Masculin Féminin

Masculin Féminin (Masculin féminin)

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

Masculin feminin 1966 1080p BluRay FLAC 1 0 x264-JKP
കമന്ററി എഴുതിയത് 1see0ne

ടാഗുകൾ

BluRay
x264
1080
REMUX
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2024-04-30
ഡൗൺലോഡുകൾ: 33
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

CNC'nin cömert destekler sağladığı bu restorasyon,

Willy Kurant'ın yakın gözetimi altında,

Eclair (görüntü) ve L.E. Diapason (ses) tarafından 2016 yılında yapılmıştır.

Argos, Svenskfilmindustri, Sandrews, Anouchka...

çekilen 121 siyah-beyaz film içinde...

Fransızca olan 3-4 tanesinden biri olan bu filmi takdim eder.

ERKEK-DİŞİ

"Hiçbir zaman değmez...

...gözler, gözlere.

Ne de bir iz...

...yaşamdan. Sükûnet.

Boşluk.

Hararet.

Işık, sönüyor.

Bu hudutsuz hikâyenin...

hiçbir yerinde...

günden güne çekilen...

tekdüzelikten,

...ve yorucu hamallıktan...

...bahsedilmez.

Marsilyalı bu isimsiz genç...

saatlerce konuşuyor...

başkalarıyla.

Hayatı paylaşıyor...

...yalnız kalma...

imkânı yokmuşçasına.

Ve hiçbir iz yok."

Bir sıcak çikolata.

Pardon. İsminiz, Madeleine Zimmer mi?

Evet. Niçin sordunuz? Tanışıyor muyuz?

Sizi daha önce burada görmüştüm de.

Doğrudur.

Şey, bir arkadaşım, Robert Poicard...

sizin de tanıdığınız birini tanıyormuş. Dumas adında biri.

Ah, evet. Marcel.

Kapı!

Arkadaşım, Dumas'ın bana bir iş bulabileceğini söylemişti.

Dergide mi?

Dergide mi çalışıyor? Bilmiyordum.

Eğer Marcel Dumas'dan bahsediyorsak, evet öyle.

Evet?

Siz de mi dergide çalışıyorsunuz?

Fotoğraf bölümündeydim eskiden, artık çalışmıyorum.

Albüm çıkarmaya çalışıyorum. İş mi arıyorsunuz?

Tam olarak sayılmaz, ama hazır askerliğim de yeni bitmişken.

Nasıldı, zevkli miydi?

Hayatınızın 16 ayı geçiyor...

rahatlık olmadan, para olmadan, aşk olmadan ve boş zaman olmadan.

Bir nevi, modern yaşam gibi diyebiliriz.

Günün her saati, küstah otoriteye boyun eğmek...

ve 16 aylık bir debelenme, bu genç Fransız...

göreceli bir özgürlük kazanmak zorundaydı otoriteye karşı...

kültürle olan tüm bağları da koparılmışken.

Bu bir kölelik yaşamı olabilirdi...

çünkü askeriye ile sanayi sektörü çok benzerdir...

ikisi de, para ve emirlerle yürütülür.

Pek zevkli değilmiş sanırım!

Daha önceden bir işiniz yok muydu?

Pek sayılmaz.

Zaten yeni bir başlangıç da fena olmaz.

Bazen, aleyhte şartlarda çalışmak zorunda kalırım.

Mesela şu an, Neft Kimyasal'da çalışıyorum.

Hiç duymadım?

Citroën fabrikasının yakınındaki büyük beyaz bina.

Orada birkaç iyi insanla tanıştım.

Paris'in işçi sınıfı, ekseriyetle iyi insanlardır.

Muhabbeti severler. Belki de haddinden fazla severler.

Partiye zarar veren şey, bu olsa gerek.

Çok parti üyesi var ama bunların çok azı gerçek devrimci.

Bunun sebebi de çalışma şartları.

Hiç mola yok.

Yöneticiler, üretimi artırmak için böyle yapıyorlar.

Böylece işçinin kendine ayıracak zamanı olmuyor.

Böylece yaşamları da; "çalış, ye, uyu ve yine çalış" döngüsünden çıkamıyor.

Dayanılmaz bir durum.

Marcel ile burada buluşacaktık biraz sonra.

Arkadaşınızın adı neydi?

Seni orospu!

Hakaretlerinden bıktım!

Bunun sorumlusu ben değilim.

Sen sadece hakaretten anlarsın. Ne istediğinden haberin mi var sanki.

Var, merak etme.

Patrick'i bırak! O benimle kalacak!

Git kendine başka kadın bul!

Kapı!

Kapı!

- Günaydın. - Günaydın.

Selam.

- Nasıl gidiyor? - Feci.

Ne oldu, sorun nedir?

Saat 10.00'a kadar, işler feciydi diyorum.

