
Yakın koruma söz konusu olursa biçilmiş kaftan, Maggie.
Mesing kesin olsun. Başının çaresine bakmayı bilen biri.
Aşçı mı?
Şef, sağ olasın.
Satırların efendisi.
"Ayı" peki?
Üç bacaklı Radomir.
Yapmayın ya, adamın iki şey umrunda. Bir kendisi bir de...
Adam sanatçı, millet. Kaba etin Fellini'si.
- Pornonun Picasso'su. - İnce işin Monet'si.
Radomir bir dursun şimdi, lütfen. Ben Fabian'a soracağım.
İsterim, gerçekten. Sadece şey...
Fazla riskli geldi.
Bana bir şey olursa eşime ve çocuklara ne olur?
- Yani... - Evet, anlıyorum.
Dur, dur.
Dünkü konuşmanı dinledim. Hep beraber olalım diyordun. Yardım etmek isterim.
Hepiniz gidiyorsunuz, cephanelikte seve seve çift mesai yaparım.
Tamam.
- Tamam, sağ ol. - Tamam.
Solmari, yapmak zorunda değilsin bunu.
Tasarlayan benim. Yapacağım.
Tamam, peki.
Maggie, bu grupla çatışmaya giderim diyor musun sen?
Biliyorum bu insanlardan bazıları o ışığı yaktığımızda gelmesinden çekindiğin insanlar.
Ama bu iş için tam da bize lazım kişiler.
Peki...
Tamam, millet. Dinleyin.
Yapacak çok işimiz var.
Bu öyle basit bir aylak idaresi değil, tamam mı?
Yanlış tek bir hareket yapan ısırılır.
Çok yoğun birikmişler burada ve çıkmak için kuduruyorlar.
O yüzden direkt kapıları atmak söz konusu değil.
Burada sen devreye giriyorsun.
Oyalama çok önemli.
Onları kapıdan uzaklaştırıp aynı anda 5-6 tanesini idare edebileceğimiz kadar yer açacağız.
Hepsinin birden dışarı fırlamasına izin vermeden.
Daha yavaş olacak ama emin olun böylesi daha güvenli.
Güm!
Islık gibi bir ses duyarsanız hemen saklanacak yer bulun.
Anlaşıldı mı?
Teşekkürler, Maggie Hanım.
Millet, Maggie Hanım'a kocaman bir teşekkür.
Görüyorsunuz, buna plan denir. İyi plan ve iyi planlar önemlidir.
Size diyeyim. Feci derecede iyi planların sıçıp batırdığı tarafta olmuşluğum var.
Ama iyi plandan daha önemli bir şey var.
Taşak.
Bazılarınız aksini düşünse de herkeste taşak vardır.
Tabii ben aletinizin altındaki torbadan bahsetmiyorum.
Hayır, yüreğinizdeki taşaktan bahsediyorum.
Cesaretten bahsediyorum.
Cesaret işi halletmenizi sağlar.
Cesaretiniz bir boku halledemeyecek kadar boktansa...
o bok aynı bok olarak kalır.
O yüzden otu boku bırakın...
dualarınızı edin çocuklar.
Ve yukarıdaki patronla aranız yoksa dualarınızı bana edin.
Çünkü tanrıyla benim aramda bir ortak nokta var.
Korkaklardan nefret ederiz!
Bu ilk kamikaze görevin değil diye tahmin ediyorum.
- Hayır, kesinlikle. - Evet, benim de.
Yine de düşündürüyor beni.
Renata etkileyici biri, değil mi?
Zamanında çok delifişekle çalıştım ama o gerçekten işi sıkı tutuyor. Anlıyorsundur?
- Öyle. - Evet.
Sana beni soruyor mu hiç?
Hayır.
Oldu.
Hazır?
Tamam.
Şurası.
Sıra sizde.
Hastir.
Çok mecbur kalmadıkça hiçbirini öldürmeyin.
Mümkün olduğunca yürüyebilen toplamamız gerek.
Bennie, iyice gerdir.
Tamam, yürüyün.
- Rampa kimde? - Beyaz bölge sadece yükleme ve boşaltma içindir.
Geçir başına. Devam.
Haydi, devam! Devam!
No comments yet. Be the first to leave one.