ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Hâlâ içiyor musun?
Abbie, hâlâ içiyor musun?
60 saniye!
30 saniye!
Sağır mısın?
Yeter be!
10 saniye. Acele et.
Tamam mısın?
Bitti!
Neyse...
Bakalım bu sefer pes edecek misin...
Resmen bok kokuyor amına koyayım...
Pekâlâ...
Altıncı tur... 3, 2, 1...
3 dakika.
Kıpırdama.
Kıpırdama dedim. Netliği ayarlamaya çalışıyorum.
Bir damla bile dökersen, oyun biter.
Çenenden akıyor. Diskalifiye ederim bak...
İnsan gibi ağzınla iç şunu yoksa götüne tekmeyi basarım!
İnsanım zaten...
Emin misin?
- Bunları nereden aldın? - Dallas, Arin Bechdel’den almış.
Arin Bechdel de... bilmiyorum işte... iş yerindeki bir satış elemanından almış.
Ben de Dallas’tan aldım işte, o yüzden geri vermeden önce hepsini bitirmem lazım.
- Arin'den korkmuyor musun? - Hayır. Neden korkayım ki?
Bence Arin'den korkuyorsun.
Bunları bitirmeye mi çalışıyorsun?
Yok, sadece dünyayı ters çevirmeye çalışıyorum.
Sanırım bunu sadece San Francisco bölümünde yapabiliyorsun.
Dört kez quarter pipe'ta yukarı aşağı git...
...sonra rayın yarısına kadar kay...
...sağ taraftan zıpla, bir ollie yapıp çık ve kafesin üstüne in.
Ben bunu sadece bir kere, o da yanlışlıkla yapabildim ama...
...bütün bölüm ters dönüyor.
Ekran kısa bir süre donup titriyor.
Oyunu seneye çıkarmadan önce bunu düzeltirler ama... güzel bir bug...
- Bugları mı bulmaya çalışıyorsun? - He.
Çünkü bu oyunu gerçekten bitiremezsin.
Yeni Shadowgate amına koyayım. Mümkün değil...
Haftalarca uğraştırır.
Kal Torlin’i kurtardım.
- Üç kuleden de kaçtım. - Peki ya bu?
Tımarhaneden kaçtım.
30 saniye.
Pac-Man mi? Arcade versiyonuymuş.
He, eski oyunları pek sevmiyorum.
- Eski oyunları sevmiyor musun? - Zorlar.
10 saniye.
Hadi...
4... 3... 2...
...1! Bitti!
Neredeyse oluyordu be...
Dayanamayacak mısın?
- Emin misin? - Sadece işemem lazım.
Ha. Tuvalet şurada. Git hadi.
- Olmaz. Beni diskalifiye edersin. - Dene bakalım.
- Tekrar baştan başlamama neden olacaksın. - Dene bakalım!
Yedinci tur, 3, 2, 1...
- Bir saniye ya... - Hayır, mola yok.
Hadi ama ya. Biberonlar arasında en az bir dakika olmalı.
Kurallara aykırı bu. Yoksa pes mi edeceksin?
- Peki, o zaman birkaç buz alabilir miyim? - O, laktozu sulandırır.
3, 2, 1.
İç!
N'apıyorsun, toplanıyor musun?
Ronnie Amca'ya gidiyorum.
Yeni yerleşke üzerinde çalışıyoruz. Herkes orada olacak.
- “Herkes” kim? - Herkes işte.
- João bile mi? - N'oldu ki?
Peki, ben de gelebilir miyim?
- Tabii. Annem de orada olacak. - Çamaşırlarını yıkar.
- Ne dedin? - Bir şey demedim.
Ne yapacağım biliyor musun?
Sanırım bu setin tamamını alacağım ki herkes izleyebilsin.
- Yapma. - Yapacağım.
Aynen. Onlara “Pes Etme Rehberi”ni izletelim.
- Pes etmedim. - Hadi ya?
En baştan başlayalım. “Mr Burger Challenge”.
On taneden sadece sekizini tamamlamışsın.
- Evet, artık aç değildim. - Bir bakalım.
“The Catnip Cigarette Challenge” var.
- Birazını yuttum. - He he... Pes etmedin...
Sonra... Ha! Evet, evet, evet. “Son Ses Kulaklık Patlatma.”
Hammett’in sololarından sadece ikisine dayanabildin.
Sana sekiz dakikadan uzun şarkılar istemediğimi söylemiştim.
En esaslı challenge ne olurdu biliyor musun?
Sikik bir iş bulman.
Ama dur... Onda da pes etmiştin... Doğru ya...
Cortez Moruğu sana bir sosisli fırlatıyor, sen de koşarak eve gidiyorsun.
- Kiranı ödeyebilirdin. - He, kirayı sen ödüyordun ya...
Dostum, her şeyi annemin ödediğini biliyorum.
Nereden duydun bunu?
Nereden duydun bunu, ha? Erkek arkadaşın Dallas'tan mı?
- Annem her ay ev sahibine çek veriyor. - Kim diyor?
Parayı da babamın birikim hesabından çekiyor.
Babamın birikim hesabından mı? Adam giderken cebinde beş kuruş bile yoktu.
Annem seni bodrumdan siktir ettiğinde bunu sana söylemeliydi.
- Ben kendi isteğimle gittim. - Deme ya?
Seni orada ona aşk mektupları yazarken yakaladığında mı?
- Onlar aşk mektubu değildi. - “Sevgili Sapık Babacağım”...
- Sapık değildi! - Bunu mahkemeye anlatsana, orospu çocuğu!
Sadece aptalca bir yanlış anlaşılmaydı.
Babam gittiğinde meteliksizdi. Hiçbir şey yoktu orada, salak.