Bir espresso.

Saat 10.05 oldu.

Gerçekten mi? O halde her şey çok güzel.

Hâlâ gece vardiyasında mısın?

Gazete okumuyor musun sen? Grevdeyiz.

Devlet bu kez boyun eğecek. Yani, öyle umuyorum.

Komünist Sendika da grev diyor mu peki?

Evet, Antikomünist Sendika ile birlikte.

Peki o şerefsizler ne diyormuş?

Bilirsin işte.

Evet, hatırladım. Katoliklerin dediklerinin aynısı.

Ha unutmadan, imzala şunu.

"Aşağıda imzası bulunan bizler, Rio de Janeiro'daki yedi sanatçının

sadece, devlet politikalarına karşı çıkıyorlar diye

tutuklanmalarını ve mahpus edilmelerini...

ki bu durum, Brezilya'da sıkça yaşanmaktadır...

ifade özgürlüğünü ihlâl etmek olarak görüyoruz...

ve o sekiz mahkûmun hemen salıverilmelerini talep ediyoruz."

Aynısı geçen hafta Madrid içindi.

Sonraki neresi olacak?

Atina, Bağdat, Lizbon.

Ne kadar kazanıyorsun bu aralar?

- 60. İNSAN EMEĞİ

- Devrime yardımı bırakma. ÖLÜ ŞEYLERE

HAYAT VERİR

Odayı sordun mu?

Sana söyleyecektim.

Ben yokum o işte.

Hâlâ arabanda mı uyuyorsun?

Evet. Hâlâ Soissons'da yaşıyorum.

Dündü ya da evvelki gündü, Place Clichy'de sana seslendim.

Görmedin mi beni?

Gördüm de, yanımda kuzenim vardı.

Sık sık görüşüyor musunuz?

Zor iş, biliyorsun.

Seninkini tekrar gördün mü peki?

Kimi, Madeleine'i mi? Ne benimkisi, unuttum gitti.

Yani yatmadınız öyle mi?

- Stadyum? - Şehrin diğer ucunda, beyefendi.

Stadyum?

Şehrin diğer ucunda, beyefendi.

Teşekkürler.

Ne yaptın şimdi?

- Kendimi o adamın yerine koydum. - Yani?

Yanisi yok işte.

Ee?

Derler ya, "Kendini onun yerine koy."

Saçma bir laf işte.

İzle.

- Biraz şeker alabilir miyim bayan? - Tabii.

Teşekkürler.

Fena değil.

Göğüsleri mi?

Bir de ben deneyeyim.

- Biraz şeker alabilir miyim bayan? - Tabii.

Teşekkürler.

Ee?

Harika.

Gitmem lâzım.

Cuma günü görüşürüz.

Tamamdır.

Paris'de bugün. Genç kızların hayalini kurduğu şey ne?

İyi de hangi genç kızlar?

İşte canları çıktığı için aşka vakit ayıramayan...

montaj bandı kontrolörleri mi mesela?

18 yaşında, nehrin sağındaki otellerde...

fahişelik yapmaya başlayan...

manikürcü kızlar mı yoksa?

Yahut, burjuva ebeveynleri

kendilerini hapsettikleri için, sadece Bergson ve Sartre'yi bilen

zengin liseli kızlar mı?

"Fransız kadını" diye bir tip çıkaramazsın ki.

- Nasılsın? - İyidir.

Marcel, işlerin yolunda olduğunu söyledi.

Evet.

Maaş işini konuştunuz mu?

Salı günü bakacağız o işe.

Bugün ayın 23'ü, biliyor musun?

Evet. Ne oldu ki?

23'ü önemli bir gün falan mı?

Ayın 23'ünde, "Seninle çıkarım" demiştin.

Öyle bir şey demedim.

Öyle bir şey demedim.

Berbat bir yalancısın.

Değilim.

O "Haha" neden?

Bilmem. Yalan söylemez misin yani?

Hiç mi?

Eh, bazen olur ama öyle alışkanlık halinde değil.

Neden ki?

Arada sırada yalan söylüyorum sana.

Bana mı? Bana neden yalan söyleyesin ki?

Tipin değilim diye mi?

Hayır, ondan değil.

Sence burnum çok mu büyük?

Hiç de bile.

Bunu duyduğuma sevindim.

Neden benimle çıkmak istiyorsun bu akşam?

Çünkü güzelsin. Hem de romantizm olur.

Bende sevdiğin, başka bir özelliğim yok mu yani?

Tabii var. Her şeyin.

Mesela?

Saçların, gözlerin, burnun, ağzın, ellerin.

Peki; bu çıkmak, yatmak anlamına da mı geliyor?

Kesin bir cevap istiyorum.

Cevap versene.

Kaç yaşındasın?

21.

Anne baban yaşıyor mu?

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left