ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Carmen, tatlım.
Bu adamlar...
Ne ilkler ne de son olacaklar.
Farklı yüzler
Farklı şekil ve boyutlar.
Ama hep aynı adam.
Tek bir adam.
Gözleri üzgün ama ağlamıyor.
Susuz ve soğuk, tıpkı çöl gecesi gibi.
Damarlarından kan değil, kum akıyor.
Gözlerimizdeki yaşa, göğüslerimizdeki süte hasret.
Kadınlığımızın kanına hasret.
Ona hayatın tadını tekrar verebilecek bir şeye hasret.
Yapamaz.
Olamaz.
Nerede o?
Kız nerede?
Sen beni sevdin, benim annemi sevdiğim gibi.
Şimdi benden gitme vaktin geldi. Uçma vaktin geldi.
Melekler Şehrine git.
Lo Sombra Poderosa'ya. Ve Masilda'yı bul.
Sen benim kalbimsen, o benim omurgam.
O da senin olacak.
Değerli Carmen'im.
İçinde
Benim kanımı, sütümü
Göz yaşımı taşıyorsun
Onları Masilda'ma götür.
İkiniz de onları paylaşıyorsunuz.
Beslenin benden.
Sonsuza kadar içinizde yaşayacağım.
Seveceğim.
Dans edeceğim.
Güleceğim.
Hey!
Yap gitsin.
Sen beni beladan uzak tutabilen tek kişisin.
- O birayı bana mı getirdin? Sağ ol. - Ne? Canın cehenneme
Bu hoşuna gitti mi?
- Hey. - Hey.
Nasılsın?
İyiyim.
- Biraya ihtiyacın var gibi duruyor. - Ben kola alayım.
- Peki. - Sağ ol.
- Yardım edebileceğim bir şey var mı? - Yok, ben hallediyorum. Sağ ol.
Selam, John.
Yapma.
Şimdi olmaz.
Selam, yakışıklı.
Sana bira getireyim mi? Hayır mı?
Peki, o zaman.
Peki burada dikilip göğüslerimi koluna sürtsem?
- Sadece ilgi istiyor. - Evet, bunu kocasından alabilir.
- Sen de kendi işine bakabilirsin. - Benim işim sensin.
Küçük kardeşim olmanın üzücü bir yan etkisi.
Jay'e selam verdin mi?
- Hayır, Selam. - Gel benimle.
Selam.
Nasılsın?
- İyiyiz. - Geldiğiniz için teşekkürler.
- Selam, Marie. - Selam.
Selam, Jay. Nasılsın?
İyi. Seni görmeyi çok seviyor.
- En son şükran günü mü görüşmüştük? - Evet. Evet, sanırım öyle.
Evet, öyleydi.
Çok sarhoş olmuştuk.
Öyle mi? Sanırım haklısın.
- Evet. Çok komikti. Hatırlıyor musun? - Evet.
Aidan'ın gitarla bir şarkı çaldığını hatırlıyorum.
Hep gitarıyla bir şeyler çalar zaten.
Geri dönsem iyi olur.
- Aidan... - Etlerin yanmasını istemiyorum.
Sonra görüşürüz, Jay.
- Hadi, gidelim. - Nereye?
Sınıra.
Hayır. Gelmiyorum.
Dokuz ay oldu, Aidan.
Her gece burada tek başına oturmaya devam edemezsin.
Evet, oturabilirim.
Kahretsin.
Dikkat dikkat, Aidan'ın olmayan seyircileri.
Çok üzgünüm ama bugünün yalnız konserini iptal etmek zorunda.
Çünkü benim bilmediğim bir şey bilmiyorsan
O gitarı tıngırdatmak ipoteğimizi ödemeyecek.
İşte yaptın. Evet, çok güzel.
İşe girmeyi düşünüyorsan benden daha çok insan tanımalısın.
Bu kasabada ne kadar iş var biliyor musun?
Bir tane.
O yüzden bu gece onlara kendini göstereceksin
ve belki Motel 6'ya taşınmak zorunda kalmayız.
Bekle, pislik. Senin adın ne?
Ramon.
Meksikalı mısın, Ramon?
Evet, evet. Francisco, karımın kuzeni.