Sikeyim!
Buyur buradan yak... Yine başlıyoruz...
N'oldu, duygularını mı incittim?
Sıkıntın ne senin?
Ha? N'oldu sana?
10 saniyen var, amcık.
9, 8, 7, 6, 5...
...4, 3, 2...
Bitti!
Neredeyse oluyordu lan!
Üff! Biberonun yarısı kalmış, dostum.
Bu çok önemli bir gelişme.
Belki de bu kez challenge'ı gerçekten tamamlayabilirsin.
Annem eskiden hep bizimle otobüs durağına kadar yarışırdı.
Her zaman senin kazanmana izin verirdi, ben de hep sonuncu olurdum.
- Bana bunu niye yapardı ki? - Neyden bahsediyorsun?
Babam da eskiden hep onu yenmeme izin verirdi.
- Ne? - Bana ne olduğunu sordun ya...
Sadece... şaka yapıyordum. Takılıyordum ya... Hayret bir şey...
Hadi. Devam. Sekizinci tur.
- 3, 2, 1. Başlıyoruz! - Hayır, dur. Dayanamayacak mısın? Bırak!
Lanet bir kova getireceğim. Bu sayılmaz.
Zaman henüz başlamadı. Tam burada bekle.
Bodrumdan bir kova ve lanet bir paspas alacağım.
Kıpırdarsan amına koyarım.
Dümen falan da çevireyim deme sakın.
Temizlikçi Jim'e, çaldığımı söyleme sakın. Zaten kimsenin ne dediğini anlamıyor.
Anahtarı yerine koydun mu?
Şanslısın. Sana beş dakika mola hakkı tanıyorum.
- Sana küçük bir hediye buldum. - Nereden buldun onu?
- 417 numaradan. - Çaldın mı?
N'olmuş? Oradakilerin alayı inek.
Bak. Senin o küçük Pac-Man oyunun.
- Ve bir de sokuk hanzo. - Hayır, o Billy Mitchell.
Bir yarışma düzenlediğini söylüyor.
- Bakabilir miyim? - 100 bin dolar.
- Hadi ama. Ver de bakayım şuna. - İstiyor musun? Al o zaman. Hadi, alsana...
- Mola istiyorum. - Diskalifiye ediyorum!
- Rekorunu kırman gerektiğini söylüyor. - Rekoru kaç?
256. seviyeyi geçememiş.
Bu Mitchell denen eleman da senin gibi...
“Adını bir rekora yazdırmak istiyorsan...
“...tarihe geçmek istiyorsan...
...bedelini ödemelisin.”
Siktiğimin topu.
- Cam, lütfen, bakabilir miyim? - Sen 256. seviyeyi geçmeye bak...
Hem 100 bin dolarla ne yapardın ki?
- Bir jet alırdım. - Ne?
Ya da bir tekne. Kaliforniya’ya giderdim.
Michigan’dan Kaliforniya’ya tekneyle mi giderdin?
Evet.
Şuna bak. Jeffrey Yee adında tas kafalı Çinli bir çocuk 1982'de başarmış.
Reagan ona mektup bile göndermiş.
Yee, videoya çektiğini iddia ediyor, sonra da kaseti kaybetmiş.
Mal amına koyayım.
Aslında, Dallas'a Nepal'deki Bodo Amcasından birkaç korsan Pac-Man kaseti gelmişti...
- Belki içlerinde o da vardır... - Ya yürü git!
Dallas kolpacının teki ve bunu sen de bal gibi biliyorsun.
Hayır, iki başlı yılanının yarısını takas etti onun için.
- N'aptı? - İki başlı yılanının yarısını takas etti.
Mola bitti Sweetchuck . Challenge'a geri dön.
- Süt bidonu nerede? - Hayır... ne? Hayır!
- Sadece sekiz biberon demiştin. - Öyle bir şey demedim.
Ayrıca, çekimde o bidonun da görünmesini istiyorum.
Burada bir sanat eseri yaratıyoruz. O bidondaki sütü bitirmelisin.
- Nerede bidon? - Hayır, net şekilde...
- ...sekiz biberon olacak dedin. - Demedim.
- O, challenge'ın son aşamasıydı. - Sütün tamamını bitirmelisin!
Sütün tamamını içmezsen...
- Öyle demedin, Cam! - Beni duydun.
- Hayır, dediğin şey... - Kurallar böyle.
- Evet, ama... - “Ama...”
Aha, buradaymış.
Evet, yani bidondaki tüm sütü bitirmelisin, kaç biberon çıkacağı umurumda değil.
- Dediğim buydu. - Değildi. Dedin ki...
- Aynen bunu dedim. - Demedin.
“Sekiz biberonun bitmesi yeterli” dedin.
- Öyle demedim. - Hem yeniden dolduramazsın bile. Kapağı...
Kurallar öyle değil. Challenge'ta açıkça belirtilmişti...
...“Bidondaki sütü tamamen bitirmezsen, kaybedersin.”
Kapağı kapalıyken dolduramazsın ki zaten!
Bak ne diyeceğim, siktir et! Sana bunu bir kere söyleyeceğim.
- Bu doğru değil, Cam. - Hayatındaki her şeyde pes ettin.
Ve sonunda bir challenge'ı bitirmeye yaklaşıyorsun.
Bak, doldurdum. Şimdi sekizinci tur başlıyor...
...3, 2, 1...
3 dakika.
Hadi.
Hepimiz arkandayız.
Başaracaksın.
Pes mi ediyorsun?
Yapabilirsin.
İşte böyle.
Götür dudaklarına.
İç hadi. Neredeyse bitti.
Oldu.
No comments yet. Be the first to leave one.