ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Bay Wheeler, avukatın geldi.
Hadi. Gidelim.
Dokunma bana!
İki kelime.
45 puan.
Hayır, bu bir kelime değil.
Bu bir özel isim.
Kleenex. Bu bir kelime.
O bir marka.
İkisi birden olabilir.
Çok yalancısın.
Evet, puanlarımdan vazgeçmem.
Bakalım. Ver şu tahtayı.
- Al bakalım. - Ver.
Neredeyse bitmiş.
Evet, neredeyse.
Belki dördümüz oluruz diye düşündüm.
Yani baban, ben,
sen ve Matthew.
Bu küçük dal o.
Bu sabah bitirmek istiyordum ama...
Harika olmuş anne.
Yaparsın.
Davetsiz misafir.
Merhaba ufaklık.
Siz bana bakmayın.
Danny, bir şeyler atıştırmak istersin diye düşündüm.
Kurabiye yaptım, damla çikolatalı, cevizli.
Chester.
Bir şey diyeyim mi?
Bu ay sahipsiz bir köpeğe bakıyorum.
Herhalde üstümde kokusunu aldı.
Çok özür dilerim.
Hey, hâlâ oynuyor musunuz?
Kardeşin aşağıda. Onu bovlinge götüreceğim mi demiştin?
Kesin bir şey planlamadık. Ben... Kalabilirim.
Hayır, hayır. Git sen.
Aslında biraz gözlerimi dinlendirmem gerek.
Tamam.
Tamam.
- Seni seviyorum. - Seni seviyorum.
Burası fazla mı aydınlık?
Ben hemen kapatırım.
Hayır, aslında kalsın lütfen.
Bu manzarayı çok seviyorum.
Olur. Tabii.
Sen nasıl istersen.
Ondan istediğin kadar nefret et, ama bu kurabiyeler süper.
Benden söylemesi, sahte bu.
Ne?
Her şeyi.
Sürekli melek gibi biri olduğunu hatırlatmanın yollarını buluyor.
Şimdi de hayvanları mı kurtarıyor?
Belki sadece iyi bir insandır?
Gidelim hadi.
Hadi ama.
Merhaba.
Danny.
Merhaba Brittany.
Nasılsın?
Anneni duydum.
Hâlâ hastanede mi?
Eve yeni çıkardılar.
Bu harika.
Dördüncü evre miydi?
Yani teşhis koyulduğunda?
Yıkılmış olmalısın.
Düşünemiyorum bile.
Eğer konuşmak falan istersen...
O ölmedi.
Sen ve ben,
arkadaş değiliz, tamam mı?
Kibarlık etmeye çalışıyordum.
Öyle mi?
Hey, bir şeyler yiyebilir miyiz?
Boş ver ya. Bırak peşini, tamam mı?
- Karar verdiniz mi? - Tuvalete gitmem lazım.
Soğansız bir çizburger. - Tamam, evet.
Soğansız çizburger. Ya sen?
Pardon.
Evet, ben... Neyse. Bana da aynısından,
içinde her şeyden olsun.
Havalı kızların havalı yerlere gitmesini beklersin.
İnan bana, gitmiyorlar.
Spalding'e transfer oldun, değil mi?
Geçen ay.
Seni ne diye rahatsız ediyordu?
Pardon, cevap vermek zorunda değilsin.
Hayır, önemli değil.
Annem hasta.
Çok hasta.
Ve Brittany bana bir sürü soru soruyordu.
Ve yemin ederim, yedinci sınıftan beri konuşmamıştık.
- Ölüm turisti. - Ölüm turisti mi?
Evet, bazılarının hayatı öyle kolaydır ki,
gerçek duygu hissedebilmek için başkalarının
trajedilerini kullanırlar.
Bana çok olurdu,
teyzemin yanına taşınmadan önce annemle babam öldüğünde.
Sarhoş bir sürücü yüzünden. Otoyolun karşı şeridine geçmiş.
Bu...
Bu çok kötü.
Evet.
Ben Danny bu arada.
Ben de Leanna.
Yanında patates olsun mu?
Çünkü normalde olmuyor.
