ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Üç, iki, bir. Atla!
Ben kazandım.
Tekrar yarışalım lütfen.
Tamam.
Bu sefer kesin kazanacağım.
20 YIL SONRA
CANIM, BENİ ARA. SENİNLE KONUŞMAK İSTİYORUM.
Lucía, derste telefonunda mısın?
Ruth, canım, ara beni. Tamam mı?
23 Ekim'de kaybolan dokuz yaşındaki Alejandro Huelva'ya dair
son gelişmeleri aktaralım.
Çoğunluğu Mieres'li komşulardan oluşan gönüllü ekiplerin
Sivil Muhafızlar'la yürüttüğü arama çalışmaları
henüz bir sonuç vermedi.
Yetkililer, her vatandaşın arayabileceği özel bir ihbar hattı oluşturdu…
Alejandro!
-Alejandro! -Alejandro!
…anonim olarak arayabilirsiniz.
Numara 984 555 6704.
Şimdi diğer haberlere geçelim.
Son çeyrekteki istihdam oranı…
ŞÜPHE SARMALI
ANNEM
Hey, iyi misin?
İyiyim.
-Sana ne lazım, biliyorum. -Hayır, bu gece çıkmayacağız.
Peki, öyle olsun.
-Şerefe! -Şerefe!
RUTH, LÜTFEN.
BENİ ARA. ÖNEMLİ.
Her şey yolunda mı?
Evet.
İki tane daha!
-Harika görünüyorsun. -Hayır.
-Gerçekten. -Siktir!
-Saat kaç? -Evet, hava aydınlanmış, yani…
-Bilmiyorum. -Evet ya.
-Yedi mi? Sekiz mi? -Böyle olmamalıydı Rose.
Kahve içebilirim.
"Sütlü sade kahve lütfen."
-Böyle mi diyorsunuz? -Evet.
-Harika. -Of, siktir.
-Yiyecek bir şey alacağım. -Tamam.
-Ne oldu? -Ruth…
Annen.
-Ne? -Annen düştü.
Ne? Nasıl?
Nerede düştü?
Annen öldü Ruth.
Madrid'e gidecek 817 numaralı uçuşun yolcuları için son çağrıdır.
Lütfen biniş kapısına gidiniz.
KAYIP ARANIYOR
Her gün yaptığı gibi bisikletiyle çıktı ama saatler geçti, dönmedi.
Ve… Hâlâ dönmedi.
Orada bir yerde olduğunu biliyoruz. Gören olursa lütfen…
Bugüne kadar ortaya çıkmadıysa…
Çok üzücü. Tüm kasaba şokta.
Her gün aramaya çıkıyorlar ama bence pek bir umut yok.
-Teşekkürler. -Ne demek.
Ne oldu?
Güçlü olmalıyız.
Özellikle de ben.
Sivil Muhafızlar niye burada?
Tamam. Sağ ol Carlos.
Üzgünüm arkadaşlar, ama…
Sadece talihsiz bir kazaysa bile ne olduğunu belgelememiz gerek.
Ne oldu peki?
Duşta kaydı.
Görünen o ki öncesinde içki içiyormuş.
İmkânsız.
-Pardon? -Yok.
Yok, o… Annem içki içmezdi.
Son zamanlarda içiyordu.
İçiyordu.
Ruth, görünüşe göre annen gece yarısı duş almak için üst kata, banyoya çıkmış.
Yukarı çıkalım mı?
Tabii.
Baban tavan arasındaymış,
annenin bir süredir banyoda olduğunu fark etmiş.
Seslendim, yanıt vermedi ama su sesi geliyordu.
Kapıyı kırmam gerekti.
Annen hareketsiz yatıyordu.
Nefes almıyordu.
Ayağı kayınca duşakabin camına doğru devrildiğini
ve camın kırıldığını düşünüyoruz.
Kafasını yere çarptı ve…
Çok geçmeden de öldü.
Üzgünüm, şu an hiçbir şeye dokunamazsın.
Pardon, sadece…
Annemin kapı kilitleme huyu yoktu.
Hoşuna gitmezdi. Bana da hiç kilitletmezdi.
Ne zaman kilitlesem bir ton laf ederdi.
Canım.
Sanki ondan değil de başkasından bahsediyoruz.
Ruth.
Onu tanıyamıyorum.
Neredeyse iki yıldır buraya gelmedin.
Nasıl tanıyabilirsin ki?