Sana parayı o verdi değil mi?
Şimdi aracı bekleyin.
Sorun yok.
Bak.
Bu senin için
İyi olacaksın.
Hadi gidelim. Gelin.
- Hey. - Evet?
- Telefonum açık. - Tamam
- Bir şey olursa. - Tamam.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
- Bu ilk seferin değil mi? - Evet.
Çok seveceksin. Böylesi iş yok.
İşte bu dostum, işte bu. Gel bakalım.
Aidan ile tanıştın mı? Bu gece benimle devriye atacak.
Tanıştığımı sanmıyorum.
- Ben Phil. - Merhaba.
İlk gecesi.
Afganistan'dan geçen ağustos döndü.
- Kaç sefer yaptın? - İki.
- Sıradaki sefer için gönüllü olacağım. - Vay canına.
- Evet. - Evine hoş geldin, evlat.
- Hizmetini takdir ediyorum. - Teşekkür ederim.
Burada sen gibi çok adama ihtiyacımız var.
Ülkeni arka bahçende korumanın nasıl
hissettirdiğini görene dek bekle.
Millet, beni dinleyin.
Puerto Palomas'ın batısında iki ya da üç öncü görüldü.
Yani gözünüzü açık tutun.
Sizler burada gönüllü olarak bulunuyorsunuz.
Bize yardımcı oluyorsunuz.
Bunu takdir ediyoruz.
Ülkeniz sizi takdir ediyor.
Pekala, ne yapacağınızı biliyorsunuz.
Birini görürseniz merkeze bildireceksiniz.
- Merkez, sınır güvenliğe haber verecek. - Pekala.
Silah kontrolü.
Henüz İspanyolca öğrenen oldu mu?
Ne için?
Meksikalı avlıyorsak İspanyolca konuşan birinin olması iyi olur diye düşündüm.
Niye? Geyiklerin dilinden anlıyor musun?
Bu da ne?
Şunu görüyor musun?
Merkezi ara.
Mike.
Ya Meksikalılar burada bırakmış,
ya da başkası onlar için bırakmış.
Mike.
Mike.
Kamyonete bin ve merkezi ara.
Burada kimse yok.
Mike, yapma! Silahını indir!
Vurdum. Onu vurdum.
Hey, hey!
Mike!
- Kahretsin. - Mike, Mike, Mike, yapma, Mike! Mike!
Lanet olsun!
Hayır! Mike, bırak onu!
Tamam. Şunları alın. Al. Gelin.
- Teşekkürler. - Hadi bakalım.
Su. Su. Bekleyin, bekleyin.
Gidin. Gidin. Hızlı olun, tamam mı?
Hareket edeyim deme. Anlaşıldı mı?
Yemin ederim seni vururum.
Son duanı etmek ister misin?
Son duanı etmek ister misin?
Sorun yok. Hey. İyi geceler.
Hey! Hey!
Kamyonetten in.
Nereye gittiğini biliyor musun?
Kuzeye
İleriden sağa dön!
Bin.
Kahretsin, Mike.
Onu tanıyor muydun?
Nerelisin?
El Paso.
Bu çok kötü oldu. Tabii ki onu tanıyordum.
88 model, mavi bir kamyonet için anons geç.
Vurduğun adam.
Arkadaşın mıydı?
İngilizcen güzelmiş.
İyi.
İyi İngilizce konuşurum.
İsmi Mike'tı.
Sen asker misin?
Denizciyim.
Benim adım Carmen.
Senin bir ismin var mı, Denizci?
Merhaba bayım.
Müsait mi?
Evet, buyurun.
Adınız nedir bayım?
Angel, sizinki?
Carmen.
- Peki nereye gidiyoruz Carmen? - Sizin şehrinize.
Melekler şehrine.
Bir maceraya asla hayır demem.
Ben de.
Benim adım Aidan.
Angel. Bu arkadaşım Pablo.
Los Angeles'a gidiyor ve bizi bırakmayı teklif etti.
Emin misin?
Evet. Sana yeterince yük olduk.
- Hayır. Bu çok fazla. - Lütfen.
Teşekkür ederim.
No comments yet. Be the first to leave one.