Evet.
Patates kızartması iyi olur. - Tamam.
Isabel, beni duyabiliyor musun?
Isabel, duyabiliyor musun?
Konuştuğumuz bu muydu?
Ne oluyor?
- Danny, dışarıda bekle lütfen. - Ne yapıyorsun?
Morfinini ayarlıyorum.
Belli ki işe yaramıyor! Daha fazla vermelisin!
Danny. Lütfen. Dışarıda bekle.
Geçecek. Geçecek.
Geçecek. Geçecek.
Babanız içeri gelmenizi istiyor.
Şimdi mi oluyor?
Ölüyor mu?
Ona söylemek istediğiniz bir şey varsa, bence şimdi tam sırası.
Tamam.
Tamam hayatım.
Tamam.
Bundan zevk alıyorsun, değil mi?
Evleri dolaşmaktan.
İnsanların ölümünü izlemekten.
Bir nevi ölüm turisti gibisin.
Tanrım.
Lütfen.
Bitirdim, gördün mü?
Nasıl yapacağımı internetten araştırdım.
Tanrı seni korusun.
Melekler seni kurtarıcına götürsün.
Sen bizim için onun varlığının bir işaretisin.
Bugün burada teselli
bulup teselli vermek üzere toplandık.
Kalplerimiz Isabel'in kaybıyla acırken bir araya geldik.
Huzur içinde yatsın.
Tanrı yüzünü ona göstersin...
Bundan zevk alıyorsun değil mi?
Sen bir nevi ölüm turisti gibisin.
Baban, ben,
sen ve Matthew.
Seni seviyorum.
Merhaba Danny,
seni görmek güzel. Gel, otur şöyle.
Bu kim?
Bu Doktor Gary Weiss. Adli psikiyatr.
Söyledim sana, bunu yapmayacağım.
Sadece bir sohbet.
Sana bazı sorular soracak.
Cevapları aleyhimde kullanacak.
Sonra beni akıl hastanesine yatıracaksınız. Ben deli değilim.
Bunu kaç kere konuşmamız gerekiyor? Ben...
Beni dinle. Avukatın olarak şiddetle tavsiye ediyorum...
Hayır, yeter. Hadi!
Hey, hadi. Aç kapıyı.
Danny, söz veriyorum, bir art niyetim yok.
- Yeter. - Sadece konuşalım.
Dokunma bana.
Yapma! - Mike, biraz yardım et.
Şu anda üç dersten kalıyor,
sınıf tekrarı yapmasına yeter.
Bir ay okula gidemedi.
Telafi sınavlarına girip
yaz boyunca ödevlerini tamamlarsa?
Yaşadıkları nedeniyle ona biraz müsamaha gösterilebilir.
Tabii, ama sadece akademik durumu değil.
Altta yatan bazı sorunlar olabilir,
annesinin hastalığından önceki sorunlar.
Nasıl yani?
Danny, gel otur.
Pardon, Bay Bryer dersten sonra hemen çıkarmadı.
Babana şeyi anlatıyordum...
Ne sorunu?
Geçtiğimiz yılda, birkaç öğretmeni
odaklanmada devamlı zorlandığını,
sık sık asabi olduğunu ve ani çıkışlar yaptığını fark etti.
Ve ben bunu ilk kez mi duyuyorum?
Eşinizle birkaç kere konuştum.
Ona Danny'nin bir akıl sağlığı
uzmanı tarafından değerlendirilmesini tavsiye ettik.
Uzmanlık alanı bu olan biri.
Gerek olmadığı konusunda ısrar etti.
Özür dilerim, ben sandım ki ikiniz...
Hayır, hayır, tabii.
Bakın, aslında,
annesi Danny konusunda biraz fazla korumacıydı.
Her şeyi anlatmazdı.
Evet, anlıyorum.
Ne yazık ki böyle bir travmatik kayıp
bazen psikolojik semptomların
artmasına yol açabilir.
Eğer altta yatan bir hastalık varsa,
düşünce bozukluğu veya aşırı kaygı gibi...
Danny.
Bir saniye izninizle.
No comments yet. Be the first to leave one.