-Sabredeceğiz. -Sabredeceğiz. Tek seçenek.
Babana evrak işlerinin kaldığından bahsediyordum, rutin şeyler.
Öyle işte, biliyorsundur.
Ama toksikoloji raporu çıktığı ve bir sorun olmadığı belli olduğu an
naaş cenaze vesaire için teslim alınmaya hazır olacak.
Umarım bir an önce olur.
Bu sırada bir ihtiyacınız olursa buradayım.
Çıkalım.
Martín, beni nerede bulacağını biliyorsun.
-Tekrar sağ ol. -Ne demek.
-İyi günler. -İyi günler.
Bir ihtiyacın olursa nerede olduğumu biliyorsun.
Baba.
Dün bir şey mi oldu?
O nereden çıktı?
Çünkü annem beni aradı.
İki üç kere.
Kötü bir gün geçiriyordum, açamadım.
Sonra da mesaj da attı.
Ne demiş?
Konuşmak istediğini.
Biraz tartıştık.
Neden?
Çünkü içmesinden hoşlanmıyordum.
Herhâlde ondan kendini banyoya kilitledi.
Benden laf işitmeden içmeye devam etmek için.
Ama kadehi aşağıdaydı.
Ne?
Kadehi. Kadehini yanına almamış, aşağıda bırakmış.
Unutmuştur. Sarhoştu.
Ne önemi var?
Var. Önemi var baba.
Var çünkü beni aradı ve ben açmadım. Bugün aramak istiyordum.
Bugün arayacaktım ama şimdi…
Ruth, telefonda konuşmayı sevmediğini biliyorum.
Ama arıyor ya da mesaj atıyorsam önemli bir şey vardır.
Merak etme, ziyarete gel diye başının etini yemeyeceğim.
Biliyorum, uçak fiyatları pahalı falan filan.
Konu baban Ruth.
Baban eskiden tanıdığın adam değil.
Baban… Baban artık bambaşka biri.
Bir süredir öyle.
Endişelenme diye sana söylemek istemedim.
Ama…
Pardon.
Bir an onun geldiğini duydum sandım.
Ruth.
Baban…
Baban beni korkutuyor.
Bütün gününü tavan arasında kapalı geçiriyor.
Şu an açıklayamıyorum, ama…
Ama bir gün bir delilik yapmasından korkuyorum.
Lütfen beni ara.
Seni seviyorum.
SİVİL MUHAFIZLAR GİRİLMEZ
Baba?
İyi uyudun mu?
Çok pişmiş sevmiyordun, değil mi?
-Al. -Teşekkürler.
-Başka bir şey? Meyve suyu ister misin? -Yok, çok aç değilim.
Ben sana yardım edebilir miyim?
Yok, merak etme.
Sivil Muhafızlar izin verene dek yapacak pek bir şey yok.
İstersen alışverişi ben yapayım. Ya da serada yardım edebilirim.
Şu ara serayı çok boşladım.
Niye?
İşlerim vardı.
Ama sen emeklisin baba.
Emekli olunca insan olmayı da bırakıyor muyuz?
Ye hadi.
Dün gece annenin sesini duydum.
Rüyanda falan mı?
Hayır.
Galiba senin telefonundan geliyordu.
Sana mesaj mı bırakmış?
Hayır. Eski sesli mesajlardı.
Emin misin?
Neden?
Ben babanım tatlım. Yalan söylediğinde anlıyorum.
Keşke bir şeyi konuşmak istemediğimi belli ettiğimde de anlasan.
-Ne dedi, niye söylemiyorsun? -Çünkü bizim aramızda baba.
Tabii. Her zamanki gibi.
Tanrı korusun, dünyanızın bir parçası olurum falan.
Kedi köpek gibi didişirdiniz
ama ben müdahale edince kenetleniverirdiniz.
Önemli bir şey değil.
Bu artık bitti tatlım.
Artık aramızda sır olmamalı.
Annen artık yok. Anlıyor musun?
Evet baba.
Çok teşekkürler.
Ruth.
Sivil Muhafız çavuşu aradı.
Adli tabibin işi bitmiş. Anneni bize geri veriyorlar.
Tuhaf bir şey bulmuş mu?
Ne bulması gerekiyordu?
İçki içti, yere düştü. Hepsi bu.
Yardım lazım mı?
Gerek yok tatlım.
Ay! Baba, yardım edeyim.
Yardım etmene gerek yok.
Ver.
No comments yet. Be the first to leave one.